Şehrin kalbinde uyudum

03 Mayıs 2019, Cuma 08:31
AA

Sevgili dünlük, dün 8500 yıllık bir şehrin kalbinde Agora Açık Hava Müzesi’nde uyudum, her günden biraz daha farklı, daha içli, daha ilham vericiydi minik uykum. Buna anı durdurmak da diyebiliriz. Şehrin neler anlattığını duyabilmek için durmalıyız bazen. Hayatın güzelliklerini es geçmemek, taze çimen kokusunu içine çekip baharı daha iyi anlamak için buradayım. Gözlerimi kapatıp, daha iyi görüyorum, çünkü oradasın biliyorum.

TATLI BİR YOKUŞ MEZARLIKBAŞI

Şehrin kalbine yolculuğum, Mezarlıkbaşı semtinin tatlı yokuşunda başladı. Kimilerine karışık, çirkin ya da pespaye görünse de ben orada akıp giden capcanlı bir hayat görüyorum. Esnafın küçük kepenkli dükkanlarının ardında her gün yeniden başlayan mücadele ve kocaman emekleri görüyorum. Keşfedilmeyi hak eden lokantalar, tatlıcılar, antikacılar, bakırcılar, kahveciler var Mezarlıkbaşı yokuşunda. Hatay’a, Üçkuyular’a, Balçova’ya giderken içinden arabayla, otobüsle hızlıca geçtiğimiz Mezarlıkbaşı gri gibi görünse de renkli dünyasıyla sizleri bekliyor.

12 LİRALIK ZAMAN YOLCULUĞU

Mezarlıkbaşı yokuşu bitmeden kocaman sütunların gölgesindeki Agora Açık hava Müzesi’ne dalıyorum. Müze girişi 12 lira. Zaman yolculuğu için oldukça makul bir ücret. Her zaman olduğu gibi kulaklıklarımdan zihnime yayılan nefis bir müzik seçiyor ve ayaklarım yerden beş santim yüksekte uçarak giriyorum Agora’ya. Etimolojik olarak, şehir meydanı, çarşı, pazar yeri demek agora. Tam da bu sebeple şehrin kalbi burada atıyor, ben de bir kaç saatliğine, küçücük varlığımla dahil oluyorum ona. Hava sıcak, alan geniş, görülecek kocaman anıtlar, sunaklar, stoalar ve heykeller var. Yanınıza içme suyu alın, yüzünüzü yıkayacağınız nefis bir çeşme var ama suyu içilmiyor. İçinde; Bazilika, Batı Stoa, Faunista Kapısı ve Antik Cadde, grafitiler bölümleri yer alıyor. Tüm bu bölümlerin içinde yüzlerce yıllık tarih yatıyor. Peki burayı gezip görmek size ne mi katar? Bence hayal ettiğinizden daha fazla bakış açısı ve şehrin nasıl kurulduğu gerçeğini anlama gücü katar. Sıradan bir günü bambaşka tamamlarsınız. İyi hissedersiniz. Es geçmeyiniz.

KEBAPLARIN EN İZMİRLİSİ

Gezip, gördükçe açılan zihin doyuyor ama insanın karnı da acıkıyor elbette. Yeniden Mezarlıkbaşı’na doğru yürüyorum. Amacım Kemeraltı’na geçmek ama tereyağda çevrilen domates kokusu beni minnacık bir dükkana taşıyor. İçerideki dökme tezgahta minik sahanların içinde hakiki tereyağında kızartılan Tire köfteler bir anda küp doğranmış mis kokulu domateslerle buluşuyor. Güneşte kurutulmuş acı biberler ekleniyor ve altında taze yoğurt üstünde kıyılmış maydanoz. Bir diğer tezgahta ise hemen oracıkta hazırlanan piyaz, ince kıyım soğan ve sirke zeytinyağı ile birleşiyor. İki tabak yan yana gelince karşınıza kebapların en İzmirlisi Tire kebabı çıkıyor. Büyük bir coşkuyla kavuşuyoruz kendisine. Artık değmeyin benim keyfime.

Sıradaki haber yükleniyor...