YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Sevgili dünlük, evet her şey yolunda gitmiyor gibi görünüyor. Güzelliğine her gün yeniden vurulduğum şehrimde, canımın istediği gibi, özgürce istediğimi yapmak bir süre daha mümkün değil. Pandemi sınavını en iyi şekilde geçecekken, depremle sarsılıp, döküldük sokaklara. Günlerce dışarda kaldık. Depremzedesi, gönüllüsü, görevlisi, yardımseveri hep birlikteydik. Maske ve hijyen kuralına dikkat etsek de mesafeyi korumak imkansızdı. Haliyle vaka sayıları arttı ve yeniden önlemler almaya mecbur kalındı. Şimdi İzmir’i ve birbirimizi ne kadar çok sevdiğimizi göstermenin gerçek zamanı. Tüm uyarıları ciddiye alarak ve tüm kurallara uyarak, bu virüsten sonsuza dek kurtulalım. Sizi bilmem ama ben ne İzmir’den ne de sevdiğim hiç bir şeyden KOPAMAM!

Ece Uylaş ve bitki koleksiyonerliği

Üç gün önce, sabahın erken saatlerinde, Instagram hesabıma bir mesaj geldi. “Merhaba ben Ece” diye başlayan. Sonrasında bu tatlı Ece ile uzun uzun yazıştık. Benim hiç bilmediğim fakat deli gibi ilgi duyduğumu fark ettiğim bir konu hakkında. Konumuz; bitki koleksiyonerliği. Peki kim bu Ece? Ece; 1994 yılında İzmir’de doğmuş, nesillerdir İzmirli fakat kendini her daim Giritli olarak tanıtan beş kişilik bir ailenin en küçük ve tek kız çocuğu. Aşçı olmak üzere hayalini kurduğu iş yaşamına, üniversitede seçtiği denizcilik işletmeleri yönetimi bölümü nedeniyle lojistik sektöründe başlamış ve devam etmekte fakat yanı sıra sevdiği şeyleri işe dönüştürme sevdasından hiçbir zaman vazgeçememiş. Bir yanı Girit bir yanı Rumelili bir ailede büyümüş.

Yemeğe ve sofraya her daim ilgi duymuş fakat son dönemlerde bu sevdanın esas kaynağının yediği bir çok şeyin de çıkış noktası olan toprak olduğunu fark etmiş. Tabağındaki bitkiye yani ota sevdalanmış. Hikayesinin esas kısmı ise ormanda, dağda keçileri kıskandıracak kadar iyi iz süren bir bitki avcısı anneanneyle yapılan ot toplama zamanlarına dayanıyor. Bir çoğu yemek ya da şifalı tariflerde kullanılmak üzere çıkılan bitki avları. Saatlerce ormanda, bağda, bahçede kendiliğinden çıkan yabani otları tanıma, sepetine doldurup eve getirme ve ayıklayıp tasnif etme, bazısını pişirme bazısını çay yapmak üzere kurutma...

Yürüdüğü ormanda mevsimine göre hangi şifalı otun toplanacağını bilen bu bilge kadının (anneannesi) yabanla olan bu ilişkisi ve onun elinde yetişmiş bir diğer bilge kadının (annesi) doğaya olan hayret dolu hayranlığı ve genetik mirasına sahip olduğu yabani bitki avlama yeteneği, bitkilerin dünyasına şöyle bir dönüp bakma sebebi olmuş. Bitki koleksiyonerliği, esasen bitki bilimcilerin yüzyıllardır doğadan topladıkları bitki örnekleri ile araştırmalarında veri oluşturmak ya da zararlı, hastalık mücadelesinde inceleme yapabilmek maksadıyla gösterdikleri bir faaliyet.

Öyle ki Darwin’in yüzyıllar önce topladığı bir bitki örneği hala dünyaca ünlü bir herbaryumda (kurutulmuş bitki örneklerinin saklandığı yer) korunuyor. Peki “Bitki kurutma teknikleri nelerdir?” diye sordum. “Bitki kurutmanın presleme ya da bazı kimyasalların içinde kurutma gibi birçok farklı yöntemi olmakla beraber, saklama kolaylığı ve dekoratif yönü nedeniyle en sık kullanılan yöntem presleyerek kurutmadır” dedi.

Nereye gidelim?

İzmir ve çevresinde, bitkiye ilgi duyan doğaseverler için önerisi ise öncelikle Çiçekliköy. “Esasen yoğunluklu çam ormanı olması nedeniyle kurutmak üzere bitki avına çıktığınızda size istediğinizi vermeyecek gibi görünse de dikkatle gezildiğinde harika ağaç yapraklarını görebilirsiniz” diyor. Bunun yanı sıra Tire; orman yapısı sebebiyle bir başka önerisi. Şehre en yakın önerisi ise özellikle bahar aylarında açan harika çiçekleriyle Bornova yakınlarında olan Papazkuyusu ve sanırım en az bilinen seçenek. Bu genç hanımdan aldığım ilhamla ben de bu sihirli dünyaya adım atmaya karar verdim. Belki sizin de ilginizi çeker.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder