Son mu bahar?

08 Kasım 2019, Cuma 08:00
AA

Sevgili dünlük, bu şehri her gün yepyeni bir kitaba başlar gibi heyecanla yaşıyorum. Hala hakkında bilmediğim öyle çok şey varken, öğrenme hevesim hiç bitmeyecek gibi duruyor. Her mevsimde apayrı güzellikler sunuyor bize. Sahilden şehire, oradan da yakın yerlere, köylere, kasabalara gitmenin tam zamanı. Yapraklar yeşilden sarıya, turuncuya, kızıla dönüyor.

Çayın, kahvenin keyfi artıyor. Benim bu haftaki önerim de çok tatlı bir köye yolculuk olacak. Sonbahar senin tadını sonuna kadar çıkaracağız. Ne son ne de ilk olacaksın...

ÇINARIN ALTI

Şehrin içinde bir köy keşfettim. Ben ki köy kahvelerinin, meydanlarının, küçük fırınların, güler yüzlü esnafın ve asırlık çınarların aşığı zannederdim kendimi. Bu kadar zaman nasıl karşılaşmadık seninle, yolum senden nasıl geçmedi anlaşılır gibi değil Kaynaklar köyü. Geç buldum ama tez yitirmem, sana gözüm gibi bakarım bundan böyle. Buca’ya çok sık giden biriyim, hemen ilerisinde bu güzellikte bir köy olduğunu öğrenmem harika oldu. Bence biraz daha detaylı anlatırsam siz de ilk fırsatta düşürürsünüz yollarınızı.

Kaynaklar, Buca’da bulunan Nif Dağı’nın eteklerine kurulmuş bir köy. Tarihi tam olarak kimse tarafından bilinmiyor. Bir rivayete göre ilk adı, Dambeli. Kaynaklar denmesinin sebebi ise sulak bir arazide yer alması ve pek çok yerde su kaynağı çıkması. Tam orta yerinde yer alan çınar ağacının 4500 yaşında olduğu söyleniyor. Yaşının gerçekliğini bilmem ama meydanı öyle güzel sarmalamış ki keyif dolu kahvaltıma eşlik ettiği için kendisine teşekkür ediyorum.

Kaynaklar meydanın ortasında konumlanan çınarın etrafında birçok mekan var. Hepsinin aynı tip ahşap sandalye, masa kullanması beni çok etkiledi. Plastik renkli masa sandalye yerine oldukça kaliteli bir malzemeden yapıldıklarını gördüğüme çok çok sevindim. Görsel bütünlüğü çok başarılı yakalamışlar. Üstüne üstlük şimdi kasımpatı zamanı. Dörtbir yanı kızıl yapraklar, kasımpatılar sarmış, bu mevsimin güzelliğini kaçırmamak lazım.

8 KASIM DÜNYA KOKOREÇ GÜNÜ

Kokoreçe olan sevgimi daha önce de defalarca anlatmış olabilirim. Sevgiden öte, yaşadığımız şehrin gastronomi zenginliğine büyük katkıları olan, onur kaynağı bir ürün olduğunu söylemek lazım. Ürün kalitesi, yapılış usulü, geleneklere uygun servis edilmesi gibi konular sebebi ile de en iyi kokoreçin İzmir’de yeneceği nettir.

Tüm dünyada sakatatın yükseliş trendi ivme kazanırken, bizim şehrimizde yüksek kalitede üretilen ve yoğun bir biçimde tüketilen kokoreçi, geniş kitlelere duyurmak için de ayrıca iletişim çalışmalarının yapılması gerektiği aşikâr.

Bu sebeple, 2017 yılında üç gastronomi meraklısının çok sevdikleri bir sokak lezzeti olan kokoreçin neden bir günü olmadığını düşünerek yola çıktığı ‘8 Kasım Dünya Kokoreç Günü’ kutlamaları iki yıldır çeşitli biçimlerde yapılıyor. Herhangi bir marka iletişimi kurmadan, kokoreç farkındalığı yaratmak ve sokak lezzetlerinin ön plana çıkmasını sağlamak gibi bir amaçları bulunuyor. Yoğunluklu olarak sosyal medya araçları üzerinden gastronomi meraklılarını, sevdikleri kokoreçlerini yemeye davet edip bunu #8KasımDünyaKokoreçGünü hashtagi ile paylaşmalarını istemişler. Ve bunu başarmışlar.

Binlerce paylaşım olmuş ve tüketiciler bu günü sahiplenmiş. Şimdi geldiğimiz nokta ise üniversitelerin gastronomi ve mutfak sanatları bölümlerinde kokoreçin bir ders olarak anlatılması. Global markaların kasım ayı gündeminde yer alması. Pek çok etkinliğin düzenlemesi. Başta söylediğim gibi kokoreçi çok seviyorum ve bu markalaşma sürecini mutlulukla takip ediyorum. Günü kutlu olsun!

Sıradaki haber yükleniyor...