Tepelerden bakmak

29 Kasım 2019, Cuma 08:01
AA

Sevgili dünlük, dün günün erken saatlerinde, yolum önce Kemeraltı Çarşısı’nda bir söğüşçüye, ardından eski sokaklardan geçip Havra’ya, oradan da İkiçeşmelik’i tırmanıp daha yükseklere çıktı. Dün şehre tepeden baktım. Şehrin kurulduğu Pagos’tan Kadifekale’den. Tüm yollar boyunca aklımda bir tek şey vardı. Öğrenmek istediklerimi, hayatıma katmak için yeterince çabalıyor muyum? Kendimi geliştirmeden de mutlu olmak mümkün müdür? Hayatımızın anlamını kim belirler? Yaşlandıkça daha az mı işe yararız?

İşte tüm bu soruları sormamın sebebi, çok kıymetli sanatçı Haluk Bilginer’di. Hemşehrimiz, ilk kez ülkemize bir Emmy ödülü getirdi. Oyunculuktaki başarısını ancak bir izleyici olarak değerlendirebileceğimiz büyük ustanın, sözlerindeki bilgeliği ise muhakkak örnek almalıydık.

20 yıl önce verdiği bir röportajında, “Öğreneceğim çok şey var. Örneğin 20 yıl sonra kim bilir ne fevkalâde şeyler öğreneceğim, 20 yıl sonraki Haluk’u çok kıskanıyorum” diyor. Başarılar, tartışmaya açıktır ancak bilginin ve öğrenmenin gücünü çözmüş bir bireyin başarısı da kaçınılmazdır. Ayrıca bu başarıda dahi mütevazı duruşunu bozmamış ve olumsuz anlamda kullandığımız gibi kimseye tepelerden bakmamıştır. Tüm kalbimle gurur duyuyorum kendisiyle. Peki ben bu hafta tepelerden neler gördüm? Hemen başlıyorum.

PAGOS

Büyük İskender bir gece rüyasında, iki su perisi görür. Periler İskender’e, Pagos Tepesi’nde bir kent kurmasını söyler. İskender, rüyasını yorumlatmasının ardından yeni kurulacak bu şehirde, İzmirlilerin eskisinden dört kat daha mutlu olacaklarını öğrenir. Yaptırmış olduğu kale, kenti yabancı kavimlerin saldırılarından korur. Kale, Yunan işgali dönemi dışında 1317 yılından bu yana hep Türklerin elinde kalmış.

Körfezin, Karşıyaka’nın, Agora’nın, Kemeraltı Çarşısı’nın, limanın, Kültürpark’ın ve Basmane’nin, hatta İnciraltı’na kadar olan bölgenin, özetle İzmir manzarasının en güzel izlenebildiği yerlerden biri olan Kadifekale, 186 metre yükseklikteki bir tepe üzerinde yer alması sebebiyle “Yukarı Kale” olarak da adlandırılıyor. Kalenin içinde, bölgede yaşayan kadınların ürettiği el işi dokumalar, İzmir’e özgü turistik ve hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlar var.

TANDIR EKMEĞİ

Kale surlarının yanından kuzeye yürüdükçe, burnuma güzel kokular gelmeye başladı. Taş fırından tüten odun kokusu, başıma lezzetli bir şeylerin geleceğinin habercisiydi. İyice yaklaştıktan sonra kırmızı yazması, masmavi gözleri ile bir teyze karşıladı kapıda bizi. Elinde sıcacık tandır ekmeği. Ucundan kopardığı anda dumanlar çıkıyor. Hemen bir tane kaptık tabi.

Biraz sohbet ettikten sonra, az ilerideki çay bahçesine yürüdük. Kocaman çam ağaçlarının arasında, mis gibi çay ve sıcak ekmek eşliğinde sohbet ettik. Bir fotoğrafçı grubu ile de karşılaştık. Yanlarında tulum peyniri getirmişler. Teyzenin tandır ekmeğini bilip de gelmişler. Benden de size tavsiye, peynirinizi alıp çıkın tepeye, çay ve sıcak ekmek var.

Sıradaki haber yükleniyor...