İkiz Bereketi

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Hafta sonu kızlarımla birlikte (ve elbette dadımız Meral de bizimleydi) İzmir'e uçtuk. Bu, babaları olmadan kızlarımla benim birlikte ilk tatilimiz. Her zamanki gibi uçak seyahati ister istemez benim için gergin geçti. Kızlarımın bugüne kadar uçakta beni hiç yarı yolda bırakmamaları, yine de bir gün bırakmayacakları anlamına gelmez. Her zamanki gibi yolculuk için gerekli şeyleri yanıma alarak uçağa bindik ki ne görelim, bizimkiler dışında 8 aylık ikiz erkek bebekler ve sayamayacağım kadar çok çocuk bir uçağın içine toplanmış vaziyette. Bir ara, yurttan sesler korosu gibi hep bir ağızdan avaz avaz ağlamaya başladılar. Tahtalara vurarak yazıyorum ki bizim kızların sesleri çıkmadı. Teker teker aileleri tarafından susturuldu çocuklar fakat o ikiz erkek bebekler bir türlü susmak bilmediler. Dayanamayıp yanlarına gittim ve bir şeye ihtiyaçları olup olmadığını sorduğumda yanlarına hiç yedek biberon ve süt almadıklarını öğrendim. Neyse ki bizim yanımızda fazladan biberon ve süt vardı. İkizlerin dayanışması ve uçaktaki diğer yolcuların da onları oyalaması sonucu, iki küçük adam mışıl mışıl uyudular. Anne ve babanın ne kadar perişan olduklarını tahmin edemezsiniz.

UÇAK YOLCULUKLARINDA...

Bir kere daha yazmak boynumun borcudur, uçak yolculuklarında eğer bebeğiniz çok küçükse yanınıza sağılmış anne sütü ya da biberon maması alın. Eğer daha büyüklerse su, meyve suyu ya da süt gibi sıvı alın. Kalkışta ve inişte bol bol sıvı tüketmesini sağlayın ki kulakları basınçtan etkilenmesin. Yanınıza ilgisini çekebilecek oyuncaklar alın. Bizim kızların oyuncakları uçaktaki diğer ağlayan çocukların ellerinde dolaştı durdu. Çok da işe yaradı çünkü oyuncağı gören çocuk kısa bir süre de olsa ağlamayı bıraktı. Denizde kum, bizde oyuncak bitmez. Hemen yedek oyuncaklar yine elden ele dolaştı. Kızlarım aslında bir nevi uçağın kahramanları oldular. Hem anne babaları hem de uçaktaki diğer yolcuları ıstıraplı bir yolculuktan kurtardılar.

HAYAT SOKAKTA...

Sürekli evin içinde olan çocukların çok mutlu çocuklar olduğuna inanmıyorum. Hastalık hastası olan ebeveynlerin maalesef çocuklarını adeta evde süs bitkisi gibi yetiştirmeleri onların daha sağlıksız çocuklar olmalarına sebep oluyor. Ama onlara sorarsanız zaten çocukları çok hassaslar! Dışarı çıkmayan, mikropla tanışmayan çocuk, arada sırada rutin hastalıkları geçirmiş bir çocuktan çok daha sık hasta olur. Hani hep "Bizim zamanımızda..." diye başlardı ya annelerimizin cümleleri, hah işte artık benim cümlelerim de öyle başlar oldu. Gerçekten bizim zamanımızda biz sokaktan eve girmez, terli terli su içer, üzerine bir de afiyetle dondurmamızı yer ve balkonda yatardık yaz sıcaklarında. Şimdi maazallah çocuk yarım saat fazla parkta kalıverse hastalanıp yataklara düşecek diye ödü kopan anneler tanıyorum. Yapmayın. Herkesin çocuğu kendine en kıymetlidir. Çocuklar çimenlerde çıplak ayak gezmedikçe, ağaçlara tırmanıp orasını burasını çizmedikçe, düşmedikçe, kalkmayı nasıl öğrensinler? Sevgili anneler babalar, lütfen rahat olunuz. Biz nasıl büyüdüysek, onlar da öyle büyüyecek. Hem kendinize hem çocuğunuza boşu boşuna stres yüklemeyin. Bırakın onlar da çocuk olmanın tadını çıkarsınlar. 

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder