Ne zamandır üstüne birkaç kelam etmek istediğim bir konu var; kadınların istemedikleri evliliklerde neden kaldıkları üzerine. Çünkü dışarıdan bakıldığında birçok hikaye fazla kolay yorumlanıyor. İnsanlar bir ilişkinin iç yüzünü bilmeden, bir kadının yaşadıklarını tercih sanabiliyor. Oysa çoğu kadın sevgiden değil; korkudan, yorgunluktan, yalnız kalma ihtimalinin kaygısından ve yeniden hayat kurmanın ağırlığından dolayı kalmaya devam ediyor.

BELİRSİZLİK KORKUSU
Psikoloji bize şunu söylüyor; insan sadece sevdiği yerde kalmaz. İnsan, alıştığı yerde de kalır. Çünkü beyin tanıdığı acıyı, bilmediği ihtimale çoğu zaman tercih eder. Bu yüzden bazı kadınlar kırıldıkları yerde kalmaya devam ederken aslında sevgiden çok belirsizlik korkusuyla mücadele eder.
SADECE BİRLİKTELİK DEĞİL
Bir evlilik sadece iki insanın birlikteliği değildir; aynı zamanda ekonomik düzen, aile sistemi, çocukların rutini, sosyal çevre ve kimlik duygusudur. Özellikle kadınlar için yuva kuran taraf olma yükü hâlâ çok güçlü maalesef. Boşanma sonrası zorbalık, şiddet ve baskı da gözle görülecek kadar büyük ve kadınlar çoğu zaman korumasız bırakılıyor.
ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK
Bilimsel çalışmalar, uzun süreli duygusal stres altında kalan insanların karar alma mekanizmalarının zayıflayabildiğini gösteriyor. Sürekli eleştirilen, değersiz hissettirilen, yok sayılan bir kadın zamanla kendi sezgisine güvenmemeye başlayabiliyor. Buna psikolojide ‘öğrenilmiş çaresizlik’ deniyor. İnsan bir süre sonra çıkış yolu olsa bile çıkamayacağını düşünmeye başlıyor. Çünkü zihni sürekli aynı cümleyi tekrar ediyor; ‘Belki düzelir… Belki ben abartıyorum… Belki de sorun bendedir.’

SUÇLULUK HİSSİ
En acısı da şu; birçok kadın mutsuz olduğu için değil, suçluluk hissettiği için kalıyor. Çocuklar için. Anne babasını üzmemek için. Toplumun yargısından yorulduğu için. Yeniden başlama fikrinden korktuğu için. Yalnız kalmaktan değil; yalnız bırakılmaktan korktuğu için.
BİR YERDEN HORTLAR
Oysa insan ruhu uzun süre kendini yok sayarak yaşayamaz. Bastırılan her duygu başka bir yerden hortlar. Uykusuzluk olur. Kaygı olur. Tahammülsüzlük olur. Beden ağrıları olur. Bir yerden mutlaka vurur.
VEREMEDİĞİ KARARIN ÖYKÜSÜ
Burada önemli bir çizgi var; “Her zor evlilik bitmeli” demek başka şeydir, bir kadının neden gitmekte zorlandığını anlamaya çalışmak başka şey. İnsan davranışını anlamadan yargılamak kolaydır. Öyle durumlarda şunu hatırlayalım; bir insanın verdiği karar kadar, veremediği kararın da bir öyküsü vardır. Demem o ki, kadınlara “Neden gitmiyorsun?” diye sormak yerine, “Neler yaşadın, ne hissediyorsun ve senin için ne yapabilirim?” diye sormayı öğrenmemiz gerekiyor. Etkili korumaya, kadın ve çocuk öncelikli samimi politikalara gerçekten ihtiyacımız var.
