Kadın ya da erkek … Eş, sevgili, anne, baba, koca, karı, partner… Sıfatlar değiştikçe beklentiler, roller, sorumluluklar da değişiyor. Ancak bu değişimin yükü çoğu zaman eşit dağılmıyor. “Evlilik çok yorucu”, “İlişki insanı tüketiyor” gibi cümleler bu eşitsizlikten doğuyor belki de. Çünkü çoğu zaman bizler, ilişkiyi iki kişinin ortak alanı olarak değil; bir tarafın daha çok verdiği, diğerinin daha çok talep ettiği bir düzlemde yaşıyoruz.
ADİL PAYLAŞIM
Gerçek olan şu; herkesin yük taşıdığı ama kimsenin ezilmediği, herkesin alan açtığı ama kimsenin yalnız hissetmediği ilişkiler mümkün. Birlikte olmayı seçtiğimiz kişiye yalnızca sevgimizi değil, saygımızı da sunabildiğimizde... Ev işlerinin, duygusal yükün, ekonomik sorumlulukların, hatta sadece susup dinlemenin bile adilce paylaşıldığı bir ilişki biçimi kurulabildiğinde…
MUCİZEYE GEREK YOK
Bir ilişkinin sürdürülebilir olması için mucizelere gerek yok. Birbirine alan tanımaya, “Ben senin hayatının tamamı değilim ama yanındayım” diyebilmeye, birlikte olmaktan ziyade birlikte iyi kalmaya odaklanmaya ihtiyaç var. Sevgi, bir bağ kurar. Saygı, o bağı yaşatır. Denge ise o bağın iki tarafını da sağlam tutar.
KENDİ OLMA HALİ
Ne kadın her şeyi üstlenmek zorunda, ne erkek her şeyi sırtlamak zorunda. Ne kadın sürekli fedakarlık yapmalı, ne erkek duygularını bastırmalı. Herkes kendi olmaya devam edebilmeli ilişkide. Ve bu kendi olma hali, birlikte olmanın en güzel haline dönüşebilmeli.
HUZURLU TERCİH
Bir ilişki, iki kişilik bir dünya kurmaktır. Ama o dünyanın içinde herkesin bir odası olmalı. Kapısını bazen kapatabileceği, bazen içeri davet edebileceği bir oda. İşte o zaman ne sıfatlar ağır gelir ne de sorumluluklar. İlişki, yorucu bir mecburiyet değil; huzurlu bir tercihe dönüşür.
