Burada hayat bir başka güzel

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

İstanbul’a biraz uzaktayım şu an, tamam baya bir uzaktayım. Yaklaşık 630 kilometre kadar. Yeşilin yeşil gibi olduğu, denizin mavisine doyum olmayan; maviyle yeşilin fışkırdığı memleketim Sinop’tayım. Her sene geliriz aslında buraya belki bazı seneler birkaç defa. Bu sefer biraz daha farklı benim için. Dağ başında bir evde geçiriyorum tatilimi. Dağ evi desem daha zengin geliyor kulağa. Evet evet dağ evindeyim tam olarak. 

Dağın tam eteklerinde evimiz. Balkondan bakınca uzansan dağa ulaşacakmışım gibi. Gece olunca diğer taraftan bakınca şehir merkezinde evlerin ışıl ışıl yanan lambaları denizin yüzeyinde dans ediyor. Akşam olmaya yakın dağların tepelerini sis basıyor, biraz dumanlı dağlar. Sonra Ay’ın dağların arkasına saklanışını izliyoruz çıplak gözle. Fotoğraf yakalayamadım çünkü makinemi getirmeyi unutmuşum, telefonla da o görüntüyü yakalamak imkansız. Ay’ın dağın arkasına saklanmadan az öncesinde yüzeyinde beliren ağaç gölgeleri ise daha da muhteşem kılıyor görüntüyü. Seyre doyum olmuyor ama biraz nazlı Ay da, saklanıyor dağın arkasına çok geçmeden. Ay’ın bulutlarla kavgasında ise mest oluyor insan. Bol oksijen, gökyüzünde yıldızların ışıltısı... Muhteşem!

Anahtar paspasın altında değil!

İlk günler herkes uyuduktan sonra kapıları kontrol ettim kilitli mi diye. Balkona açılan kapıların hiçbiri kilitlenmemiş. Biraz uğraştım kilitlemek için birini kilitlemeyi başardım ama sürgü kapıyı kilitleyemedim. O gece biraz tedirgin uyudum. Sonra kontrol etmeyi de bıraktım. Çünkü buralarda anahtar paspasın altında değil kapıların üstünde zaten. Arabaların kapıları kilitledim mi diye düşünmüyorsun, varsın açık kalsın. 

Ekmekçi geliyor her gün düzenli olarak. Eğer evde yoksan kapının içine bırakıp gidiyor, anahtar zaten kapıda oluyor dediğim gibi. Dondurmacı geliyor her gün dattt datttt kornaya basa basa geçiyor. Hepsinin kornası farklı zamanla öğreniyoruz hangi araba hangi korna kime ait. İnanır mısınız deterjancı bile geliyor kapıya. İnternetten sipariş vermek de neymiş! Üst taraftaki komşudan sebze alıyoruz, alt taraftaki komşudan süt, ayran, yoğurt... Bir diğerinden yumurta... Evin arkası nane kokuyor mis gibi. Kimse ekmedi kendi kendine yetişmiş toprakta. He bu arada kapıları kilitlemiyoruz ama ayakkabılarımızı bahçe dışında bırakamıyoruz. Köyümüzün ayakkabı hastası bir köpeği var. Ortalıkta ayakkabı gördüğü an kaşla göz arasında alıp kaçıyor, görmezsen geçmiş ola. Geri getirmiyor, bir terliğim sizlere ömür daha da yepyeniydi 

Her sene daha az insanla karşılaştığımız köy bu sene bayağı bir şenlikli, çocukluğumdaki gibi. Eğer pandemi olmasaydı kim bilir şu anda nerede tatilde olacaktık. Pandemi sayesinde bu hayatı yaşıyorum resmen. Evin kapısından gelip geçen arabalardan korna sesi yükseliyor. Tanısan da tanımasan da kornayla selam vermeden geçmiyorlar. Burada adet böyle, biz de gelip geçerken yolda gördüğümüz insanlara kornayla selam veriyoruz artık. Eşim buraların yabancısı, ben çocukluğumdan az çok bilirim köy hayatını ama eşim bilmezdi. Şimdi o da öğrendi akşam olunca dağların tepesine çöken sisi görünce şaşırmıyor, yolda birini görünce düğün alayı edasıyla kornaya basıyor keyifle. 

Bir gün önceden plan yapmak imkansız

“Yarın ne yapalım?” diye plan yapmak çok zor. Çünkü burası Karadeniz! İnsanı tatlı havası hoyrat. Sabah uyanıyoruz mesela hava mis, güneş ışıl ışıl parıldıyor. “Kahvaltıdan sonra denize gideriz” diyoruz sonra bir bakıyoruz biz daha kahvaltı masasından kalkmadan güneş kendini bulutların arasına saklıyor, rüzgar cabası. Diğer gün uyandığınızda bir bakıyorsunuz yağmur yağıyor “Bugün denize gidilmez” diyoruz. Bir iki saat sonra güneş bize gülümsüyor apar topar denize gidiyoruz. Yani diyeceğim saat başı havanın durumu değişiyor, oyun oynuyor resmen bizimle. Sağanak yağışta denize girdiğim çok olmuştur burada, güneşi görüp gittiğim ama ben denize adımımı attığım anda bir anda yağmurun başladığı günler... 

Alabildiğince sahilleri var, şehir merkezine gitmezseniz ki biz gitmiyoruz koskoca sahilde diğer insanlarla arandaki mesafe seni endişelendirmeyecek kadar fazla. Corona virüs nedeniyle, normal zamanlarda pek gitmediğimiz ama bu sene tek adresimiz olan sakin bir sahilde giriyoruz denize de. Tedbiri elden bırakmıyoruz ama burada hayat İstanbul’a kıyasla daha normal. Dört duvar arasına sıkıştırdığımız hayattan sıyrılıp buralara gelince derin bir ohhhhh çektim. İstanbul’u çok seviyorum ama arada sakin yaşam sürmek ruhumu müthiş dinlendiriyor. 

Yaşlandım mı ne!

Herkese iyi tatiller. 

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder