Grip mi, nezle mi yoksa corona virüs mü?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Her yıl olduğu gibi bu sene de hava değişikliğinden, yorgunluktan ve biraz da az uyumaktan vücudum yine alarm vermeye başladı. Genizde yanma başladı birkaç gün, yine faranjit oldum anladım ama... İki gün sonra birden hapşurmalar başladı ardı arkası kesilmeden. Kendimi biraz dinlerken nefesimin de daraldığını hissettim. Tabi bu nefes daralması psikolojik. Arayınca mutlaka corona virüs belirtisi buluyorsun kendinde. İşte ben de kendini dinleyip belirti bulanlardanım. Biraz da alerjik bir bünyem var. Hemen gittim doktora, “corona virüs değilsem grip ya da nezle belirtilerim var” dedim. Belirtilerimi saydım, “öksürük, ateş var mı” dedi doktor. Yoktu... 

Ciğerlerimi dinledi, uzun uzun dinleyince endişem arttı. “Ciğerlerin temiz” deyince rahatladım. Derken o gece öksürük de başlamasın mı! Geriye ne kaldı? Sadece ateşim yok. Kendimi dinlemeye devam ediyorum. Öksürük de devam ediyor, ateşim yükselmedi. Her mevsim dönüşlerinde yaşadığım şeyler bunlar ama yine de soru işaretleri oluyor kafamda. Okuyorum her gün aynı şeyleri, grip, nezle ve corona virüs arasındaki belirti farklarını. Çok da fark bulamıyorum.

Çok yorucu bir süreç yaşıyoruz!

Psikolojik ve fiziksel olarak yoruldum artık. Hala sosyalleşmesem de market alışverişleri beni tedirgin ediyor. Maske takmadan dışarı adım atmıyoruz, market ve deniz dışında hiçbir yere çıkmıyoruz. Alışverişte elimizde kolonya ile geziyoruz. Bu arada telefonla konuşurken markete girip maskesini çene altında unutan birkaç kişi gördüm ama market görevlilerinin gözünden kaçmıyor. “Lütfen maskenizi takar mısınız!” uyarısı karşısında utanıyor insanlar ve özür diliyorlar. Kimse kimseye “sana ne” demiyor ya da saldırmıyor.

Deniz olayına gelince... Gittiğimiz denizde de; daha önceki yazılarımda belirtmiştim, koskoca sahilde denize girenlerin sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. Şu an küçük bir şehirde yaşıyor olmamız bir nebze de olsa bizi rahatlatan tek şey! Sürekli temkinli olmak, aldığımız her şeyi dezenfekte etmek biraz yordu beni açıkçası ama şikayetçi değilim. Corona virüs olmaktan çok daha iyi, değil mi? Rahatlamak yok önlem almaya devam!

Yazıyı yazarken bir yandan da “Sabah olunca doktora mı gitsem yine” diye geçiyor aklımdan. Sabah ola hayır ola!

İstanbul’a dönme fikri ürkütüyor

Bu yaz farklı oldu benim için. 1 aydır Sinop’un bir köyünde kalıyorum. Kimse kimseye gidip gelmiyor. Yerleşik hayat yaşayan komşularımız sağ olsunlar sebze getiriyorlar arada bize kendi bahçelerinden ama balkonda 5 dakika oturup hal hatır sorup gidiyorlar. Burada insanlar biraz daha rahat ama temkinliler. Mesela; geçtiğimiz gün bir cenaze oldu köyde. Gelen giden arabaların haddi hesabı yok. Babam ve amcam da gitti cenaze evine. Evine dedim ama uzaktan başsağlığı dilemişler sadece. O kadar araba gelip gidince çok kalabalık olacağını düşündüm. Olay şöyleymiş; gelen arabaların içindeki insanlar arabalarından inmeden uzaktan başsağlığı dileyip geri dönüyorlarmış. Buralarda düğünler de cenazeler de çok kalabalık olur; insana insana değer verir, saygı vardır. Bazı gelenek görenekler yıllardır aynı şekilde devam ediyor. Ama dediğim gibi tedbiri de elden bırakmıyorlar. 

Buralarda durumlar böyle. Yaz mevsimini de geride bırakmak üzereyiz. Havalar yavaş yavaş soğumaya başlıyor ve İstanbul’a dönme düşüncesi tedirginliğimi artırıyor. Haberlerde de görüyoruz; insanlar duyarsız ve saldırgan. Birine “maskenizi takar mısınız” diye uyarı yaptığınızda verecekleri tepkiyi kestirmek güç. Her an saldırıya uğrayabilirsiniz. “Maskenizi takın” dedi diye dayak yiyen insanlar var. Bunları düşününce evden çalışmanın nimetlerinden faydalanmaya devam edip bir süre daha dönmeyebilirim. 

Lütfen maskesiz dolaşmayın! Aylardır evde izole bir hayat yaşarken sizin yüzünüzden corona virüse yakalanırsam hakkımı helal etmem. 

Güzel günlerin geleceğine inanmak istiyorum.

Sağlıkla kalın!


Sıradaki haber yükleniyor...
holder