Oscar yarışında babalar oğullara karşı: İrlandalı ve Bir Zamanlar Hollywood’da

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

2020 yılının Şubat ayında gerçekleşecek 92. Oscar ödül töreni yaklaştıkça, adaylar da yavaş yavaş kendini belli etmeye başladı. Hangi filmlerin hangi kategorilerde aday kabul edildiğini resmen öğrenmek için Ocak ayını bekleyeceksek de, özellikle ‘en iyi film’ dalındaki tahminlerden iki tanesi gerek yönetmenleri, gerekse de oyuncu kadrolarıyla ön plana çıkıyor.

Bunlardan biri geçtiğimiz haftalarda Netflix’te gösterilmeye başlanan Oscar’lı usta yönetmen Martin Scorsese imzası taşıyan İrlandalı. Bir diğeriyse Ağustos ayında vizyona giren ve yine Oscar sahibi Quentin Tarantino yönetmenliğindeki Bir Zamanlar Hollywood’da.

Bu filmlerin belki de en önemli kesişme noktası her ikisinin de odağında yer alan erkek egemen şiddetin tarihsel bir anlatı içinde veriliyor oluşu. Bunun gibi, çöküşler, kayıplar ve ölüm teması etrafında çokça gezinen Scorsese ve Tarantino’nun sinematografik bağlamda izleyiciye yaşattığı görsel deneyimler elbette birbirinden farklı. Oscar’a bu kadar az zaman kalmışken gelin 2019 yılının bu önemli filmlerini inceleyip, karşılaştıralım ve tahminde bulunmaya çalışalım.

Başarılı senarist Steven Zaillian tarafından senaryolaştırılan İrlandalı, Charles Brandt’in ‘I Heard You Paint Houses’ (Evleri Boyadığını Duydum) romanından uyarlanmış gerçek bir mafya hikayesi. 

Philadelphia şehrinde bir grup İtalyan asıllı Amerikalı’nın arasına katılan İrlanda asıllı Frank Sheeran’ın (Robert De Niro) mafya tetikçiliği ile başlayan, sonrasında dönemin en önemli sendikal oluşumlarından birinde üst kademelere yükselişiyle seyreden hayatını ve bu eksendeki kirli ilişkilerini yine onun ağzından dökülen itiraflarla izliyoruz.

Al Pacino


Film, her ne kadar ‘İrlandalı’ lakaplı Frank Sheeran karakteri üzerine yoğunlaşsa da, aslında Amerika tarihine damga vuran sendika lideri Jimmy Hoffa’nın (Al Pacino) çalkantılı yaşamına ve esrarengiz şekilde ortadan kayboluşuna ışık tutuyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrasından başlayarak, Kennedy suikasti ve Nixon dönemine kadar Amerikan siyasi tarihinden kesitler izlediğimiz ve böylesi geniş bir zamana yayılan filmde, aktörleri gençleştirmek için pahalı bir teknik kullanılmış.

İnsanoğlunun sorunları şiddetle çözmeye yönelik nafile çabasının vahşi bir sükunet içinde verildiği filmde, sarsıcı sahnelerin azlığı izleyiciye klasik Scorsese refleksiyle çekilmiş bir seyir sunuyor. 

Martin Scorsese


Bir Zamanlar Hollywood’da ise izleyiciyi yakın tarihin kısa bir durağında soluklanmak üzere 1969 yılının Los Angeles’ına götürüyor. Film endüstrisinin nostaljik sahneler eşliğinde eleştirildiği hikaye, popülaritesini kaybetmekte olan western yıldızı Rick Dalton (Leonarda DiCaprio) ile onun dublörü Cliff Booth (Brad Pitt) üzerinden ilerliyor.

Yalnızca insana ait hırsların değil, kırılgan yönlerinin de Tarantino’ya özgü uzun diyaloglarla portrelendiği filmde, hem Hollywood’un unutulmuş yüzlerini hatırlıyor, hem de Rick ile Cliff arasındaki sıkı dostluğa tanık oluyoruz.

Quentin Tarantino


Buraya kadar kurgusal denebilecek film, beklenmedik bir şekilde Sharon Tate cinayetine bağlanıyor. 1969 yılında Manson tarikatı üyelerince yapılan bu katliamın senaryoya aktarılışı ise yine Tarantino’ya has bir kurmacaya sahip. Zira ünlü bir aktris ve aynı zamanda usta yönetmen Roman Polanski’nin de eşi olan Sharon Tate’in öldürülüşünü bilenleri bir şaşırtmacanın beklediğini söylemek lazım.

Filmin akılları zorlayan bir detayı ise, Manson tarikatı üyelerinin neden bir zamanların çiçek çocukları olan savaş karşıtı hippiler gibi resmedildiği…

Filmler arasındaki bazı benzerlikler ve farklar

Oscar tahminlerine dönersek; her ikisinde de Al Pacino’nun rol alıyor olması seyirci için mutlu bir tesadüf. Kariyerinde ilk kez bir Scorsese yapımında rol alan aktör, hikayenin odak noktasındaki Jimmy Hoffa karakterini canlandırıyor. Bir Zamanlar Hollywood’da filmindeyse tecrübeli ve kurnaz bir yapımcı portresini başarıyla çizen Al Pacino’nun Tarantino ile de ilk sinema denemesi.

İki filmin yıldızlar karşılaşması Al Pacino’dan ibaret değil. Bir döneme damgasını vuran deyim yerindeyse baba aktörler Robert de Niro ve Al Pacino’nun karşısında adeta bir sonraki neslin jönleri Leonardo DiCaprio ve Brad Pitt var. İrlandalı’da rol alan Joe Pesci ve Harvey Keitel ile Bir Zamanlar Hollywood’da filminde oynayan Kurt Russel ve Margot Robbie gibi isimleri de unutmamak lazım.

Robert De Niro


İkisi de dönem anlatan, hem de dönemsel olarak kesişen filmler. Sahne planı açısından Tarantino’da görmeye alıştığımız ‘kurgusal atmosfer’ bu filmde de yaratılmış. Bir Zamanlar Hollywood’da bizi ‘auteur’ yönetmenin çok renkli, çok sesli, bol göndermeli ve teatral dünyasında bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. Scorsese’nin sahneleri ise elbette gerçekçi görüntülere dayanıyor ve durgun denebilecek ama oturaklı bir planda akıyor.

İrlandalı’daki erkek ağırlıklı tema ve neredeyse es geçilen kadın faktörüne karşılık, Tarantino’nun Sharon Tate cinayetini odağına alarak bu tuzağa düşmediğini görüyoruz. Yine de Scorsese, Frank Sheeran’ın kızı Peggy ile olan etik mücadelesini filmin sonuna değin ara ara su yüzüne çıkarak profilden de olsa bir kadın portresi çiziyor.

Gerek seçici jüriyi, gerekse de oy verenleri zorlayacak bu filmlerin ikisi de orijinal hikayelere dayanıyor. Her iki yönetmenin de uzun bir aradan sonra seyircisine kavuştuğunu da söyleyelim.

Tarantino’nun 2,5 saati aşan uzun sayılabilecek filmi karşısında 3,5 saatlik izleme süresiyle Scorsese duruyor. Bu bakımdan İrlandalı’yı iki oturuma bölmek seyri kolaylaştıracaktır.

Gün geçtikçe iki film arasındaki rekabetin de arttığını not etmek lazım. Zira, New York merkezli NRB’ye (National Review of Board) göre yılın ‘en iyi film’i İrlandalı olurken, Bir Zamanlar Hollywood’da hem Tarantino’ya ‘en iyi yönetmen’ hem de Brad Pitt’e ‘en iyi yardımcı erkek oyuncu’ ödülünü getirdi. Ayrıca her iki filmin 26. Oyuncular Birliği Ödüllerinde birkaç dalda birden adaylıkları kesinleşti.

Kült klasiklere imza atmış, suç filmlerinin usta yönetmeni Martin Scorsese’nin İrlandalı’sı birçok otorite isim tarafından favori ilan edilmeye başlandı bile. Öte yandan, kara mizahı özgün tekniklerle sinemaya taşıyan Quentin Tarantino’nun filmi Bir Zamanlar Hollywood’da, tıpkı yönetmenin kendisi gibi oldukça popüler. Peki ya sizin favoriniz hangisi?


Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder