Fabrika ayarları

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

- İktidar, kendi doğruları, kendi niyetleri üzerinden toplum mühendisliğine soyununca ve giderek bu dayatmanın dozunu artırınca, Türkiye’de zaten çok da keskin olmayan siyasal çizgiler geçilip ‘Yeni Türkiye’ karşıtlığı üzerinde birleşilmiş ve Gezi doğmuştu. Oysa, bu birliktelik ne kimilerinin düşündüğü gibi bir ütopya, ne de bilmiş solcuların analiz etmek yerine sertçe eleştirisini hak eden bir eylemdi.

* * * 

- Muktedirin kamçısı, herkesin sırtındaydı. Kamçıyı yiyen sokağa dökülmüştü. 7 Haziran’da da motivasyon benzerdi. Sonuçta, ajandalarında darbe tarihi olarak sadece ‘28 Şubat’ işaretli olanların sırtlarını dayadıkları 12 Eylül ucubesi baraj yıkıldı. Bu sayede; yıllardır Meclis’te koltukta oturmaktan öteye gidemeyen partiler ‘kilit parti’ mertebesine bile ulaştı. Hatta ve hatta, ‘HDP’nin barajı geçmesi’ sayesinde, ‘HDP’nin yaptığını yapmam’ diyecek, kadar aşırı lükse bile kavuştu.

* * * 

- Meclis’teki seçimle de gördük ki; birileri kendi seçmenlerinin bile itirazlarına kulak asmayıp fabrika ayarlarına dönmüş. Olay bu kadar basit. Yalnız bir şey var; yıl 2015. Artık tedavülden kalkmış fikirlerle kurulan fabrikanın ayarları da değişmek zorunda. Eski ayarlarda ısrar eden, kendini yenilemeyen herkes iflas bayrağını çeker.

7 Haziran’da bir seçim yapmıştık değil mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan özetle ne dedi; şayet bir hükümet kurulsa bile ‘İhtiyacımız olan çözümleri üretemez. İnşallah bu dönemi de en kısa sürede ve en hayırlı şekilde geride bırakacağız.’ Bu erken seçim temennisinin yapıldığı gün... “Şahsım manşetlerden inmiyor. Bakıyorum da MHP herkesin dilinde. Demek ki 7 Haziran’da verilen milli emaneti hakkıyla taşıyoruz” diye övünen Sayın Bahçeli’ye tek bir sorum var: Ya hakkaten, 7 Haziran’da bu ülkede bir ‘seçim’ yapılmıştı değil mi?

* * * 

Yüzde 17 oy aldınız ama memleketin yüzde 100’ünün cidden dilindesiniz, tebrikler!

 Sizin matematik kaçtı?


- Malumunuz, iktidar ve şurekası; memleketin başına ne gelirse özeleştiri vermek yerine ‘İşte bu Ce Ha Pe’ zihniyeti diye başlar, bitirir. Su kesilse, elektrik gitse çıkan arıza CHP’ye bağlansa artık kimse de şaşırmaz. Abartıyor muyum! Yooo. Boğaz Köprüsü’ndeki sıkışıklığı Gezicilere ihale eden kafalarla yaşıyoruz, unuttunuz mu? Dışarıdan birileri duysa sanır ki, iktidar CHP, bunlar anamuhalefet. 79’dan beri hükümette olamamış bir partiden bahsediyoruz bu arada.

* * * 

- Malum gazetecilerin iktidar önünde bağladıkları dilleri, CHP liderini görünce Türk filmlerindeki gibi birden çözülür. Ne hikmetse, bir anda hepsi gazeteci olur. İzlerken dersin ki; ‘Vay be, bunlar soru da sorabiliyorlarmış.’

- Vatandaşa sorsan ‘Kılıçdaroğlu iyi adam da karizması yok karizması’ diye dertlenir. ‘Karizma derken?’ diye sorarsın ‘Şöyle yumruğunu masaya bir vurmuyor ki, çok sakin be’ diye iç geçirir. ‘Ya kardeşim, sen zaten bunca yıldır masayı yumruklayandan, ağız dolusu hakaret edenden çekmedin mi?’ dersin, ‘Öyle de işte...’ diye başlar mevzu tıkanır kalır.

* * * 

- Memleketin solcusu da ayrı girişir. ‘Tamam haklısın da değişiyorlar, iyi işlere imza atıyorlar’ dersin; “Evet ama.. yetmez” der. ‘İyi de sen, şimdi şikayetçi olduğuna, zamanında ‘Yetmez ama evet’i lutfetmiş insansın. Bunun gramını onlardan niye esirgiyorsun?’ dersin, tarih dersi verir. Mevzu uzar da uzar.

* * * 

- Hadi tüm bunların anlaşılabilir bir tarafı var diyelim demesine de... Peki, Meclis Başkanlığı seçiminde AKP zaferinin faturasını nasıl çıkarttınız yahu Ce Ha Pe’ye. Pes... Neymiş; MHP adayına CHP oy verseymiş-miş-miş, AKP’nin adayı seçilmez-miş-miş-miş... Sizin matematik kaçtı pardon?

Bazen...

- Son dakikalar arasında boğulup giderken, el yürekte haber akışını takip ederken; başı belli sonu malum kısır hikayeler içinde zaman denilen en kıymetli şeyi tüketirken... Bazen dünyanın bir yerinden birileri çıkar kafanın üzerini ikamet bellemiş kara bulutları bir dağıtır pir dağıtır. Beynin gülücükler saçar. İşte öyle bir olay, bu hafta gece çalışırken ekranıma düştü.

- Norveç’in Eidsvoll kentinde, 92 yaşındaki bir kadın, 87’lik sevgilisi birlikte tatil yapabilmek için kaldıkları huzurevinden kaçmış. Huzurevi karışmış, polis aranmış. Sonunda çiftin izine İsveç’in başkenti Stockholm’de ulaşılmış. İki sevgili, adama ait dairede başbaşa bir kaç gün geçirebilmek için kaçmış, geri döneceklermiş. Eeee ne demiş şair ‘Ne mutlu yaşamlarını kimseye emanet etmeyenlere...’ İyi pazarlar...

Sıradaki haber yükleniyor...
holder