'ŞAHSİ'YET MESELESİ

27 Mart 2016, Pazar 16:54
AA

Affınızı diliyorum

24 saat içinde gündemine 3 ayrı olayın oturabildiği ülkemizde, sabah şoka girdiğimiz mevzu akşama kalmadan hafızamızda çöpü boyluyor.

Başımıza ne geldiğini bilgi olarak öğreniyoruz, evet. Ancak maruz kaldığımız, son dakika fırtınaları yüzünden başımıza gerçekten ne geldiğini fark etmeden yaşıyoruz. Üzerinde tartışacak, sakinlik içinde tartacak, tepkisini sağduyuyla verecek bir zaman dilimini bulamıyoruz çoğunlukla.

*

Üstüne üstlük ülkemize uzunca süredir hakim olan nefret ikliminde, en hayati mevzularda bile aklımızı, vicdanımızı bir kenara atıp tribünlere koşuyor, birbirimizi çılgınca yuhalamaya başlıyoruz...

Gerçek de bir türlü sahaya çıkamıyor. Garibimin ömrü hep kenarda sıranın kendisine gelmesini bekleyerek çürüyor.

*

Netice ne peki? Söyleyeyim; ilkel kabile formu. Konuşmak yerine hemen mızrakları kuşanıp cephesine koşan bir toplum için bu tarif pek mi abartılı? Niye ki? Neredeyse, kefen artık milli giyisimiz değil mi? Maalesef ‘Bu tarz senin Türkiye...’

Ama bir dakika: ‘Denizin kaç metre altından geçen Marmaray’ımız var di mi bizim? ‘ Aman ne güzel... Şak şak şak... Kafanın motoru stop etmişse duble yol bedene ne fayda? Kafasızlıktan trafik kazalarında cihan harbiyle yarışır bilançomuza hiç girmeyelim isterseniz, yol uzar.

*

Şimdi niye böyle uzun bir girizgah yaptım anlatayım: Bizim yazı işleri uzun yazıdan pek değil, hiç hazzetmez. Haklılar da. Okur, 2. paragrafta gözü korkup tüymesin ister. Çünkü amaç okutmak.

Bu yüzden meram 5N1K’nın el verdiği ölçüde kısa ve öz anlatılır POSTA’da. Ama buraya kadar dayandıysanız sonuna kadar gelirsiniz ümidiyle ben bu hafta affınızı dileyeceğim.

*

Çünkü Karaman’da yaşanan tecavüz dehşeti hiçbir şeye benzemiyor. Sayfalarca anlatmak, son dakika fırtınaları arasında uçup gitmesine asla izin vermemek gerekiyor. Olayın kendisi ve sonrasında yaşananlar bu ülkenin, vicdanı, ahlakı, eğitimi, hukuku, basını, otoritesiyle gelecek için büyük bir yüzleşme.

O yüzden burada girişi nihayet kesip, aslında günlerdir parça parça okuduğunuz şeyleri tekrar yazacağım.

***


KARAMAN’DA NELER OLMUŞTU?

Karaman’da Muharrem B. adlı öğretmen Ensar Vakfı ile Karaman Anadolu İmam Hatip ve İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği’ne (KAİMDER) ait evlerde kalan çocuklara üç yıl boyunca tecavüz etti. Bu şahıs devletin kadrolu öğretmeni. Ancak bu kuruluşlarda gönüllü çalışıyor. Yaptığı işin adı ‘nöbetçi belletmen.’ Ne demekse...

Yakın bir tarihte, istismara uğrayan çocuklarımızdan biri kaldığı bu eve gitmek istemiyor. Aile endişelenip çocuğu sıkıştırıyor. Ve bu ülkenin görüp görebileceği en büyük pisliklerden biri böylece ortaya çıkıyor. Etrafında ahlaklı, vatanperver diye bilinen Muharrem B.’nin çocuğa tecavüz ettiği anlaşılıyor.

Bu ailenin şikayetinden cesaret alan 9 aile daha hemen devlete başvuruyor. 10 çocuğa tecavüz raporla belgeleniyor. 45 çocuk mağdur iddiası var. Şahsın 600 yıl hapsi isteniyor.

VE

1-

- Muharrem B. okulda polisler tarafından 4 Mart’ta gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Bu korkunç olayı anında yerel bir internet sitesi haber yapıyor. Bir saat içinde adliyeden birileri arayıp haberi kaldırtıyor. Ve il derin bir sessizliğe gömülüyor.

Oysa onlarca kişi gözaltına tanık olmuştu di mi? Ama ne hikmetse; bu kadar gözün gördüğü olayı, bir allahın kulu duymuyor. Normal şartlarda yerin göğün inlemesi lazım değil mi?

- İldekilerin hepsi MİT’ten olsa, olayın ortaya çıkma hızı 2 günü bulmaz. “İki kişinin bildiği şey sır değildir” biliyorsunuz, hızla yayılır.

- Amma velakin bu rezillik, yine ne hikmetse; BirGün gazetesi 13 Mart’ta haber yapana kadar asla duyulmuyor. Veee devlet hiç vakit kaybetmeden, jet hızıyla yayın yasağını koyuyor. Ama ne yasak: Tarihte bir ilke imza atılıyor, eleştirmek bile yasaklanıyor.

2-

- İnternet sitesini o gün arayıp haberi kaldırtan bu meçhul şahıs kim? 10 çocuğun hayatından daha önemli ne olabilirdi ki, bu haberin üstünü örtmeye kalktı? Böylesi bir rezilliği duyurmama sorumluluğunu neden üstüne aldı? Tecavüz ‘şahsi bir suçtur’ peki ya bu kapatma gayreti? Olay sonrasında yetkili, etkili çevrelerin, söz konusu kurumları korumak için yaptıkları ‘şahsi suç’ savunması sadece bu telefonla bile suya düşer.

3-

- Habere göre mağdur sayısı 45. Ancak iddianamede 10 çocuğun durumu var. Bence de mağdur çocuk sayısı ne yazık ki 10’dan fazladır. Düşünsenize; bu olay sonrası imkansızı başarıp sessizliği sağlayan güçten ailelerin çekinmesi çok olası değil mi? Çocuklarını buralara gönderen insanlar; köyde, kasabada yaşayan gariban aileler. Bir de bunun üzerine; toplumun riyakar ahlak normlarından kaynaklı utancı eklersek... Düşünün!

4-

- Buralar kendilerine eğitim kurumları diyor. Devlet yurt açmak yerine, fakir fukaranın çocuklarının ‘imanlı, ahlaklı’ yetişmesi için bu kurumların evlerinde kalmasına alenen göz yumuyor. Ki zaten kurumları can siperane savunmalarından da buralara olan güvenleri çok net ortada.

Pekiiii: Kendilerine gecegündüz emanet edilen bu çocukların 3 koca yıl boyunca yaşadıkları dehşeti nasıl olur da fark edemediler?

Bu çocuklar yaşadıkları ruhsal travmanın sinyallerini bir şekilde elbet verdi. Olay zaten bir çocuğun verdiği tepki üzerine çıkmadı mı! Kendilerine eğitim yuvası diyen bu yerler, nasıl oldu da bunları göremedi? Şucu bucu olmayı bir kenara bıkarıp, evlat sahibi olan herkes bir saniye bunu düşünsün. Bu korkunç olayın bunca zaman sürmesi bile, bu kurumların kapılarına acilen kilit vurulması için yeter de artar.

PEKİ BİZLER NE YAPTIK?

‘Ensar Kapatılsın’ diye kampanya başlatıldı.

Bu kampanyaya “Paralel işi, gezici işi, hain işi” diyenler de, ‘Baba beni Ensar’a gönder’ diye kampanya başlattı.

Bazı gazeteciler, siyasiler “Bu sapık cezasını bulacak” diye iki hamaset yaptı. Arkasından korkunç bir ihmalin sorumlusu olan yerleri sorgulayacaklarına militan gibi savunmaya başladılar.

Aile Bakanı koltuğunda oturan Sema Ramazanoğlu onlarca çocuğun hayatının mahvedildiği olay için “Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleri ile ön plana çıkmış kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz” diyebildi. Evet! “Bir kerelik” lafı Bakanın ağzından çıkabildi. Malum siyasiler ise ihmallerle ilgili oluşan tepkileri yine paralele bağlamayı tercih etti.

YENİ ÖĞRENDİKLERİMİZ

Tüm bunlar yetmezmiş gibi dün de mesela şunları öğrendik:

1 - ‘Ce Ha Pe’liler, Karaman’a incelemeye gitti. Vali, Başsavcı, Milli Eğitim Müdürü ile görüştüler. Hazırlanan raporda ortaya çıkan gerçek de korkunçtu: Vali Murat Koca, bu evlerin yasal dayanağı olmadığını söylüyor, ama ekliyordu: “Gizlilik kararı yüzünden bu evler, vakıf ve derneklerle ilgili bilgi veremem.” Yasadışı işler yapanlara bu neyin korumasıydı? Rapora göre; üç yetkili de sorulara net yanıtlar vermedi.

2 - Ensar Vakfı’nın, bir erkek çocuğa tecavüz ettiği için 2 buçuk yıl hapis cezası alan İslamcı yazar Mustafa İslamoğlu’nu, 2015’in Nisan ayında ‘Peygamberi Anlamak mı Anmak mı’ konulu konferansa çağırdığı ortaya çıktı. Bu adamın ceza aldığını dünya alem biliyor mesela. Ama bu, mutlaka değerli vakfın gözünden kaçmış, şahsi bir skandaldır değil mi...

SON SÖZ 

Tüm bu manzara ortada iken, kamuoyuna neler olduğunu anlatmak yerine, neler olmadığını anlatma gayreti içinde olanlara bir çift lafım var: Bu yaşananları, ortaya çıkanları “Şahsi” diye savunabilmek için, bir insanın ancak ve ancak ‘şahsi’yetsiz olması gerekir.

Saygılarımla iyi pazarlar.

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.