23 Eylül sonbahar ekinoksu

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Son birkaç haftadır yıldönümlerinde tarihi olayları anımsatıp, aslında güncelliklerini nasıl koruduğunu ve ders alınması gerektiğini yazdım. Eski toplumlar, önemli olayların kendini tekrarladığına ve aynı koşullar oluştuğunda, yeniden gerçekleşebileceğine inanırlardı; o nedenle kullandıkları takvime göre “yıldönümlerinde” bu olayları anmışlar, onlarla ilgili törenler ve ayinler düzenlemişlerdi. 

Bu düşünce biçimine daha derinden bakarsak, eski toplumların, zamanı bizim bugün algıladığımız gibi doğrusal olarak algılamadıklarını görürüz.

Bir başka deyişle, eski insanlar, zamanı sürekli akıp giden bir çizgide değil, birbirini tekrarlayan döngüler şeklinde algılamışlardır.

Bu algının kökeninde kuşkusuz birbirini takip eden gündüz ve gece, tekrarlayan mevsimler ve mükemmel bir düzende kendi konumlarına geri dönen gök cisimleri vardır. Bu “muhteşem” sistemin karşısında hayran kalan insan, bu akışa katkıda bulunmak için de mevsime bağlı ritüellerini hiç ihmal etmemiştir.

Mevsime bağlı ritüel derken kuşkusuz tarım takviminden söz ediyoruz. İlk insanlar için yaşamlarını sürdürmelerinin ne kadar zor olduğunu hayal etmek hiç de zor değildir.

Uzun kış gecelerinde bir yandan soğukla mücadele ederken bir yandan da aç kalmamaya çalışan insanlar için baharın gelmesi, ekinlerin yeşermesi, hasat ve uzun sürecek bir kış için yiyecek stoklama hayati önem taşımaktaydı.

  • O nedenle her sene mevsimlerin gelişi aynı bir şekilde “kutlanmış”, tören ve ayinler yapılmış ve kötü, zamanlar için hazırlık yapılmıştı.
  • İşte bu törenlerin “döngüsel” takvimde belirlenmesi için de yıl içinde zamanı belirleyen dört önemli gün kullanılmıştır:
  • İlkbahar ekinoksu, 21 Mart civarı gündüz ve gecenin eşit olduğu gün,
  • Yaz gündönümü, 21-23 Haziran civarı en uzun gün
  • Sonbahar ekinoksu, 21-23 Eylül civarı gündüz ve gecenin eşit olduğu gün
  • Kış gündönümü 21 Aralık, en uzun gece.

İşte günlerin uzaması ve kısalması ile ilgili, tarım takvimine ati bu günler insanlık tarihi boyunca her zaman önem taşımışlar, ritüel ve törenlere sahne olmuşlardır.

Bu hafta 23 Eylül günü sonbahar ekinoksunu yaşayacak ve “resmen” sonbahar mevsimine gireceğiz.

“Kadim Cadılık Öğretisi” isimli kitabımda belirttiğim gibi:

Yaklaşık olarak 21 Eylül’de (bazı yerlerde 23 Eylül) kutlanan bu bayram artık gündüzün ve gecenin eşit olmasından sonra gecelerin uzamaya başlayacağını ve artık kış karanlığının egemen olacağını bildirir. Ancak bu bayram gecenin hâkimiyetinin artacağını bildirmesine rağmen korku ve yas ile değil sevinç ile kutlanan bir bayramdır; çünkü yeni bir döneme hazırlıktır ve artık hasat zamanın geçtiğini ve dinlenme zamanının geldiğini bildirir. Bu dönem ayrıca çetin geçecek kış için de düşünme vaktidir.

Bu özel takvim günü de hasat bayramları, bağbozumu günleri gibi değişik adlarla her zaman kutlanmış ve yaklaşan kışa olan hazırlıklar gözden geçirilmiştir.

Bizler artık eski inançları, ritüelleri ve törenleri bırakmış ve unutmuş olsak da mevsimlerin döngüsü bize bunların duygularını anımsatmakta, biten bir ya mevsiminin hüznünü yaşatmaktadır. Öyle ya hüzün kelimesi de sonbahar anlamına gelen “hazan” kelimesinden gelmiyor mu?

Bizler şehirde hissetmesek de köylerde kış hazırlıkları, erzak depolama, yakacak istifleme hep bir “kötü gün” hazırlığı değil mi?

Ya da sıcakların kırılıp havanın bulutlanması sizi de etkilemiyor mu?

Biten yazın ardından gelecek kışı düşünmek hazır olanlar için her zaman rahatlatıcı, hazır olmayanlar için de endişe verici olmuştur. İşte arkaik insanın bu duygularından yola çıkarak yeni mevsimin hepimiz hayır getirmesini ve artık “hazırlıklı olacağımız” günlerde içinde bu tedbirler sayesinde, yaşadığımız pandemi illetinden de çıkartması dileyelim…

Sıradaki haber yükleniyor...
holder