Ankara, köklü tarihiyle daha çok tanınmayı hak ediyor

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Bu hafta 13 Ekim günü, yine kalıplaşmış sözlerle Ankara’nın başkent ilan edilişi olarak “kutlanacak”. Bazılarımız dikkat edecek, bazılarımızın dikkatini bile çekmeyecek, hatta haber bültenlerinde bile belki yer almayacak. 

Zamanında İstanbul halkının burun kıvırdığı Ankara, hep bir bozkır havasında “kasaba” olarak görüldü ve Cumhuriyet “modernleşmesi”nin başkenti olarak hak ettiği yere çok az kondu. 

Ankara, günümüz kapitalizminin getirdiği anonim şehir biçimi ile AVM ve yüksek konutlarla doldu ve eskiye ait özelliklerini süratle kaybetti. Ankara, aslında tarihin büyük uygarlık merkezlerinden biriydi. 

Ankara’nın tarihi Anadolu’nun tarihi içinde çok önemli bir yer tutar. Bugün ev sahipliği yaptığı Anadolu Medeniyetleri Müzesi gibi birçok Anadolu uygarlığını gören Ankara, Neolitik dönemden beri var oldu, Hitit ve Frig uygarlıklarını gördü. 

Başkentlik kaderi, Osmanlı zamanında yazıldı

Bu köklü şehir kuşkusuz en parlak zamanını Roma döneminde yaşadı; tiyatrosu, tapınakları, hamamı ve gösterişli yollarıyla önemli bir Roma şehriydi. 

Galat kralının Roma’nın görkemli imparatoru Augustus için yaptırdığı Augustus Tapınağı ise paha biçilmez bir kültür varlığı olarak Ankara’nın tam da orta yerindedir. Ankara’nın bu kutsal alanı Frigya zamanında Ay Tanrısı Men Tapınağı’na ev sahipliği yaparken Roma Döneminde Augustus Tapınağı bu kutsal alana yerleşti, bugün ise bu tapınağın yanında Türkiye’nin birçok yerinden gelen ziyaretçileri ağırlayan Hacı Bayram Camii ile de ayrılmaz bir bütün oldu. 

1073'te Selçuklu hâkimiyetine geçen şehir 1356 yılında Osmanlı eline geçti, meşhur Ankara Savaşı ile Timur’un hâkimiyeti başladı ancak bu da uzun sürmeyerek şehir 1403’te tekrar Osmanlı şehri oldu. 

Ankara’nın başkent olarak kaderi, daha Osmanlı zamanında yazılmıştı aslında. 

Osmanlı’nın görkemli başkentini Anadolu’ya taşımak fikri Cumhuriyet ile doğan bir fikir değildi. 

Daha 1877/1878 Rus Savaşı sırasında başkentin Anadolu’ya taşınması fikri ortaya atıldı. 

Osmanlı ordusunda yer alan Alman General Von der Goltz Paşa da başkentin Anadolu’ya taşınmasını düşünenlerdendi. 

20'nci yüzyılın başlarından itibaren ise çeşitli siyaset adamları İstanbul’un devlet başkenti olarak çok tehlikeli bir konumda olduğunu söylemeye, Anadolu içlerine taşınması gerektiğini dillendirmeye başladılar. Özellikle de Balkan Savaşı bu düşünceleri körükledi. 

Atatürk’ün Ankara’ya gelişi

İlginçtir, o dönemlerde Anadolu’ya ve Ankara’ya da ilgi oldu, İttihat ve Terakki Partisi büyük bir kulüp binasını Ankara’ya yaptırmaya karar verdi. 

Ulus meydanında, 1915 yılında inşasına başlanan bu bina çeşitli nedenlerle bitirilemedi ancak 23 Nisan 1920’de ilk meclis binası olması kararlaştırıldıktan sonra Ankara halkı ve esnafı tarafından tamamlanarak meclis binası olarak açıldı. 

Başkentin İstanbul’dan taşınmasını savunanalar hep azınlıkta olmasına rağmen, İstanbul’un işgali ile bu konu daha da dillendirilmeye başladı. Bu düşünceyi savunanlara göre artık İstanbul’un başkent olarak kalması olanaksızdı; İstanbul halkı ise payitahtın kurtarılacağına dair ümidi hep taşıyordu. 

Atatürk’ün Ankara’ya gelişi ve merkez olarak seçmesi kuşkusuz coğrafi ve stratejik önemi ile alakalı. O dönemde Ankara’nın önemli yollar üzerinde olması, demiryolu bulunması ve telgraf hattının olması da önemli bir rol oynadı. 

Gözden kaçan bir başka neden ise, Atatürk’ün çok sevdiği, Harbiye’den sınıf arkadaşı olan Ali Fuat Paşa’nın ve emrindeki 20. Kolordu’nun da burada olması. Bu durum, Atatürk’ün bu kararı vermesinde etkin oldu. 

Böylece Mustafa Kemal’i coşkuyla karşılayan Ankara’nın talihi değişti ve hepimizin çok iyi bildiği bir şekilde önce Büyük Meclis’e ev sahipliği yaptı, sonra da genç Cumhuriyet’in başkenti oldu. 

Şehri bir de bu gözle görün

Bugün Ankara, köklü tarihiyle daha çok tanınmayı hak ediyor. Roma Hamamı’ndan, Julianus Anıtı’na uğrayarak, Hacı Bayram’dan geçerek Ankara Kalesi’ne doğru yapılan bir gezi, Ankara evlerini ziyaret, camilerin alıcı gözüyle inceleme bu köklü tarih hakkında bir bilgi verir. Ankara’nın Ulus ve Sıhhıye’den başlayan, Kızılay’dan devam eden yolları, Cumhuriyet’in ilk günlerinin enerjisini hissettirir, Anıtkabir ziyareti duygulandırır. 

Atatürk’ün anılarıyla yoğrulmuş bu yollarda, sürekli yenilenen ve “modernleşen” kente rağmen ilk günlerin coşkusunu hissedebilirsiniz. 

Modernizme teslim olan bu şehri bir de bu gözle görün isterim… 

Yazarlarımızdan

21 Ekim 2020, Çarşamba 09:36
Sıradaki haber yükleniyor...
holder