Bir kelime bazen çok büyük ipucu verir

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Bu ortamda yazmaya başladığımdan beri kavramların etimolojisi konusunda oldukça fazla geri bildirim geldi ve çok güzel sorularla karşılaştım.

Etimoloji, aslında bir kavramın geçmişini ortaya koyan en önemli çalışmalardan biri, bir kavramın “arkeolojisinin” en önemli aracıdır.  

Etimoloji de köken olarak, Yunanca έτυμος (etümos) sözcüğünden gelir ve bir şeyin “aslı, gerçek olan” anlamındadır; bir başka deyişle, bir kavramın katmanlarında yolculuğa çıkartır. 

Bir kelime bazen size çok büyük ipucu verir; böyle düşününce “sözcük” yerine “kelime” kullanmak çok daha isabetlidir. Kelime dediğiniz an arkasında “kelâm” vardır; “konuşma” kökeninden gelen kelâm zamanla bilgece söz olurken, onu yazılı hafızaya geçiren “kalem” olmuştur. 

Kalem, kelam ile aynı kökten olmasa da benzetmek isteyenler çok olmuştur. Oysa kalem Yunanca κάλαμος (kalamos) yani “kamış” kelimesi ile aynı kökendendir ve Mezopotamya’da da benzer bir geçmişe sahiptir. Bugün Kalamış’ta gezerken bir zamanlar sazlık, kamışlık olan bu alanda eskiden kamıştan nasıl yazı aracı yaptıklarını düşünebiliriz. 

Hafıza aynı zamanda “muhafaza” edendir. Muhafaza etmek saklamak anlamına geldiğinden aşikâr olanı saklayan bir bakıma “hafız” da olur. Muhafaza hafızada olmadığı zaman saklanması gereken bilgi yazıya geçer. 

Eski Türkçede, belki de Moğol dillerine kadar giden bir geçmişte, yazmak ve çizmek ortak bir kökten geliyor derler, ilk harflerin çizilmesinden kaynaklı olsa gerek; biz de bir şeyler “çiziktirmiyor muyuz”?

Biz en iyi çiziktirene hattat deriz, oysa hat da hem yazmak hem çizmek anlamını taşır. Akad diline inersek taşa kazıma anlamına kadar ulaşırız.; ilk yazıtlardan bugüne gelen bir eylem. 

Biz eylem deriz ama fiil dediğimiz zaman, Arapça, Aramice, İbranice aynı köke gideriz… Binlerce yıl bu insanlar aynı sesi çıkartmış bir “fiil”in “fail”ini ararken. 

Ses” derken, Türkçe’nin bilinmeyen bir zaman ve yerinden gelen lügatimize nispeten daha geç girmiş bir kelimeyi sözylüyoruz. Oysa eskiden, ses yerine Farsçadan gelen avaz kelimesini kullanırken, “avazı çıktığı kadar bağıran” biri kuşkusuz “sesi çıktığı kadar“ bağırdığını biliyordu. “Avaz avaz” bağırdığımız zaman çok ses çıktığını buradan da anlayabiliriz herhalde. 

Her “halde” derken aslında “hal” üzerine pek düşünmüyoruz. Hal sözcüğü durum anlamına gelirken aynı zamanda “görüneni” de belirtir. Eski insanlar hal’i sadece gördüğü kadar anladığından olsa gerek, Yunus Emre de bundan dertlenmiş:

“Ben bir acep ile geldim,

Kimse halim bilmez benim.

Ben söylerim, ben dinlerim,

Kimse dilim bilmez benim.”

demiş. 

Acep” kelimesi şaşkınlık ve hayret belirtirken, bilmediğimize de acayip demeyi ihmal etmeyiz; hatta şaşırdığımızda ya da emin olmadığımızda da “acaba” diye sorarız. 

Bu tuhaflık Yunus Emre’ye mahsus olmasa gerek ki, örneği olmayana hep “tuhaf” deriz. “Tuhaf” aynı zamanda bir eşi olmayan hediyeleri de anlatır ki “tuhafiye” dediğimiz zaman emsalsiz şeyler kadar hediye de aklımıza gelir. 

Yüzlerce yıl öncesinin bedesteninde, bir tuhafiye dükkânında kaybolur gibi biz de kelimeler arasında kaybolduk belki ama bilginin “kökenlerine” de bir yolculuk yaptık. Bizim düşünce yeteneğimizi belli eden kelime dağarcığımız ve bunlara bağlı kavramlardır. Bu dağarcığa yeni “emsalsiz parçalar” attıkça düşünceler de genişler, kelâm vücut bulur. 

Yazarlarımızdan

02 Temmuz 2020, Perşembe 07:31
02 Temmuz 2020, Perşembe 07:29
02 Temmuz 2020, Perşembe 07:26
Sıradaki haber yükleniyor...
holder