Bu tefekkür içinde eski Ramazanlara kayıyor insanın aklı

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Bu sene Ramazan sessiz sedasız geldi… İlk defa toplu iftarlar, heyecanlı, dip dibe pide kuyrukları, tıka basa dolu lokantalarda heyecanla iftar saatini bekleyen yorgun bir kalabalık olmadan, usulca geldi Ramazan…

Issız sokakların ürkek ziyaretçileri tedirgin bir şekilde evlerine koşarken, eskinin dolu sokakları Ramazan’dan bihaber karşıladı Ramazan’ı… 

Vakti dolan her nesil, eski bayramların, eski Ramazanların daha güzel olduğunu söyler; söyler de bunda gerçeklik payı yok değildir. Bayramlar tatillere, Ramazanlar gösterişli iftarlara döndükçe eskiyi daha da anıyor insan. 

Bu sene belki Ramazan ilk defa Ramazan gibi geldi, erzak alındı, aile toplandı ve gösterişli iftarlar yerini usulca yapılan yardımlara bıraktı. 

Bu senenin buruk Ramazanı belki de, bize biraz olsun “durun düşünün” dedi. 

İşte bu tefekkür içinde eski Ramazanlara kayıyor insanın aklı. 


Osmanlı'da Ramazan akşamları

Osmanlı’nın güzel bir âdeti vardı; Ramazan’ın ibadetine biraz da iftar ve sahurun coşkusu karışır, ibadet sonrasını bir sürpriz beklerdi. İftar sonrası kahvede Teravih bekleyenler, Teravih sonrası çocuklarla birlikte seyirlik oyunlarla sahura kadar vaktin nasıl geçtiğini anlamazlardı; çocuklar da Ramazan’ı bir bayram coşkusu ile idrak ederdi. 

Kahve denince, Ramazan boyunca mutlaka Karagöz oyunu olurdu kahvede... Karagöz dedik ise, Osmanlı’da Karagöz’ün 16.yy’dan beri var olduğu bilinmektedir. Hatta Şeyhülislam Ebussuud Efendi 'hayâl oyununu ibret gözüyle seyretmenin cezayı gerektirmeyeceği' yolunda bir fetva vermiş, gölge oyunu kâh 'zıll-i hayâl', kâh 'hayâl-el Sitare' adı ile Saray’a kadar girmiştir. 

Şehzadelerin sünnet düğünlerinden Ramazan gecelerine kadar Saray’da olan Karagöz, halkın arasına da karışmış, kahvelerin baş konukları arasında olmuştur. 

O dönemlerde yetişen Karagöz sanatçıları arasında tasavvuf ehli olması ise Karagöz’ü bir başka yapıyor, Karagöz hayalden çıkıp kalplere giriyordu. 

Tasavvuf ehli deyince, Erenler ortaoyunu sahnesinde de yer almıştı. 

Öyle bir gelenekti ki bu sahne, "Haak dostum Haak!" demeden girilmezdi söze… 

Meddah anlatmaya başlayınca, kahvede çıt çıkmaz, ardı ardına gelen nüktelerde önce bir duraksama olur sonra gülünürdü. Meddah’ı unutup stand-up gösterilerine gidenler bir dönemin tadını hiç bilmeden yaşamlarını sürdürürken, son büyük meddah geleneği de belki de rahmetli Erol Günaydın ile tarihe karışmıştı. 


Kavuk meselesi

Bir de Kavuk vardı tabii. Kavuk aslında içi boş bir kaptır, birçok anlama gelir; bir anlamı da ayakkabı gibi 'başkabı'dır. Kavuğun üzerine bez sararsanız sarık olur…

Kavuk, Sarık olanın “ilimsiz” halidir sanki… 

Tuluatta sahneyi kurtaran Kavuklu’dur. Kavuklu olmasa, ne tür olduğunu bilmediğimiz bir “sanat sahibi” Pişekâr ortalığı yakar geçirir. Kavuk böyle kıymetlidir. Keramet kavukta olmasa da kıymetlidir işte… 

Sahne ehli Kavuk ne demek bilirdi, her yerde sallamazdı; "'Dalkavuk' olursan çok baş sallarsın, o zaman bu kavuk iğreti durur…" derdi. 

Söz kavuktan açıldı ise sahne ehli Dümbüllü İsmail Efendi’yi anmamak olmaz. Askeri Rüştiye’de iken sahne aşkına her şeyi bırakan İsmail Efendi, Kel Hasan Efendi’nin Dilkuşu Tiyatrosu’nda yetişmiş, bu unutulmaz 'İbiş' teneke çalarken arkasından koşmuştur. 

"Dümbüllü, Dümbüllü, gabarala, mabarala, Dümbüllü" diye sahneyi inleten İsmail Efendi’yi anarken, Kel Hasan 'İbiş' olduğu kadar onun da o kadar 'Dümbüllü' olduğunu unutmamak gerek. Mükâfatı ise Kel Hasan’în kavuğu olacaktır. Keramet kavukta mıdır bilinmez ama o kavuk Dümbüllü İsmail Efendi’ye geçmiş, ondan da Münir Özkul’a devrolmuştur. 

Münir Özkul da bu kavuğu Türk tiyatro sahnesinin gördüğü en zeki ve yetenekli sanatçılardan biri olan Ferhan Şensoy’a devredecekti ve kavuk sonra da günümüzdeki sahibi Rasim Öztekin’i bulacaktı.


Bu sene meddah da sizsiniz, Kavuklu da

Ortaoyunu sürüp giderken savaşlar, salgınlar ve yangınlar da oldu o eski Ramazanlarda, ama hep güzel günlerin anısı kaldı bugüne…

Bu müstesna Ramazan’da, artık eski kahveler yok, o sanatçılar da yok, hatta bu sene sokaklara taşan bir Ramazan da yok… 

Bu sene meddah da sizsiziniz, Kavuklu da Pişekâr da, Karagöz de, Hacivat da Hanımanne de… Kavuk sizde, ailenizle, sevdiklerinizle hanenizde yaşatacak olan, nükteyi yeniden keşfedecek olan da sizsiziniz. 

Bırakın dünya “dijitalleşiyor” olsun, insana yabancılaşan her kavram içi boş kavuk misali sallanır durur, geriye tozu kalır. 

Öyle âdem vardır ki, kerameti kavukta sanır, kavuk misali boş kafanın velvelesini hatmeder, Öyle âdem vardır ki, kerameti sarıkta sanır, ilim der cerbezenin peşinden gider… Öyle âdem vardır ki, kerametin Kelam’da olduğunu bilir, kendi Yol’unda gider.

Yazarlarımızdan

16 Ocak 2021, Cumartesi 11:41
16 Ocak 2021, Cumartesi 07:40
16 Ocak 2021, Cumartesi 07:01
Sıradaki haber yükleniyor...
holder