İstanbul'da, Latin İmparatorluğu'nun izinde...

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Genelde tarih dersi ya da tarih kitabı deyince insanın aklına belli bir kronoloji ve tarihler içinde yer alan olaylar gelir. Bu tarih genelde savaşların, belli başlı olayların ve devletlerin tarihidir.

Oysa bu kronolojinin ve olayların içine sıkışmış nice hayatlar vardır. Her bir yaşamın bambaşka bir tarih olarak ele alınması gerekirken, o isimler bazen birkaç kere “önemsemezcesine” anılır ya da hiç anılmaz; olayların gölgesinde kalır.

İstanbul tarihinin en önemli olaylarından biri, Dördüncü Haçlı Seferi’nin Kudüs’e gitmesi gerekirken yönünü değiştirip İstanbul’a gelmesi ve 12 Nisan 1204 tarihinde şehri hiçbir örneği olmayacak şekilde yakıp yıkarak yağmalamasıdır. 57 yıl şehirde kalan haçlı ordusu burada bir krallık kurmuş ve bu süre zarfında şehri tamamen bir harabeye çevirmiştir. Bu olaydan sonra Bizans bütün gücünü kaybetmiş ve İstanbul’un fethine kadar toparlanamamıştır. 

Tarihin bu dönüm noktasını anlatan “İstanbul’un Latin Çağı” kitabını beraber yazdığımız Selçuk Eracun ile Latin İmparatorluğu’nun izinde İstanbul’u dolaşıp seminer verirken, konu her zamanki gibi burada yitip giden yaşamlara geldiğinde bu kez çok ilginç bir ismi andık: Agnès de France. 

Bu dönemin en ilginç isimlerinden biri olan Agnès de France’ın da ilginç yaşam öyküsü de Latin İstilası dönemine karışmıştı. Avrupa’da başlayıp Bizans içinde biten bu hayat hep ihmal edilmiş, birkaç satırla geçiştirilmişti. 

Agnès de France, Fransa Kralı VII. Louis’nin Champagne bölgesi soylularından Adèle de Champagne’dan olma kızı, Fransa Kralı olacak Philippe August’un da kardeşiydi ancak yazgısı kraliyet ailesinden farklı gelişecekti. 

Agnès’in hiçbir şeyden haberi yok iken, kaderi 1178 baharında, Flandre Kontu Philippe’in Haçlı Seferinden dönüşte İstanbul’a uğraması ile değişmiştir. 

İstranbul’da, İmparator Manuel Komnenos tarafından karşılanan Philippe oldukça ilginç bir talep ile karşılaşmıştır. İmparator, oğlu Alexios’u Fransız kraliyet ailesinden bir kız ile evlendirerek siyasi bir bağ kurmak istediğinin söylemiş; bu konuda da Kont Philippe’ten aracı olmasını talep etmiştir.

Flandre Kontu Philippe de bu önemli talebi kral Louis’e iletmiş, bunun üzerine kral Louis kızı Agnès’i, imparatorun oğlu ile evlendirmeye karar vermiştir. Olaylar öyle hızlı gelişmiştir ki Agnès ne olduğunu anlamadan kendini İstanbul’da büyük bir törenle karşılanırken bulmuş ve bir anda Bizans soylularının gözdesi olmuştur. 

Daha çocukluğunu yaşayamamış olan Agnès, 2 Mart 1180’de, henüz dokuz yaşında iken, bugün Sultanahmet’te yer yer kalıntıları gözüken Büyük Saray’da, on yaşındaki Alexios ile evlendirilmiştir. Agnès daha ne olduğunu anlamadan aynı yıl imparator Manuel Komnenos’un ölümü ve Alexios’un tahta geçmesi ile kendini imparatoriçe olarak bulmuştur. Bir batılı imparatoriçe olsa da halk hiçbir zaman Agnès’i bir yabancı olarak görmemiş hatta ona bir Bizanslı ismi vererek Anna diye anmıştır. 

Ancak bu peri masalı çok uzun sürmemiş, genç çift daha tahta ısınamadan, Bizans’ın gördüğü en kötü imparatorlardan biri olan Andronikos tarafından tahttan indirilmiş ve Alexios öldürülmüştür. Andronikos, genç Agnès’i kendine eş olarak almış ve dönem yazarı Niketas Khoniates’in ifadesi ile “Karanlık devir kokan bu yaşlı adam, yeğeninin kırmızı yanaklı, taptaze ve daha on bir yaşına girmiş karısı ile yatmaya” hiç utanmamıştır. 

Bizanslı yazarlar, Agnès’in bu evliliği hiç istemediğini yazsa da zorla evlenen Agnès bu durumu lehine kullanmış, imparatoriçeliğini de kabul ettirmiştir. 

Ancak Andronikos’un saltanatı da uzun olmamış, Isaakios Angelos tarafından tahttan indirilmiş ve 12 Eylül 1185’de halkın elinde parçalanarak öldürülmüştür. 

Andronikos’un ölümü ile bir müddet karanlığa gömülen Agnès tarih sahnesine bu kez ünlü Bizanslı komutan Theodoros Branas ile aşk yaşarken çıkmıştır. 

Agnès, Branas’ı imparator tahtına çıkartma planları yaparken bu kez de İstanbul’a Dördüncü Haçlı seferi ordularının gelişi ile talihi değişmiş, İstanbul büyük bir facianın içine düşmüştür. 

Haçlı askerleri bugün Çatladıkapı tarafında kalıntıları bulunan Bukoleon Sarayı’nda Agnès’i bulmuşlar ve ona büyük saygı göstermişler hatta âşık olduğu Branas’a, bir Bizans komutanı olmasına rağmen, toprak vererek ve İstanbul’da bir yönetici konumu sağlayarak onurlandırmışlardır. 

Agnès’in adı bundan sonra tarihi kayıtlarda Branas ile birlikte onun karısı olarak geçmiştir. Theodoros Branas hakkındaki son kayıt ise onun 1219’da bir süre İstanbul’u yönettiği şeklindedir. Agnès’in adı ise tarihi kayıtlarda çok öncesinden itibaren görülmemektedir. 

İstanbul’da Angès’in izinde yürürken Fransa’da sarayda başlayıp, İstanbul’da tarihin kaydetmediği bir şekilde biten bu maceralı hayat hep aklıma gelir, büyük olaylara sıkışan bu ilginç hayatlar bir anda Şehir’de canlanır. 

Yazarlarımızdan

25 Şubat 2021, Perşembe 07:01
25 Şubat 2021, Perşembe 07:00
Sıradaki haber yükleniyor...
holder