Kıyamet söylentilerine aldırmayın

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Son zamanlarda televizyonlarda ve bazı medya organlarında bir 'kıyamet' tartışması sürüyor. Bu bazen 'dijital kıyamet' oluyor, bazen 'dünyanın sonu' oluyor. 

Pandeminin yarattığı olumsuz ruhsal atmosfer de insanların buna inanmasını kolaylaştırıyor. 

Tarih boyunca herkes büyük felaketlerin ya da dünyanın sonunun kendi yaşadığı çağda olacağını düşündü. Özellikle de 'Salgınlar Tarihi' kitabımda yazdığım gibi, bu tür pandemi ve doğal felaket dönemlerinde insanlar bu tür düşüncelere daha çok daldılar. 

Örneğin, Hristiyan Avrupa’da İncil’e göre hesap yapan din adamlarının sözüne kanan birçok kişi, 1000 yılı yaklaşırken, varını yoğunu kiliseye ya da yoksullara bağışladı ve dünyanın sonunu bekledi. Noel, yılbaşı derken beklenen son gelmeyince düş kırıklığına uğrayan bu 'inançlı ve yardımsever' insanlar, yoksullardan paralarını ve bağışladıkları diğer kıymetli eşyayı zorla, hatta döverek geri aldılar. 

Bilebildiğimiz en eski kültürlerin insanları, zamanı kendi gereksinimlerine göre algılıyor, bunu doğanın döngülerine bağlıyorlardı.

Birbirini tekrarlayan mevsimler, gece ve gündüz, belli zamanlarda belli burçlara gelen yıldızlar, döngüsünü tamamlayan gezegenler, hatta belli zamanlarda taşan nehirlerin gösterdiği gibi, doğa her zaman mükemmelliğini, tekrarlanabilirliğini, yeniden doğuşunu insanlara sunuyordu. Öyleyse her şey sonsuz bir döngüde dönmeliydi. 

Bu arada bazı kültürlerde 'çağlar' teorileri de vardı, Hint kültüründe olduğu gibi Yunan kültüründe de ifadesini Hesiodos ile bulan bu çağlar teorisi, dünya üzerindeki yaşamın çeşitli çağlarla belirlendiğini ve felaketlerle bir çağın bitip yeni bir çağın başladığını anlatıyordu. Hesiodos’s göre de Altın Çağ’dan Demir Çağ’a gelen insanı da yok oluşlar bekliyordu. İskandinav mitolojisinde de bu düşünce büyük bir yok oluş ile ifadesini buluyordu. Aynı şekilde bu tür mitoslarda karşımıza çıkan felaketler bir sonu ifade etmekten çok, yeni bir başlangıcı ifade eder ki, bu da doğanın ritminden çok da uzak değildir. Aynı şeklide Platon’un Timaios dialoğunda anlattığı felaketler de öyledir. Bu da sürekli bir yenilenmeye işaret eder. 

Tarihi verilerin ışığında zamanın çizgisel algılanmasının da toplumlara yayıldığını görüyoruz. 

Çizgisel algılamaya göre, her şeyin bir başı ve sonu olduğunu söyleyebiliriz. Eskatalojik inançlar da bu şekilde ortaya çıktı. Yunanca, 'son' anlamına gelen 'eschatos' sözcüğünden türeyen eskatoloji terimi, genel olarak dünyanın sonu ile ilgili inançları ifade etmekle birlikte, çok daha geniş bir alana yayılır. 

Bizin bugün anladığımız anlamda eskatolojiye tam olarak Yahudi düşüncesinde rastlarız. Yahudi düşüncesindeki eskatoloji de “Mesih” ve “Tanrı’nın Krallığı” beklentisi ile atbaşı gider. 

Hristiyanlıkta tam olarak ortaya çıkan eskatoloji, Tevrat’taki Daniel kitabının sembollerinden etkilenerek yazılan Yuhanna’nın Vahyi bölümüyle tam olarak ortaya konur. Günümüzde, Hollywood filmlerinde en çok buradaki semboller kullanılır. 

İslam'da 'kıyamet'

İslam’da ise kıyamet bütün bu düşüncelerden farklılık gösterir. 

İslam Ansiklopedisi’ne göre, 'kıyâmet' kelimesi, 'kalkmak, dikilip ayakta durmak' mânasındaki 'kıyâm' kökünden isim veya mastar olup 'dirilip mezarından kalkma, Allah’ın huzurunda durma' yahut 'bu olayın başlangıcını teşkil eden kozmik değişikliğin vuku bulması' anlamına gelir.

Kıyamet her şeyin sona ermesi ve bir yok oluş değil, kıyameti takiben ebedî âhiret hayatının başlaması anlamına gelir.

İyimser olmak çok önemli

Günümüzde kıyamet senaryolarının çoğalması aslında, korku halini korumak isteyenlerin işine yarıyor. Çağlar boyu insanları korkutmak için bu tür söylemleri kullanan gruplar, günümüzde de, aynı şekilde bunları pompalayıp hem insanlığın geleceğe güvenini yok ederek farklı ruh hallerine girmesine neden oluyor hem de bazı devletlerin küresel siyasetini haklı gösteriyor. 

Özellikle de pandeminin de çarelerinin gözükmeye başladığı bu dönemde böyle tuzaklara düşmeden, kendi yolumuzda yürümek ve iyimser olmak çok önemli.

Herkesin bildiği bir hadis, “Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol” der. 

Kıyamet söylentilerine, felaket söylentilerine aldırmadan yaşamak, depresyona girmeden pandemisiz günleri hayal etmek ve geleceğe bakmak en doğrusu olur. 

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder