Normalleşme nedir?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Son günlerin en moda sözcüğü kuşkusuz 'normalleşme' oldu. Herkesin ağzında bir 'normalleşme' lafı dolaşırken, öyle görülüyor ki herkes bu kavramdan farklı bir şey anlıyor. 

Önce 'normalleşme' kavramının “arkeolojisine” bakalım. 

'Normal', Lâtince kökenli bir sözcük, 'normalis' sözcüğünden geliyor ve aslında tam da anladığımız anlamda 'norm'ların içinde kalan anlamını taşıyor. Yani bir başka deyişle, önceden belirlenmiş sınırlar ve kurallar içinde kalana 'normal' deniyor. Bu sözcük 16'ncı yüzyıl başında 'sıradan' anlamını almış olsa da, 'kurallar içinde kalma' manasını hep korumuş. 

Peki, bu 'norm'lar nereden geliyor? 'Norm' sözcüğü, Lâtince 'norma' sözcüğünden geliyor. 'Norma', bildiğimiz marangoz gönyesi, yani bir mimari parçanın ya da yapının tam dik açı yapıp yapmadığını kontrol eden gönye demek. Daha sonraki dönemlerde ezoterik anlam katılmaya çalışılan ama antik dönemlerin en önemli aletlerinden biri olan gönye... Bu bağlamda da 'normal' sözcüğü 'dik kesen doğru' anlamına da gelmiş Batı dillerinde. 

'Dik açı' deyip geçmemek gerek. Eski zamanlarda binanın sağlam olması için çatıyı taşıyan sütunların dik olması ve köşelerin tam 90 derece olması çok önemliydi. O nedenle iyi bir usta, ölçüyü tam olarak alan ustaydı.

Köşeler ise binanın en önemli yerleriydi ve 'kurallara' uygun olarak 90 derece olmak zorundaydı. 

Bizdeki 'köşe' terimi, Farsça 'gûşe' sözcüğünden geçmiştir ve kökeninde 'bükmek, kırmak' vardır. Bir başka deyişle, en iyi büken kişi en iyi ustadır. 'Köşe' deyip geçmemek gerek, çünkü köşe aynı zamanda 'derviş zaviyesi'dir ve zaviye 'açı' anlamına geldiği gibi 'köşe' anlamına da gelir. Derviş köşesine çekilip tefekküre dalarken, Zaviye’de olduğu unutulmamalıdır. 

İşte bu 'normlara' uymak normallik iken, ölçü dışına çıkan 'anormal' olmuş tarih içinde. 

Ancak en önemli husus, normların zamana bağlı olması ve değişen durumlara göre değişen normların olmasıdır. 

Asıl konumuza dönersek, normların değişmesinin en büyük sonucu, salgın öncesi normal olan ile salgın sonrası normal olanın çok farklı olması gerektiğidir. 

Salgın öncesi hayatımın lükslerini anımsayınca ben de hüzünleniyorum. Sabah Üsküdar’da çay ocağında kalabalık içinde yenen menemenle başlayan bir gün, toplu taşıma araçlarına endişesiz binme, insanlarla kucaklaşma, imza günlerinde gelenlere sarılma, birlikte fotoğraf çektirme, arkadaş toplantıları, toplu İstanbul gezileri… Artık hepsi bir başka zamanın normları içinde kaldı.

'Salgınlar Tarihi' kitabımda özellikle anlatmak istediğim gibi, her salgının kendine özgü koşulları vardır ve 'kaynağı' ne olursa olsun salgının getirdiği kurallara uyulmak zorundadır. Yeni normları belirleyecek olan, olağanüstü durumun koşullarıdır. 

Normlara uyamayan insanın, bu normlardan kaçabilmesinin en güzel yolu, kendine uygun normları yaratabileceği 'teoriler' üretmesidir. Aslında virüs olmadığı, egemen güçlerin oyunu olduğu vs.. 

Hep söylediğim gibi, virüs her şekilde ortaya çıkmış olabilir. Arkasında bazı güçler olabilir ya da olmayabilir ama bunlardan daha önemli olan, her salgının kendi normlarını yarattığı ve normalleşmenin buna göre olması gerektiğidir. 

Normalleşmeyi, bir başka zamanın ve koşullar bütününün normları olarak algılamak, aslında normalleşmediğimiz ve salgını yeniden çağırdığımız anlamına gelir. Öyleyse bizim normalleşmemiz, değişen koşullara ayak uydurmak ve tedbirli bir yaşama yönelmek olacaktır. 

Eski insanlara sorsaydık, “Köşeleri yuvarladığınızda, binanın çökme riskini de arttırıyorsunuz demektir” diyeceklerdi.  

Yazarlarımızdan

08 Temmuz 2020, Çarşamba 07:32
08 Temmuz 2020, Çarşamba 07:24
08 Temmuz 2020, Çarşamba 07:22
Sıradaki haber yükleniyor...
holder