Sayılara indirgenen ölüm

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Covid-19 salgını kuşkusuz bütün hayatımız değiştirdi. Eski alışkanlıklarımızın büyük bölümünü terk ettik; çok daha farklı bir yaşam biçimini benimseyip karşılaştığımız kişilere çok daha farklı davranıyoruz. 

Aslında toplumsal bir melankoli içinde, bazen maskeden hırsımızı alarak başkaldırdığımız bir baskı içinde yaşıyoruz ve bir gün bu salgının da geçeceğinin hayalinin kuruyoruz. 

Bu dönemin alışkanlıklarından biri de, bir loto çekişlisinin sonuçlarını alırcasına, belki de bir müjdeli haber duymak umuduyla izlediğimiz Sağlık Bakanlığı verileri.

Sayın Bakan tarafından, her gün değişik kelimelerle yazılan, ancak özünde aynı olan uyarıları umursamazcasına rakamlarını kontrol ettiğimiz bir sayısal tablo…

Önce yeni hasta sayısını, sonra da iyileşen hastaları okuduğumuz, en sonunda da vefat eden sayısına göz ucuyla baktığımız sıradan bir tablo…

Hatta ölüm korkusundan vefat sayılarına göz ucuyla bakıp, bazen de “oh azalmış” dediğimiz bir tablo… 

Oysa o “vefat sayısı” diye gördüğümüz sayının yitip giden ömürlerin sayısını verdiğini hiç aklımıza getirmemeye çalışıyoruz.. Bu sayının aslında bir anne, bir baba, bir evlat, bir eş olan insanların acılı ölümlerini anlattığı “aklımıza gelmiyor”. 

İlk insanlardan bu yana, ölüm, toplumun en travmatik ancak en kaçınılmaz olayı. İlk toplumların en önemli ayırt edici özelliği olan ölü gömme adetleri aynı zamanda o toplumların inançları hakkında bilgi verir, bazen de o toplumu diğerleri arasında eşsiz yapan özellikler barındırır. 

Ölüm karşısındaki travmayı yaşayan toplumlar ölüm sonrasına ait çeşitli inançlar ile bir tür avuntu bulurken, o toplumun üyeleri de, özellikle kendi ölümlerinin de bir provası olan cenaze törenlerinde olabildiğince dini kurallara uymaya dikkat etmişlerdir. 

Günümüz “modern” toplumu ise, yaşamı yüceltirken ölümü normalleştirdi, banalize etti ve insanların ölümü düşünmelerini engelleyecek yaşam formülleri sundu. 

Yaşam güzellemelerini ekonomik güç üzerinde yapan bu “modernlik” aslında tüketim ile var olan insanı, yaklaşan sonu düşünmekten uzak tutmaya yönelik bir yöntem izler. 

Mezarlıktan geçerken “Her nefis ölümü tadacaktır” ayeti ile göz göze gelmemeye çalışan insan, ölümü sayılara indirgeyerek onun yarattığı acıdan da uzak durmayı kendince bir yol edinir. 

Bir savaşta binlerce kişinin ölmesi, Orta Doğu’da bir patlamadan yüz kişinin hayatını kaybetmesi ya da şimdi olduğu gibi Covid-19 kurbanları “modern” insan için sadece bir sayı ifade eder. Ölümün bir sayıya indirgenmesi ise travmasının şiddetini azaltır, kişiyi, o sayının içinde bulunmadığı için rahatlatır. 

Özellikle Covid-19 vakalarında bu sayılar, korkutacak kadar yüksek olmadığı sürece, hep bir istatistiksel veri gibi gözükür, arkasında yatan dramlar ihmal edilir. 

Oysa bu sayıların içinde, ailemizden, yakın çevremizden birileri olabilirdi, hatta kendimiz de olabilirdik. İnsanın en yakınından birinin ölümü istatiksel veriler içinde sadece “artı bir” olabilecek sayı iken o kişi için bazen dünyanın sonu olabilir, bütün bir salgın içinde en önemli ölüm haline dönüşür. 

Savaşlarda, terör olaylarında hatta kaza ve salgınlarda, her bir “artı bir”in eşsiz bir hayat olduğunu unutmadan, her türlü tedbire devam etmek, kendimizi ve başkalarını korumak hiçbir zaman olmadığı kadar önemli. 

Virüs her ne şekilde ortaya çıkarsa çıksın kendi doğasını izler, salgın kendi kuralları içinde devam eder. Salgının ne zaman biteceğini ve o sayıların ne zaman hayal ettiğimiz gibi olacağını ancak alınan tedbirlerin belirleyeceğini unutmadan davranmak sahte cennetler yaratmaktan çok daha etkilidir.  

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder