Sosyal medyadaki bilgi kirliliği

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Son günlerde sosyal medya ile ilgili tartışmalar gündemi oldukça meşgul etti. 

Sosyal medyada sahte hesapların arkasına sığınarak yapılan hakaret ya da iftiraların yasal zemine oturması ve gereğinin yapılması tabii ki hepimizin en büyük dileği. Hiçbir ortamın kişilere iftira atmak ya da hakaret etmek özgürlüğünü vermediğinin bilinmesi gerekiyor.

Öte yandan, sosyal medyanın başka bir hassas noktası daha var. 

Eskiden insanlar, bir bilgi, kitapta yazdığı zaman koşulsuz inanırdı. Burada yazara olan güven kadar yayınevlerinin ve editörlerinin ince eleyip sık dokuyacağına dair bir inanç vardı. Bu durum her zaman düşünüldüğü gibi olmasa da bir alışkanlık misali her zaman yazılı bilgiye büyük bir güven duyulmasına sebep oldu. 

Internet kullanımının artması da “doğru” bilginin “kolay ulaşılabilir” olduğu yanılgısını yarattı ve herkesin birkaç link sayesinde, bir kişinin yıllarca çalışarak elde edebileceği bilgiye ulaşabileceği yanılsamasının kaynağı oldu. Kuantum bir paragrafta anlatılabilir bir konu olduğunda ya da Freud tek bir cümleye indirgendiğinde kimse bu kadar çok kitabın neden yazıldığını düşünmedi bile. 

Bilginin en büyük düşmanının “bilgi kirliliği” olduğu gerçeği de göz ardı edildi ve bu kez “bir sitede yazıyorsa” doğru olduğu inancı yerleşmeye başladı. Arama motorlarından çıkan sonuçlar olduğu gibi doğru kabul edilerek, bir anda her konunun “âlimleri” türemeye başladı ve bu kişiler de bilerek ya da bilmeyerek bazen bir kara propagandanın bazen de bilgi kirliliğinin yayılmasına katkıda bulundu. Aynı şekilde köklü haber siteleri dururken bir tweet’e itibar eden kişilerin “retweet”leri de bu katkıda yerlerini aldı. 

Arama motorlarının “profesörleri” bilgi kirliliğini ekranlarda dahi yayarken, bu kez sosyal medya, kirliliğin yayıldığı bir başka ortam olarak evlerimize daha sık girmeye başladı. Her televizyona çıkan “uzman”ı “Hocam” diye adlandırarak bu bilgi kirliliğinin algı yüzünü cilalarken, sosyal medya “fenomenlerini” de “like”lara boğarak meşhur ettik. 

Bu kez de sosyal medyada anlatan kişilerin “yanılmazlığı” dogması bilgi kirliliğinin yayılmasını sağlamaya başladı. 

Örnek olarak, hiçbir bilimsel temele dayanmadan aşırı fantastik düşünceleri gerçek gibi anlatan bir videonun altında yapılan yorumlarda “Allah razı olsun Hocam, bu gerçekleri sizden başka anlatan yok” yorumunu okurken, yorumu yazan kişinin neden “başka anlatan” olmadığını düşünmediğini fark edip üzülmemek olanaksız. 

1987’de hayata veda eden ve sosyal medyayı hiç göremeyen Andy Warhol'un unutulmaz "Herkes bir gün 15 dakikalığına ünlü olacak" sözünü gecikmeli olarak halkı çıkartırcasına, sosyal medyada “like” alan “ünlü olmayan kişilerin” yorumları da bu kirliliğin bir parçası olarak tarihe geçmekte. 

Sosyal medya ve sanal ortamda sadece güvenilir site ve kişilerin sözlerine itibar etmenin ne kadar zor olduğunu düşünürken, sizin de yıllarca araştırma sonucu yazdığınız bir yazı en acımasız eleştirileri alabilir. 

Benim başıma çok sık gelen sanal ortam kazalarından biri, uzun zaman araştırıp, bütün kaynakları taradıktan sonra yazdığım bir bilginin altında bir anda, “Bu adam hiçbir şey bilmiyor, amma da sallamış” yazısını görmek oluyor. 

Sanal dünyanın herkese eşit söz hakkı tanımasının bir edep sorununa dönüştüğünü göremeyen birçok kişi bilmedikleri konuda bile olumsuz bir yorum yapınca “âlim” mertebesine ulaşabiliyor. Bu bağlamda “bu adam bir şey bilmiyor” eleştirişi bunu yazan kişinin “çok şey bildiği” gizemini yaratabiliyor. 

Sanal ortam da bu dünyanın bir yansıması, gerçek bir toplulukta hangi kurallara uyuyorsak aynı şekilde yaşanması gereken bir yer; herkesin içindeki gölge yön misali Mr. Hyde’ın fırladığı bir ortam olmaktan çıktıkça, tartışmalar da azalacak. 

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder