Tarihten çıkartılması gereken çok ders var

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Tarih yazanlar çoğunlukla tarihi kendi anladıkları gibi ya da anlatmak istedikleri gibi yazarlar. Oysa tarihi olaylar belli bir sebep-sonuç ilişkisine dayalı olarak cereyan ettiğinden, bu zincirin halkaları ortadan kalktığında, aradaki “boşluk” bir bilgi kirliliği ile dolar ve tarihi siyaset uğruna manipüle etmek isteyenlere gün doğar. 

Ne yazık ki Kurtuluş Savaşı tarihi de, olayları belli bir kronolojiye indirgeyip, “orta öğretim müfredatı” sınırlarının içine hapseden bir zihniyet nedeniyle zor anlaşılan, hatta tartışmalara açık bir hale geldi. 

Kurtuluş Savaşı içindeki olayları belli sebep-sonuç ilişkisi içinde değerlendirmek, hem geçmişi hem de bugünü anlamak için çok önemli. 

Bugün nasıl Yunanistan, Batı’nın hâlâ Sevr Anlaşması’na benzer bir plan peşinde koşan aktörlerinin elinde kullanılıyorsa, 100 sene önce de aynı şekilde kullanılmıştı. 

İngilizlerin en büyük stratejisi, geçen hafta da yazdığımız gibi, Türk ve Yunan halklarını karşı karşıya getirip Anadolu’da, Anadolu halkının kanını dökerek egemenlik kurmaktı. 

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli muharebelerinden olan Sakarya Meydan Muharebesi, günümüzden 99 yıl önce, yine bir eylül gününde, 13 Eylül 1921’de bu stratejinin yıkılmaya mahkûm olduğunu kanıtlamıştı. 

22 gün süren savaş sonunda 13 Eylül 1921'de Türk ordusu Yunan ordusunu bozguna uğrattı ve çekilmeye zorladı. Bu aslında Türk ordusu için büyük bir zaferdi çünkü Ankara’ya doğru ilerleyen İngiliz destekli Yunan ordusunun ilerleyişi durmuştu. Ama arkasında daha başka bir zafer vardı ki, o da Ankara’nın Avrupa ülkeleri ile diplomatik atağa kalkması ve Büyük Taarruza kadar sürecek diplomatik başarılarıydı. 

Tarihin okutulmayan bölümlerinde, aslında Fransa ve İtalya’nın İngiltere ile anlaşmazlığa düşmesi ve aralarındaki tartışmalar vardı; Ankara bu anlaşmazlığı kendi lehine kullanmayı bildi ve Fransa ve İtalya ile anlaşarak onların işgal ettiği yerlerden çekilmelerini sağladı. Milli Mücadele’nin sadece askeri başarılardan ibaret olmadığı ve arkasında bir diplomasi satrancı olduğu aslında hep gözden kaçan bir konudur.  

Ancak asıl önemli olay, Büyük Taarruz ve Yunan askerinin İzmir’den püskürtülmesi ile gerçekleşmişti. 

12 Eylül mahsulü “İnkılap” tarihinde hiç yer almayan ve geçen hafta adını andığımız “Çanak Olayı” bütün işgalin seyrini değiştirdi. 

1922 Eylül ayı, İngiliz diplomatik tarihinin en ilginç olaylarına sahne olacaktı. 

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Fransa artık Anadolu topraklarından çekiliyor ve Trakya’da Türklerin olmasını kabul ediyordu. Yalnız kalan İngiltere’nin başbakanı Lloyd George çıldırıyor, İstanbul’un işgalinin kalkmaması ve İngiltere’nin bu topraklara egemen olması için çabalıyordu. 

Mustafa Kemal komutasındaki kuvvetlerin İzmir’i alması, Lloyd George’a göre “dünyanın en stratejik bölgesi” olan Gelibolu’ya gelmeleri ve İstanbul’a doğru ilerlemeleri anlamına gelmekteydi. 

11 Eylül 1922’de İngiliz hükümeti karar alarak, Türklerin Boğaz’ın Avrupa yakasına geçmeleri durumunda ateş açılmasını ve savaşılmasını işgal kuvvetleri komutanı General Harrington’a bildirdi. Lloyd George için Türklerle savaş kaçınılmazdı ve Ankara kuvvetleri püskürtülmeliydi. 

15 Eylül’de alınan kararla ise Koloniler Bakanı Churchill, Lloyd George’un talimatı ile Kanada, Yeni Zelanda, Avustralya, Güney Afrika Birliği, İrlanda ve Newfoundland’'ı kapsayan İngiltere sömürgelerinden ya da o zamanki adıyla dominyonlardan askeri yardım talep etti. Bu karar basına “kazara” sızdığında ise büyük siyasi bir tepki oldu. Lloyd George’un hiç beklemediği ise kolonilerden, Yeni Zelanda hariç hiçbir olumlu cevap gelmemesiydi. 

Fransa ise İngiltere’nin hiç ummadığı bir biçimde davrandı. 20 Eylül'de Fransa başbakanı Raymond Poincaré tarafından Fransa'ya çağrılan İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, beklemediği bir şekilde, Poincaré’den okkalı bir azar işitti ve ağlayacak duruma geldi. Poincaré çok sert bir biçimde, hem askerlerini çektiğini bildirdi hem de İngiltere’nin bu politikasını eleştirerek ateşkes yapılmasını istedi. 

Bu gelişen olayların üzerine işgal kuvvetleri komutanı General Harrington da Türk kuvvetlerine saldırmayı reddedince, Lloyd George hükümetinin sonu geldi ve savaşın akışı değişti. İngiltere tarihinde “Çanak Olayı” diye anılan bu olay sonucunda İstanbul’un işgalinin kalkmasına olanak doğdu. Çanak Olayı aynı zamanda, Mudanya Ateşkes Anlaşması’na giden yolu da açtı. 

11 Ekim 1922’de Türkiye ile İngiltere, Fransa ve İtalya arasında imzalanan bu anlaşmada Yunanistan taraf bile olamamıştı. 

Tarihten çıkartılması gereken çok ders var. Yunan ordusunun o gün düştüğü durum da herhalde bugünün Yunanistan’ına ders olur. 

Ne ilginçtir ki, yine bir eylül gününde, 12 Eylül 1980’de, darbeyle iktidara gelen bir cunta, kendine göre bir tarih yazdırdı ve olaylar zincirinin kırılmasına özen göstererek ileride gelişecek tartışmalara da zemin hazırladı.  

Yazarlarımızdan

23 Eylül 2020, Çarşamba 11:27
23 Eylül 2020, Çarşamba 11:18
23 Eylül 2020, Çarşamba 07:00
Sıradaki haber yükleniyor...
holder