Zamansızlık “modern” insanın en büyük sorunlarından

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

İnsanın hayatı her zaman acı tatlı sürprizlerle dolu. Geçenlerde ummadığım bir anda dayımın Aydın Kıratlı’nın vefat haberini aldım. En son bayramda telefonlaşmıştık ve her zamanki gibi “mutlaka görüşelim” demiştik. Oysa düşündüğümde çok sevdiğimi söylediğim dayıma bir yıl içinde hiç görüşecek zaman ayırmamıştım. Her gün bir koşturmaca ya da telaş içinde geçmiş, pandemi araya girmiş ve “zamansızlık” görüşmemizi engellemişti. 

Düşündüğümde görüyorum ki “zamansızlık” “modern” insanın en büyük sorunlarından. Birçok olumsuzluğun nedeni “zamanım olmadı” olarak karşımıza çıkarken, yaşamsal önem taşıyan konulardaki ihmalkârlığımızı da “zamansızlık” bahanesi arkasında sakladığımız, kendimizde bile söyleyemediğimiz bir gerçek. 

Zaman aslında bizim yarattığımız bir kavram. Aslında mutlak olmayan bu kavramı fiziğin bile en can alıcı yerine koymuş, yaşamımızı buna göre düzenlemişiz. 

Türkçede kullandığımız “zaman” sözcüğü çok eski zamanlara gidiyor; öyle ki bu kelimenin Akad dilinden gelme olasılığı var. Çok sık kullandığımız “vakit” sözcüğü de Arapçanın eski zamanlarından. 

Batı dillerinde zaman anlamına gelen Latince tempus ise Hint Avrupa dillerinin kadim zamanlarından kalma, hatta Yunanca’da “kesmek” anlamında kullanılan biz sözcük ile de (τέμνω/tempo/kesiyorum) akraba; belki de “kesiyorum” dediğinde zaman değil de An’ların anısı var. 

Yunancada zaman anlamına gelen sözcük ise Kronos (Κρόνος). Kronos aynı zamanda Yunan mitolojisinde Tanrılar soyundan önce gelen Titanlar soyunun önderidir. Azra Erhat, önemli eseri “Mitoloji Sözlüğü”nde aslında Titan Kronos ile “zaman” arasında bir bağlantı olmadığını söylese de Yunanlılar bu ses benzerliğini çok sevmişler ve Kronos’tan “zaman” gibi “evlatlarını yiyen Tanrı” imgesi ortaya çıkartmışlardır.  

Mitolojide “Zaman” evlatlarını yese de, gündelik yaşamda bizim kendi yaşamlarımızı da yediği kesin. 

Eski insanlar gibi sadece Doğa’nın ritmi ile yaşamayan ve Güneş konumuna bağlı “kutsal zaman” yerine telefonlarımızda gördüğümüz dijital zamana göre yaşayan bizler için zaman çok hızlı geçiyor artık. 

Gün içinde uyaranların fazla olması bize bu “hızlı geçen zaman” algısını veriyor aslında. Her an çalan telefon, her yerden gelen mesajlar ve sosyal medya başında harcanan en güzel dakikalar da bunlara dâhil. Tabii çeşitli seçenekler içinde “ne yesem?” kaygısı, AVM’lerde bizi kendine çeken renkli uyarıcılar ile geçen vakit ve dijital sohbetler... Bütün bu uyarıcılara rağmen aralarda yapılan iş de eklendiğinde “modern” insan için vakit o kadar hızlı geçiyor ki, sabah uyandığından gece saatlerine o zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor. 

Köyde namaz vaktine göre yaşayan ataları ile arkadaşları söz konusu olduğunda zaman konusunda hiçbir şekilde anlaşamayan “modern insan” farkına varmadan, gidenin kendi hayatı olduğunu bilmeden, umursamaz bir halde yaşıyor. 

Belki de burada tam da sert bir “Dur!” deme zamanı. 

Sanal bir “modern” hayatta kaçırdığımız zamanı yeniden yakalamak için çok geç değil. Yaşamın sonuna yaklaştığımızda bir dakika bile önemli olacakken o akıp giden dakikaları yeniden yaşama katmak için çok da geç değil. Elimizden telefonunuzu bırakın ya da sosyal medya ile hiç ilgilenmeden bir gün yaşayın. Tatil ise bulunduğunuz şehirde bir gezmeye çıkın, tarihi ve doğası ile şehrinizi tanıyın. Sevdiklerinize zaman ayırın, çok klişe olarak söylense de onlarla bir daha zamanınız olmayabileceğini hiç unutmayın. Her vefat ile başımıza vuran bu “zamansızlık” acısından kurtulmanın da şimdi, şu an tam zamanı. 

Yaşamın insana sunulmuş bir armağan olduğunu unutmadan, kendi zaman algımızın esiri olmaktan kurtulmanın ve gereksiz uyarıcılara bir “dur” demenin de tam zamanı…  

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder