Birleşmiş Milletler'e 'One Minute'

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2009’da başbakanken Davos Zirvesi’ndeki panelde İsrail Cumhurbaşkanı Simon Peres’e esip gürlemiş ve kullandığı ‘One minute’ lafı yıllarca espri konusu olmuştu. Erdoğan bu kez Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada esip gürledi. Tüm BM üyelerine ve Güvenlik Konseyi’ne dolaylı da olsa ‘One minute’ dedi. Söyledikleri çok da doğruydu. Yalan yanlış yoktu. Dedi ki:

* Ey üyeler... Filistin’de kadın ve çocuklar öldürülürken niye sessiz kaldınız?

* Birleşmiş Milletler’e artık güven duyulmuyor.

*Ey üyeler... Suriye, Filistin meselesini hep konuşuyorsunuz ama her şey lafta kalıyor. Artık icraat yapın.

* Güvenlik Konseyi’nin 5 üyesi Birleşmiş Milletler’i etkisiz hale getiriyor. Bu 5’li dünyadan büyük değil. ? Orta-Doğu’daki katliama seyirci kalan BM insanlık suçuna ortak oluyor.

* Mısır’da seçilen Cumhurbaşkanı darbe ile indiriliyor. Demokrasiyi değil darbeyi savunacaksak bu BM niye var? Siz niye varsınız? ? Ey üyeler... Doğruyu savunmakta cesur olun cesur.

* İslamla terörü yan yana kullanmayın.

* Ancak BM birlik olursa bu terör örgütü IŞİD yenilebilir.

* 1.5 milyon mülteci barındırıyoruz. 3.5 milyar dolar harcadık. Sizler de artık bir şeyler yapın, katkıda bulunun.

Dedi de kime? Koca salondaki delege sayısı parmakla sayılacak kadar azdı. Yani salon boştu. Ama bu durumu ekranda göremediniz. Neyse. Duyanlar duymayanlara anlatır artık. Erdoğan bununla da kalmadı.

Genel Sekreter Ban Ki-moon’un verdiği yemekte Obama’nın masasında Mısır Cumhurbaşkanı darbeci Sisi ile oturacağını öğrenince bu daveti de protesto etti ve katılmadı. “Darbeci ile aynı masada oturmam” diyerek. Bir ‘One Minute’ daha.

NECO'NUN 50. YIL FALSOSU

Sevgili dostum Nejat Özyılmazer, nam-ı diğer Neco 50. sanat yılını kutladı. Açıkhava Tiyatrosu’ndaki gecenin tamamı da küçük kızı Ayşe’nin eseri. Çok istememe rağmen gidemedim. Ama giden arkadaşlarım vardı. ‘Mutlu mesut 50 yılımızı tekrar yaşadık’ dediler. Ajda Pekkan, Nükhet Duru, Kenan Doğulu, Yalın ve kızları Zeynep ve Ayşe ile olağanüstü bir gece geçirmişler. Ancak bütün bu güzellik içinde Neco’nun bir sözünden dolayı fazlasıyla rahatsız olmuşlar.

Diyor ki arkadaşım: “Gece çok iyi aktı. Ama bu güzelliğin yaratıcısı Nükhet’di. Neredeyse 3 saat sanatçıları Neco ile birbirine bağladı. O sahnede çırpınırken Ajda ise kulisteydi. Hiç 50 sohbetlerine katılmadı. Ama Neco ne yaptı? “Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük sesi Ajda Pekkan’dır” dedi. Vurdu beline kazmayı. Yahu diğer sanatçılar genç, alınmazlar. Ya Nükhet? Aldırış etmez gözüktü ama eminim kırılmıştır. Neco 50 yılını saygı ve sevgide hata yapmadan yaşadı. Yaş 70 deyince artık kişinin kusuruna bakmamak lazım değil mi?

ALIŞTIRA ALIŞTIRA ÖZGÜRLÜK!

AK Parti, İslami bir toplum yaratma aşamasında bir adım daha attı. Hem de rehine, savaş heyecanı doruğa çıkmışken. ‘Tam zamanı’ dedi uzmanları. Oldu da bitti. Aslına bakarsanız daha bitmedi. Sırada bekleyen karma eğitimin yasaklanması var. Zaten mahdum Bilal de böyle istediğini çok önceden söylemişti. Neydi yapılan? ‘Liseli kızlar bireyin özgürlüğü kapsamında başına türban takarak okula gidebilir’ dediler.

Yattılar kalktılar, hata yaptık deyip ‘5. sınıftan itibaren’ diye eklediler. Bireyin özgürlüğüymüş. Ne özgürlüğü be.. 9 yaşındaki kız çocuğunun ne özgürlüğü var? Bu kavramdan haberdar bile değil. Olamaz da. Başta baba, aile var. Dayatma. Sonra da çevre baskısı. Al sana bir türbanlı daha. Gün gelecek laik düşünceye sahip bir ailenin çocuğunu yetiştirme özgürlüğü de kalmayacak birçok yörede mahalle baskısıyla.

Hayrünnisa Gül Hanım bile devr-i saadetteyken, bu konu ile ilgili soruya karşılık başı kapalı olmasına rağmen “Bu cehalet. Niye o yaştaki bir kız çocuğu başını örtsün. Böyle isteyen aileler varsa biz onları eğiteceğiz. Ne zaman ki farz olur örter” demişti. Önümüzde bir İran örneği var. Kızlar hicapsız derslere giremeyecek dendi. Halkın mücadelesi 3 yıl sürdü ama şimdi örtünmeyen kalmadı.

Türkiye’yi Allah korusun. Herkesin karşı çıktığı bu özgürlük komedisini yazan Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, yarım elma gönül alma hesabı bir açıklama yaptı. Türban anaokulunda zorunlu değil diye. Eh, daha ne yapsın Bakan Bey?!

SÜRECİN VİTESİ ÇEKMİYOR...

Üç aydan fazla tam bir tutsak hayatı süren rehinelerimiz, öyle veya böyle kurtuldu ya, en büyük sevinç bu. Şu verildi, bu verildi. Yoksa bu mu? Kim verilirse verilsin. Hiçbiri rehinelerimizden kıymetli değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan da demedi mi? ‘Velev ki verdik.’ Ne var ki, başımız IŞİD’e karşı birleşen yaklaşık 50 ülke arasında en başlarda olmakla dertte. 1.5 milyon Suriyeli içimizde. Bunların içinde kimler var bilmiyoruz.

Türkiye IŞİD mücadelesinde Kerry’nin dediği, devletin de onayladığı şekilde aktif rol oynarsa, bu Suriyelilerin yüzde kaçı tepki gösterir onu da bilmiyoruz. Dediğim gibi kimin ne olduğu yüzünden anlaşılmıyor. Hele sakallarının arkasından. Son bir haftada 200 bin de Kürt mültecimiz oldu. Onları da üstünkörü araştırmayla bağrımıza bastık. Bunların yarısı Türkiye’ye akrabalarının yanına dağıldı.

Yani kim kimdir, nerededir belli değil. Kısaca büyük bir potansiyel tehlike ile karşı karşıyayız. Tam da PKK liderlerinin ağız birliği etmişcesine fırsat bu fırsat deyip ‘Barış süreci bize göre bitti’ dediği günlerde. Şimdi hükümete düşen, bu süreçte vites arttırmak. Gerekiyor da... Başka yolu yok

HALİKARNAS EFSANESİ BİTİYOR MU?

Bodrum’u artık bütün dünya tanıyor. Tabii sembolü Halikarnas’ı da. Hatta Bodrum’dan önce... Kimin eseri bu? Yaklaşık 35 yıldır bu discoyu işleten, birçok zorluğa göğüs geren Süleyman Demir’in. Dünyanın birçok ünlüsü ve starının yolu bu yıllar zarfında birçok kez Halikarnas’tan geçti.

Hele hele Turgut Özal ailesinin. Bir zamanlar burayı yazları neredeyse mekan eylemişlerdi. İşte bu Halikarnas’ın bulunduğu 2.5 dönümlük alan satılığa çıkmış. Astronomik bir rakama. Tam 23 milyon dolara! Ne uçuk rakam değil mi? Yani metrekaresi 10 bin dolar. Türkçesi metrekaresi 24 milyar lira. Kime söyleseniz inanmaz ama gerçek bu. Mal sahibinin avukatı söyledi.

Kıyı kanunu gereği buraya 40 katlı kule yapılamayacağına göre; bu değeri nasıl bulacak bilinmez. Olan Halikarnas’a olacak. Yeni sahip devam ettirir mi bilinmez. Bana göre zor. Peki Süleyman Demir ne yapacak? Zaten mal sahipleri onunla konuştuktan sonra bu kararı almışlar. Bu da demek ki Demir yaş tahtaya basmayacak.

MERAK BU YA...

* Amerika ilk kez vatandaşlarını teröre karşı uyardı. ‘Türkiye’nin doğusuna giderken bilhassa dikkatli olun’ dedi. Yoksa bir bildikleri mi var?!

* Milletvekili Hakan Şükür bir süredir her fırsatta “Tehdit ediliyorum” diyor. Doğru, yanlış bilemem. Peki niye bir savcı çıkıp da bunu ihbar kabul etmiyor? Onlardan olmadığı için mi acaba?

* ‘Başkanlık’ deyip AK Saray’ı R.T.E kaptı. Başbakanlık zaten vardı. Ama Çankaya Köşkü, Başbakanlık olacakmış. Bu nereden çıktı? Orası bunca tarihi, muhafız alayı ile müze yapılsa, Anıtkabir’e gidenler oraya da uğrasa daha güzel olmaz mı?

* ‘Torba Yasa’ Zonguldak’ta taşeron çalışanı 4.000 maden işçisini işsiz bıraktı. Yürüyüşler yapıp feryat ediyorlar. Bir yanlışlık varsa düzeltilip bu işçilerin ve ailelerinin bayrama gülerek girmeleri sağlanamaz mı acaba?

* Bozcaada imara açılıyor diye kıyamet kopunca bakanlık hemen açıklama yaptı. ‘Sadece çiftçi tarlasına barınak yapacak’ diye. Ama tarifi yok. Çiftçimiz zengin. 5 odalı kaşaneler yapıp, ‘Çiftçiyim diye burada oturmaya hakkım yok mu?’, derse buna kim ne cevap verecek?

* TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin ‘paralel yapıya yakın’ diye görevden alınmış. Samsun’a vali oldu. Bu dedikodu doğruysa eğer, paralel yapıcılar her kademede yok edilmeye çalışılırken, demek ki valilik yapmalarında bir mahsur yok diye düşünebilir miyiz?

HİPOKRAT NE DEMİŞTİ

‘Türkiye büyük devlet. Herkese yardım elini uzatır. Herkesi tedavi eder. Hatta PKK’lı, IŞİD’li bile olsa.’ Ne güzel. Bu lafı eden Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’na bir sorum var. Gezi olayları sırasında yaralananların yardımına koşan beyaz önlüklü doktorlara ne yaptınız?

‘Siz işyerinizde bu işi yapabilirsiniz, sokakta değil’ deyip, ellerine arkadan plastik kelepçe taktınız. Günlerce nezarette süründürdünüz bu genç doktorları. Niye? Doğru, Türkiye büyük devlet. Ama siz daha büyüksünüz.

KIZILAY VE THK SİZİ BEKLİYOR

‘Paralel yapı’ ile mücadelede kişilerin dışında kurban derisi ile de mücadele yapılacak. İyi ki de yapılacak. Bildiğiniz gibi hükümet kanunda değişiklik yapınca İslami dernek ve kurumlar deri toplayarak geçen yıl zengin olmuşlardı. Hükümet baktı ki bunların çoğu paralelci, hemen yeni düzenleme için kolları sıvadı.

Türk Hava Kurumu (THK) yeniden etkin kılınacak. Böylece yeniden önemli bir gelire kavuşacak. Tabii Kızılay da. Baksanıza hükümet üyeleri teker teker bağış yaparak Kızılay’a vekalet veriyorlar. Ne güzel. Ah bir de kaçak toplayanlar önlenebilse... Duyduğuma göre; Kızılay ayrıca Hac’da kesilen kurbanları konserve yaparak fakir ülkelere ulaştıracakmış. Dilerim izin verirler.

ÖZGÜRLÜK ŞARTLARI BUNLAR...

Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan bu fotoğraf yönetmeliğin çıkışının ertesi gününü yansıtıyor. Özgürlüklerine düşkün (!) öğrenci yavrularımız ne yapacaklarını bile bilmiyor. Güya başlarını kapatmışlar. Ya da kapatmış gibi yapmışlar. Ancak ikisi aileden tecrübeli. Bu görüntü bana lokantada, kafede, bahçede otururken hava serinleyince hanımlara şal dağıtılmasını çağrıştırdı. Baksanıza hepsi aynı renk, aynı boy. Tek merkezden dağıtılmış besbelli.

CIZZZ...

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Ayasofya’nın yollarına taş döşemeye başladı. “Ayasofya sembolik değeri çok yüksek bir İslam mabedidir. Kilise değildir. (Demek tarihçiler yüzyıllardır yanlış yazıyormuş. Yuh olsun!) Bütün Müslümanlar’ın ortak mabedidir.” Şimdi bekleme zamanı. Bu laf boşuna söylenmemiştir. Ya da söyletilmemiştir.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder