Bu yoldan sapmak yok...

13 Eylül 2015, Pazar 13:00
AA

Türkiye acı ile uyanıp, akşam gözyaşı ile yatarken, ben, aileme dahi belli etmeden, bugün buruk bir mutluluk yaşıyorum. 27 yıl kendi dergimde başyazı yazdım. Ancak kısıtlı bir okura.

POSTA’da, ‘Türkiye’nin En Çok Satan Gazetesi’ ünvanını yıllarca elinden bırakmayan bu yayında, ufkum açıldı, okurum çoğaldı. Gelen mailler; beğeniyi de, hakareti de içerdi. Sevindim de ve üzüldüm de.

“Ayağını denk al beyaz saçlı” tehditlerine sadece güldüm. Türkiye sevdasıyla, barış, kardeşlik, demokrasi, hak hukuk, huzur ve dolayısıyla mutluluk için savaş veren Doğan Grubu'nda olmaktan mutluyum.

Hürriyet'in başkanı Vuslat Doğan Sabancı geçen gün gazetenin önündeki konuşmasında dile getirdi. AKP’li bir milletvekilinin de aralarında olduğu bir avuç kendini bilmez Hürriyet’i bastı.

Camı çerçeveyi indirdi. Tekbir sesleri arasında ‘Yine geleceğiz’ deyip gittiler. Yine geldiler de. Yanlarında TIR ve kamyon da vardı bu sefer. Ne demekse! Devletin en tepesinden aşağıya herkes, her gün bizi hedef gösteriyor.

Sistematik karalama ve yıldırma kampanyası...

Vicdanları sızlamadan, hepimizi terörist bile ilan ettiler. Ne ederlerse etsinler; yılmayacağız, korkmayacağız.

Bu ülkeye ve demokrasimize sahip çıkacağız. BAĞIMSIZ GAZETECİLİK YAPMANIN FATURASI BUYSA, ÖDEYECEĞİZ. Biat etmiş havuz gazeteleri ve bu yayınlarda çalışanların bizi hedef göstermeleri, tehdit etmeleri 'BAĞIMSIZ GAZETECİLİK' yapmaktan bizi ala koyamayacak.

Karanlığa ışık saçacağız. Sizlerin haber alma hakkına sahip çıkacağız. Her sabah doğru ve iyi gazetecilik yapmak için uyanacak, akşam da bu huzurla yatacağız.

Yolumuzdan dönmeyeceğiz..

Terörün yaratmak istediği kaos ve kardeş kavgasına biz alet olmayacağız. İşte bu ahval ve şerait içinde bugün POSTA'daki birinci yılım.

Gençler 1 yaş büyüdü, ben 1 yaş yaşlandım. Meslekte 53'üncü, POSTA'da birinci yılım. Ne hoş...

Aman oyuna gelmeyin

Evlerinde zorla tutulanlar sokağa salındı. “Recep Tayyip Erdoğan’ın askerleriyiz” diyen Osmanlı Ocakları. Twitter’da adı takma, yüzü çocuk olan güruh.

Patron nereyi gösterirse orayı basıyorlar. Ama bir şaşırtmaca yaparak. Elleriyle MHP sembolünü gösterip, sanki Ülkü Ocaklarıymış algısı yaratıyorlar. Yani her şeyleri sahte.

Bu karanlık topluluklara aman dikkat edin. Oyuna gelmeyin. Sizin vatan, şehit acısı, akan kanın durması için çıktığınız yolu provoke etmek onların görevi. Bilmiyorlar ki aynı gemideyiz.

Güney komşularımıza bir bakın. Bu savaş ortamını kim ister. Ama onlar felaketin farkında bile değiller. Onları tahrik eden, yönlendiren, tehdit eden başlarındaki kalın enseli de...

‘Bir bakın isterseniz’

7 Haziran’da HDP’nin başarısı Kandil’in işine gelmedi. Çünkü pazarlığı o yapmak istiyordu. Süreç legal yapıya geçince PKK devreye girdi ve katliamlara başladı.

Ve bugün hükümetin de, Kandil’in de hedefi HDP. Onun barajın altında kalması. Bunun için PKK korkutarak Kürt seçmenlere seçimi boykot çağrısı bile yapabilir.

Çözüm süreci bitince başlayan ölüm süreci, bambaşka bir sürece girer ki Allah korusun. Twit mağduru Prof. Deniz Ülke Arıboğan yollamış.

“Bir ülkenin vatandaşları birbirinden nefret eder hale geldiğinde ortaya çıkacak tabloya bir bakın isterseniz” diyor. Evet bir daha bakın.

Katil sensin ey baba!

Mültecilerin kahramanı oldu DHA muhabiri Nilüfer Demir. Bir fotoğraf çekti, dünya gördü, Avrupa’yı uyandırdı. Binlerce kişinin yok olduğu umut yolculuğu minik Aylan’la simgelendi.

Annesi ve kardeşi ve bottaki diğerleriyle. Ve bir baba. Avrupa’da güvenli bir hayat sürmeyi hayal eden bir baba. 11.750 Euro verdiği botun dümenindeki baba. Ailesini Kobani’de gömdü, şimdi tek başına. Konuşup duruyor.

Fakat bir ihmal herkesin gözünden kaçtı. Aylan’ın ve diğer sahile vuranların üstünde can yeleği yoktu. Bu babaya sormak lazım. 11.750 Euro’yu buldun da, ‘5 can yeleği parasını denkleştiremedin mi?’ diye.

Bu nasıl bir aymazlıktır. Şimdi ağlıyor o baba. Ağla. Daha çok ağlayacaksın. Çünkü ailenin katili sensin!

Avrupa ve Türkiye

3-5 bin mülteciye kapı açan, yola su, gara yiyecek dizen Avrupa, 2 milyondan fazla mülteciyi barındıran Türkiye’nin rolünü 2 günde çaldı. İşte bu.

Avrupa ve Türkiye

Dünyadaki yerleri

Dünyadaki güçleri Sonra da onlara medeni ve insancıl ülkeler deniyor.

Biz bağırıp duralım. “Bize yardım edin” diye. Aldırış eden yok. Dünya lideri olan liderimize rağmen.

Yine liderimizin canciğerleri, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, BEA, yani Suriye iç savaşının finansörleri bir tek mülteci almadılar. Müslümanlar ya...

Kan yarışı mı bu?

Şehit asker, polis ve ölen sivil sayımız 120’ye ulaştı. Cenazesiz günümüz geçmiyor. Her katliam sonrasında da hemen “Kanları yerde kalmayacak” açıklaması yapılıyor. Sonra Genelkurmay devreye giriyor, “Misliyle karşılık verildi, bilmem kaç hedef vuruldu. Şu kadar terörist etkisiz hale getirildi” diyerek. Sanki kan yarışı.

Peki bu mağaralar, inler, mühimmat depolarını vurmak için şehit mi bekleniyor. Niye daha önce vurulup, hiç olmazsa o bölgede teröristin kaynakları yok edilmiyor. İtiraflarınızdan öğrendik.

BU RESMİ SİZ YORUMLAYIN AMA AĞLAMADAN

Çözüm sürecinde 80 binden fazla silah bomba depolamışlar. Bu geleceği görememe basiretsizliğidir. Daha da ötesi, biliyorsan ihanettir. Has adamınız küçük gazeteci de, “Yerleştirilen patlayıcılar, devletin bilgisi dahilindeydi” demiş Twitter’da.

Bu da bir başka ihanet. “Biz Fırat kenarında kaybolan kınalı kuzunun hesabını veririz” demişti o. Fırat kenarında kaybettiğimiz kınalı kuzular 100 oldu 100!

Hesabını tabii ki vereceksiniz. O gün geldiğinde. Kaçamayacaksınız.

CIZZZ...

“Büyük milletimizin engin feraseti, muazzam irade ve hissiyatı 1 Kasım’da tüm tahmin ve beklentileri altüst edecektir” diyor Bahçeli. Valla doğru. Bu kadar “hayır”dan sonra.

Öcalan’la görüşecek bir şey yokmuş

Geçen hafta “Öcalan faktörü niye kullanılmıyor” sormuştum. Sadece ben değil birçok yazar arkadaşım da aynı soruyu soruyorlardı.

Hatta AKP Kars milletvekili Uçum bile, “Devlet Öcalan’la siyasi ilişki yürütmek zorundadır. Boyutuna hükümet karar verir” demişti.

Çünkü aklın yolu birdi. Zamanında her hafta konuşuluyor, sayın Öcalan deniliyor, mesajı onun resimleri ve PKK bayrakları altında Nevruz bayramında tüm Türkiye’ye duyuruluyordu.

Ben de “Bir konuşun. Bir mesajı belki akan kana çare olur” demiştim. Aradan 5 gün geçti ve Başbakan “İmralı ile görüşmemizi gerektiren bir durum yoktur” dedi. Şaşkınlıkla izledim.

“Gerektirecek bir durum yok” deyişini. Silahların Türkiye’yi terki gibi bir durum olsaymış görüşülebilirmiş. Şu anda böyle bir irade, böyle bir yaklaşım yokmuş, oluşmadan da görüşmenin anlamı yokmuş.

Tenakuza bakın. Cumhurbaşkanı, “Çözüm süreci boyunca Türkiye’ye silah depoladılar” diyor, akıl, mantık sahibi herkes de, “Hem silahlar Türkiye’yi terk edecek deyip, girenlere göz yummak nedir” diye tepki gösteriyor.

Ve bu kişiler bizi, Türkiye’yi idare ediyor. Geleceğimizi belirliyor. Karanlığa, kana, acıya batışımıza karar veriyor. Haftalardır dediğimi yine tekrarlıyorum. Uyan Türkiye uyan.

Face buluşması

Face’de bir tanıdığım sordu: “Ağabey sen görmüş geçirmiş birisin, napıcaz, ne yapmamız lazım” diye. Ne diyeyim. Bir şeyler yazdım. Sonunda da “Güzel günler için dua et” dedim.

Bu yazıyı gören takipçinin takipçisi ise demiş ki:

Elimden bir şey gelmiyorsa bayrağımı asarım.

Elimden bir şey gelmiyorsa Mehmetçik Vakfı’na bağış yaparım.

Elimden bir şey gelmiyorsa şehitlerin ruhuna Fatiha okurum.

Elimden bir şey gelmiyorsa protesto yürüyüşlerine katılır, “Ne Mutlu Türküm Diyene” diye haykırırım.

Elimden bir şey gelmiyorsa umudumu yitirmem. Bakın gördünüz mü, elimizden ne çok şey geliyormuş.

Senin de hakkın 

Ülke kan gölüne döndü. Boğuluyor şehitlerimiz bu gölde. Eller havaya diyenler ise farkında değil. “Evet”lerini havai fişekle süsleyenler de. Sen farkında mısın bilmem çocuk.

Belki topladığın eski gazetelerde gözüne çarpıyordur. Ama senin derdin günde 10 lira. Haklısın yaşaman lazım. Bir fırsat bulup, yorgunluktan ekmek teknenin içine çöküp kalmışsın.

Önünde deniz, arkanda eğlenenler. İyi gelir deniz havası çocuk. Senin de hakkın.

Sıradaki haber yükleniyor...