Don Kişot'un çağrıştırdıkları...

17 Ekim 2014, Cuma 05:00
AA

Cervantes. Ünlü İspanyol romancı ve onun ünlü romanı: Don Quixote de la Mancha. Bizim söyleyişimizle Don Kişot. Bilmeyenimiz yoktur. Aldatılmış İspanyol soylusu Don Kişot’un atını sürerek yaşadığı ortaçağın şövalyelik hevesini. Ve onun heveslerini atasözleriyle onaylayan refakatçısı Sanço Panço’yu. Türkiye işte bu ikilinin maceralarını yaşıyor şimdi.

Orta Doğu’nun hatta dünyanın lideri olma hevesi ve ‘evet’ diyenler. Eski dost-arkadaş Esad’ı indirme hevesi ve ‘3 haftaya kalmaz, Şam’da Cuma namazı kılarız’ diyenler. Ama 3 hafta 3 seneyi geçti Esad yine yerinde. Karşıtlarına bugünü hesaplayamadan, el altından tırlarla her türlü yardım. İşi ortaya çıkaranlara ise her türlü suçlama ve soruşturma ve doğru diyenler. Ortaya çıkan, Musul Konsolosluğu personelini 100 günü aşkın rehin tutan IŞİD belasına ‘yaramaz çocuklar’ muamelesi ve ‘Bize dokunmazlar’ diyenler. Ey Amerika, ey Obama abi... Ses yok. Birleşmiş Milletler’de dünyaya kafa tutma. Dünya lider gördü diyen Sanço Panço’lar. Ne olduğu anlaşılmayan bir tezkere. Dostlar alışverişte görsün misali. 40 ülke IŞİD’e karşı birleşmiş. Ne yapıyorlar? Hiç. Sadece bizi taşeron yapmaya uğraşıyorlar. Ne olduğu bilinmeyen 100 binler Türkiye’ye akıyor. Biz misafirperveriz ya ‘Gelin’ diyoruz.

Çünkü bizim tuzumuz kuru. Sanki bizde açlık, sefalet yok. ‘Gelenlere 4 milyar dolar harcadık, siz n’aptınız diyenler. Kapımız hep açık’ diyenler. IŞİD’i tepeleriz ama isteklerimiz var. Önce Esad inecek. Sonra tampon ve uçuşa yasak bölge. Amerika, Almanya, Rusya, İran ve NATO ‘Bu istekleriniz gündemimizde yok’ diyor. İngiltere ve Fransa ise kaypak. Irak Kürtleri, ‘Kobani için bari bize bir koridor açın çünkü başka yolumuz yok’ diyorlar. Biz düşünüyoruz. Biz düşünürken de Cumhurbaşkanımız çıkıp, ‘Kobani düştü düşecek’ diyor. Birisi de ‘IŞİD kafa kesiyor ama işkence yapmıyor’ diyebiliyor. Ama biz ısrarcıyız yeldeğirmenleri ile savaşa. Birileri de ‘Haklısınız, yürüyün’ diyor. Ve bu hikaye böyle sürüp giderkenee... Birinin haydi sokağa demesiyle, ülke kan gölüne dönüyor. Yazıyı yazarken 35 ölü, yüzlerce yaralı, kamu ve özel sektöre verilen katrilyonluk zarar. Fırsat deyip hortlayan Hizbullah ve devletle bağdaştırılan karanlık, siyah kişiler. Bir derin el. Amann. Çare? Balyozlanan Ergenekonculardan kalanlar.

Tanklarıyla. 28 Şubat, 12 Eylül görüntüsü yeniden. Ve çaresizlik tehdidi. Misliyle karşılık veririz haa. Ama korkan yok. Sokağa çıkma yasağına rağmen. Olaylar devam ediyor. İşin en kötüsü de üniversitelerdeki IŞİD karşıtı gösterilere karşı yandaşları çıktı. Bu yandaşlardan Türkiye’de kaç tane var bilmek mümkün değil. Hepsi de eli silahlı. Bir de hayati konumuz var. Analar ağlamasın süreci. Ama ağlıyor. Üç günde 37 ana. Kardeşliğimizi bozamayacaklar, diyor o, Sanço’lar lobilerine yenisini ekliyor: Kaos lobisi. Ve inşallah IŞİD belası ve Kürt feryadının 15 Ekim diye belirlenen faturası Türkiye’ye öngörülemez bedeller ödetmez. Fatura kaç sayfa olur bilinmez. Tutarı ise hiç bilinemez. Peki şimdi ne olacak? Onu da Cervantes biliyor. Yazmaya başlamış bile. Söylediğine göre Don Kişot’un başı beladaymış. Önümüzdeki günlerde okuruz nasıl olsa.

BAYRAMIMI YAŞAYAMADIM

Bayramda yaşı kemale ermiş meslektaşlarım yine yaşadıkları eski bayramları yazdı. Ben de eskiyi bayram yeri açısından ele almak istedim. Oğlum ve gelinim Burçin’le Ayça’yı küçük Jasmin’leriyle Portekiz’e uğurladıktan sonra, yapacak bir şeyim yok, bir bayram yeri aradım. Çocukken yaşadıklarımı yeniden yaşamak için. Ama nafile. Dolaştım dolaştım bulamadım. Yapılan tarifler hep lunaparklar oldu. Çaresiz Bostancı Lunaparkı’nda soluklandım. Saçı başı ağarmış bir dede olarak, çocukluğumu düşünüp, bugünün çocuklarıyla yaşadım.

Biz Erenköylüyüz. İstasyonun karşısındaki top sahasında kurulurdu bayram yeri. Neydi kurulan? 6 oturaklı elle döndürülen dönme dolap, salıncak, şişelere halka geçirme ve eşeğe binme. Deve de vardı ama büyüklere. Tadı ise pamuk helva ve macun. Yani bir tepsi içindeki bölümlerde bulunan ağda kıvamındaki renkli, meyvalı şeker. Bostancı Lunaparkı’nı zamane bayram çocukları ve aileleri doldurmuş.

Onlara sunulan her eğlence aracı ise korku içeriyor. Binmek cesaret ister ama maşallah bu cesaret hepsinde var. Özellikle de anne-babalarda. Atlı karınca, dönme dolap yine var. Ancak bizim zamanımızdaki gibi dönmüyor. Şaşırtıcı hareketlerle dönüyor.

Temkinli babalar da hep yanlarında. Ya ötekiler... Adları bile bizden değil. Rock’n Roll, Acrobat, Russian Mountains, Twi Coaster gibi. Bir ikisinin resmini çektim binemeyeceğim için. Acrobat’tan inen 12-13 yaşında, gözleri faltaşı gibi açılmış, gülmeyi unutmuş, korku içindeki bir erkek çocuğuna yanaşıp konuşmaya çalıştım. - Yavrum korkmadın mı?

- Adenalin amca adenalin. (doğrusu adrenalin)

- O ne ki?

- Heyecan, heyecan amca.

Böyle bir kelime bizim zamanımızda yoktu. Ama bunlar biliyor. Korku içinde ama mutlu. Farka bakın. Bizim heyecanımız ise eşek sırtında 5 dakika tur atmaktı. Hey gidi günler hey... Bayramın bütün özelliklerini kaybettiğimiz gibi, bayram yeri özelliğini de kaybetmişiz. Hevesim kursağımda kaldı. Adrenalin salgılatan korku araçlarına korkudan binemedim. Babasının yeterli parası olmadığı için (Çünkü bir bilet 6 ve 7.5 liraydı) her istediğine binemeyen çocukların mahsunluğu içinde bana çocukluğumu yaşatacak en basit şeyi, macuncuyu aradım, o da yoktu. Ne vardı biliyor musunuz? Kapı önünde midye dolmacısı ve çiğköfteci. Ama kendi kendime söz verdim. Seneye torunum Jasmin’le bir daha gideceğim. Kendimi ve onu yeni bayram yerine alıştırmak için.

MERAK BU YA...

* Etiler Polis Okulu, bu kan gölünde yangından mal kaçırırcasına kapatıldı. Gerekçe ‘riskli alan’mış. Ve bu riskli alana verilen ticaret merkezi, AVM izni. Yükseklik sınırı da yok. Peki bu ne menem bir şey? El Kadı, pis pis gülüp ellerini ovuşturuyordur herhalde.

* Ertuğrul Kürkçü Meclis’te Öcalan bildirisi okuyor. Demirtaş, İmralı’daki Öcalan’la gece yarısı mesajlaştığını açıklıyor. Giden gelenin sayısı yok. Bu nasıl ağırlaştırılmış müebbet hapis? Pardon, özel statü demişlerdi.

* Misliyle karşılık veririz, şeklindeki bakan tekerlemesini hala anlayamadım. Bu, sizin gibi öldürürüz, yakıp yıkarız mı demek?

* Eski AİHM yargıcı Rıza Türmen, Türkiye’nin zorunlu din dersi uygulamasını kaldırması gerektiğini söyledi. ‘Çünkü sözleşme taahhütümüz var tercihimiz yok’ dedi. Yine dediği gibi, bir gün Avrupa Konseyi’nden de ihraç edilir miyiz?

* Kobani diyerek Türkiye’yi yakıp yıkanlar, niye bu enerjilerini Suriye’ye gidip IŞİD’e karşı harcamıyorlar? Yalnız da değiller. AKP mitinglerine kefenleriyle gelenler de var. Hem Esad’a uzun adamın istediği dersi verirler, hem de Kızılordu ile savaştığını zannedip, ‘IŞİD savaşı 30 yıl sürebilir’ diyen ABD savunma bakanına söylediğini yuttururlar.

BABACAN İÇİMİZİ KARATTI

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, yanına 5 bakan daha alıp Türkiye’nin geleceğini anlattı. Konuştukça şaşırttı. Derler ya içimizi kararttı. Peki ne dedi: ? Bu yıl hayal kırıklığı olacak. Büyüme azalacak, enflasyon neredeyse yüzde yüz artacak.

* Kişi başı milli gelir yine 10 bin dolar civarında. 2015 de aynı. Belki 2016’da biraz artar.

* Dünyada ilk 10 ekonomi arasına girmemiz zor.

* İhracat hedefine ulaşmamız zor.

* Cari açığı biraz aşağı çektik. Olumlu bir aşama.

Açıklanan rakamlar sağlıklı belirlendi mi o da tartışma konusu. Çünkü diledikleri zaman revizyon yapma lüksleri hep var. Ve bütün bu veriler 2023 hedeflerini zora sokuyor. Yani bunca karışıklık içinde hükümet alıştıra alıştıra ‘imkansız’ı satıyor. Haydi hayırlısı.

İSTANBUL UNUTULDU

6 Ekim İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluş günüydü. Haberiniz var mı? Olmaz tabii. Ancak böylesine tarihi bir günün haberi 7 Ekim’de sadece 2 gazetede yer bulabildi. Eskiden bayraklar, afişler asılır, resmi geçitler yapılır, otobüsler bayraklanır, bandolar çalardı. Atatürk’le ilgili her şey gibi bu da unutturulmaya çalışılıyor. Taksim’de göstermelik bir tören yapıldı. Valinin muavini, Büyükşehir Başkanı’nın vekili ile. Ama Cumhurbaşkanı ve Başbakanı, Vali ile Başkana kutlama mesajı yolladı. Ne garip.

CIZZZ...

OECD 2014 Yaşam Kalitesi Raporu açıklandı. 34 ülkeyi kapsayan araştırmada Türkiye eğitim kalitesinde 34. sırayı aldı. Yani sonuncu oldu. Ayrıca en zor yaşanılacak ülkeler arasında yer aldı. Ayrıca ülkemiz sağlıkta 31., güvenlikte 30., gelir dağılımında 26., çevre duyarlılığında da 31. sırayı kimseye bırakmadı. Ama üzülmeyin gençler, sivil topluma katılımda ise sizlerin çabasıyla babalar gibi 4. sıradayız

Öfkenin başlangıcı çılgınlık, sonu pişmanlıktır.

Thomas Carlye

Sıradaki haber yükleniyor...