Şööle bir bakalım...

19 Şubat 2017, Pazar 05:00
AA
Bakalım ki, başlığımızla uyum sağlayalım. Benim için haftanın olayı, ne referandum, ne evet/hayırla ilgili çıkan çatlak sesler, ne sevgililer günü, ne de bitmek bilmeyen tacizlerdi. Haftanın olayı kuyuya düşen Kuyu’ydu. Tam 11 gün, hayvan sevsin sevmesin Türkiye’yi, Beykoz’daki o sondaj kuyusunun başına topladı.

Herkes kuyudan gelecek mutlu haberi bekledi. Duygusal bir birlik, beraberlik sağlandı. Yani kuyu herkesi birleştirdi. Can seferberliği ilan edildi. İşi kurtarma olan ekiplerin arasında, Bahçeşehir Koleji robotik takımı da vardı. Hemen robot bir el geliştirdiler ama köpeği tutamadılar. Hatayı düzeltmek için okullarına gidip yeniden gelirken Kuyu kurtulmuştu.

Zonguldak TTK ekibi, çemberi ile ikinci denemede Kuyu’yu sevinç çığlıkları arasında kuyudan çıkarmayı başardı. Tabii ki 250 saat canla başla çalışan tüm ekiplere teşekkür borçluyuz. Kuyu sen de 4 ay sonra yeniden dünyaya hoş geldin. Sevgi, kardeşlik, birlik, bütünlük getirdin.

★ ★ ★

4 gündür düşünüyorum. ‘Acaba referandumu da kuyuya atsak mı?’ diye. Ama o kuyu dar gelir. Derince bir bostan kuyusu lazım.

Bakalım kuyunun başında ‘evet’çiler mi, ‘hayır’cılar mı baskın çıkar. Kurtarmada bir tarafa öncelik tanınır mı? Yoksa Kuyu’da olduğu gibi birlik, beraberlik içinde ve kuyudakilerin hepsinin Türk vatandaşı olduğu düşünülerek Türkiye için mi çaba sarfedilir?

İnanıyorum ki, bütün olumsuzluklara rağmen, ortak noktamız Türkiye olur. Elele verirsek, Kuyu gibi Türkiye de kurtulur.

★ ★ ★

Benim bu kurmaca hayalimle, CHP de AYM’ye gitmediğine göre, her iki cenah da önce millete güveniyorsa, eteklerindeki taşları kuyuya dökerler ve kuyu yok olur. Ama önce 16 Nisan’a kadar eşitliğin sağlanması lazım. Biri yer biri bakar olmaması için. Sonrası Allah kerim. Bu ülke ve tabii bizler 100 yılda ne badireler atlattık, bunu da atlatırız.

★ ★ ★

Bu hafta, artık lanet olsun dedim bu adli kontrolle serbest bırakma garabetine. Adam tecavüz ediyor. Bütün deliller sabit ve elde. 5 sene önce de aynı suçu işlemiş ama hakim adli kontrolle serbest bırakıyor. 55 yaşında 7 kız babası, 17 yaşındaki kızı evlenmek için kaçırıyor. ‘Belki erkek doğurur’ diye.

Genç kız 12 gün sonra kurtarılıyor, adam aynı kontrolle serbest. Bunun gibi daha sayısız olay var. Yeniden suç işlesinler diye. Hay lanet olsun bu kontrole.

★ ★ ★

Son olarak. Yurt dışında ve 15 Temmuz’da şehit olanların yakınlarına üniversiteye girişte çook büyük ayrıcalıklar tanınacakmış.

Tanınsın ne güzel. Ama bir itirazım var. Terörle mücadelede yurt içinde şehit olanların yakınlarının niye adı geçmiyor.

Yapmayın, etmeyin. Bu şehit ayrımını bırakın. Allah affetmez. Bir kere daha düşünün n’olur. Bittiii. 2 Sööle bir bakalım...  

SEVGİ AĞACI

14 Şubat’ta Meclis’i yöneten CHP’li Akif Hamzaçebi, oturumu çok anlamlı bir konuşma ile açtı. Sevgiyi anlattı ve arada, bu toprağın sevgi eri Hacı Bektaşi Veli’yi şöyle andı.

“Sevgi varken nefret niye?

Barış varken savaş niye?

Kardeşlik varken didişmek niye?

Dostluk varken düşmanlık niye?

Hoşgörü varken bağnazlık niye?

Özgürlük varken tutsaklık niye?

Adalet varken haksızlık niye?”

Bu konuşma Meclis’te olan tüm milletvekilleri tarafından alkışlandı. Dilerim yüreklerinin sesi ile alkışlamışlardır. Bu yıl ekonomik şartlardan dolayı sönük geçen Sevgililer Günü’nün bir başka güzelliği ise, Kadıköylü, çoğunlukla da Acıbademli hanımların, ördükleri kalplerle 3 ağacı giydirmesiydi. “Yoldan geçenlere sevgi ve mutluluk vermek istedik” diyen hanımların, erkek eli değmeden yarattıkları bu güzellik, bu sevgi ağacı bence alkışı hak ediyordu.

YOK BU KADIN O DEĞİL

Lise yıllarımda, şimdi kimsenin adını dahi bilmediği Amerikalı aktrist Kim Novak’a aşıktım. Hele hele 1955’te çevirdiği, bizim ise ancak bir yıl sonra seyredebildiğimiz ‘Picnic’ filmi aşkımın zirvesi olmuştu. O zamanın şartlarında, nereden buluyorsam, yüzlerce resmi ile doldurduğum, kocaman bir ‘Kim defteri’ bile yapmıştım.

Uzun yıllar geçti, ne o defter kaldı, ne de aşkım tabii. Unuttum gitti. Ta ki, geçen gün onun son resimlerinden birini görene kadar. Yok, benim aşık olduğum kadın bu değildi. Gerdirmekten, botokstan bambaşka bir çehreye bürünmüştü. Daha doğrusu, tam bir hilkat garibesi olmuştu 84 yaşındaki Kim Novak. Tam yerine oturuyor. “Kendi gitti, adı kaldı yadigar.”

ÇOK BAŞARILI

Ne kadar benziyor değil mi? Biri Nusret. Bir tuz serpme hareketi ile dünyada tanındı, fenomen oldu. Diğeri ise, bir günde takım değiştiren, Galatasaray’ın karizmatik yeni hocası.

Hani menajerinin “Takımı Tudor’a emanet edin şampiyon olun” dediği ama 8 yıllık teknik direktörlük kariyerinde hiçbir başarısı olmayan, sadece Karabük’e ses getiren birkaç maç kazandıran Hırvat İgor Tudor. Ama bu taklit başarılı bence. Ya bir de tutarsa, değmeyin Tudor’un keyfine. Nusret de bir zamanlar Günaydın Kasap’ta çırak değil miydi?

EVET - HAYIR

Yıllar önce ekranda “Sorduğum sorulara evet, hayır demeden cevap vereceksiniz” diyerek bir program yapan Erkan Yolaç, hala bu programı yapıyor olsaydı, bu referandum öncesi kimbilir başına neler gelirdi. Çünkü sorduğu soruyla gelecek cevabı rahatça belirleyebilen bir zekaya sahip Yolaç.

Olsaydı şayet, herkes programdaki evet ve hayırları sayar, evet çoksa yandaş, hayır çoksa hain olurdu. İşte onun için, rahatsın sevgili Yolaç. Bak keyfine.

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.