Esra Kapar

13 Ekim 2025, Pazartesi 07:00

Çeşme’nin geleceği Sakız’da

Ege’nin rüzgarı, tuzlu denizin kokusuyla karışırken Çeşme’nin topraklarından yeni bir umut filizleniyor: Sakız ağacı… ‘Sakız Ağacım Çeşme’ projesinin öncü ismi Hasan Ege Tütüncüoğlu, çalışmalarını, dayanışmayı, sabrı, emeği ve geleceğe bırakılacak mirası anlattı.

Yüzyıllardır Akdeniz coğrafyasının simgelerinden sakız ağacı, şimdi yeniden Çeşme’nin geleceğinde kök salıyor. Bu dönüşümün ardında ise yerel üreticilerin inancı, belediyenin desteği ve sürdürülebilir tarım için verilen kararlı bir mücadele var. “Sakız Ağacım Çeşme” projesi, yalnızca bir ağaçlandırma girişimi değil; aynı zamanda doğayla uyumlu üretimin, kadın emeğinin ve yerel kalkınmanın birleştiği örnek bir model. Beş yıl içinde 100 bin sakız ağacını toprakla buluşturmayı hedefleyen proje hem bölgenin ekonomik geleceğine hem de çevresel sürdürülebilirliğine ışık tutuyor. Sakız ağacının karbon tutma kapasitesi, düşük su ihtiyacı ve doğal dayanıklılığı, iklim krizine karşı atılan adımların da somut göstergesi. Bu projenin öncü isimlerinden iri de Hasan Ege Tütüncüoğlu. Tütüncüoğlu, havai köklendirme yöntemiyle üç yıl içinde 30 bin fidanı toprakla buluşturdu. Onun ve yol arkadaşlarının çabaları sayesinde bugün Çeşme’nin farklı bölgelerinde sakız ağaçları yeniden filizleniyor. Tütüncüoğlu için bu yalnızca bir tarım projesi değil; Çeşme’nin her köşesinden damla damla sakız akacağı, geçmişin mirasının geleceğe taşınacağı bir yolculuk. Tütüncüoğlu ile hem sakız ağacının yolculuğunu hem de Çeşme’nin büyük hayalini konuştuk.

BEREKETLİ TOPRAKLARDAN ALINAN İLHAM

Sakız ağacı projesi nedir? Bu fikir nasıl ortaya çıktı?

Ben 1800’lerde Çeşme’ye yerleşmiş bir ailenin, 3. ve 4. kuşak ferdiyim. Dolayısıyla biz zaten Çeşme’de sakız ağacını biliyoruz. Bizim dedelerimizin bahçelerinde hala sakız ağaçları var. Pandemide evde otururken dedik ki; ‘Sakızı tekrar memleketimize nasıl kavuşturabiliriz?’ Bu konuyu araştırmaya başladım. Büyüklerim “Alaçatı’da İbrahim Topal var. Git onu bul” dedi. Bana bunu havai köklendirmeyle köklendirebildiklerini, eskiden 20 yılda elde edilen sakızın artık 5 yılda elde edilebildiğini söyledi ve hatta kendisinin amatör olarak her sene 50 civarı ağaç ürettiğini anlattı. Sonra Çeşme’de sakız reçeli yapan,

30 yıl önce Sakız’dan ağaç getirip dikmiş Coşkun Vural’ı bulduk. 2021’in sonunda onun ağaçlarından havai köklendirme metoduyla 5 bin sakız fidanı ürettik. Bugün 100 adetten 50 bine yakın sakız fidanı üretmiş duruma geldik. Bana feyz olan, otoyolda giderken Ege Orman Vakfı’nın hem farkındalık yaratan hem finansman modeli geliştiren panoları oldu. Dolayısıyla kamu kaynağı kullanmadan bağış toplayarak kooperatif ile belediyenin yeşil alanlarına ağaç dikmeye başladık. Onların tabelalarını görüp biz de bu modelle bağış toplayabiliriz dedik ve oldu.

06 Ekim 2025, Pazartesi 07:00

En büyük miras

Dünyanın ilk kadın deri profesörü Bayramoğlu, antik çağlardan bu yana bilginin korunması, seyahat ve müzik gibi alanlarda kullanılan derinin, medeniyetin gelişmesinde çok önemli bir yeri olduğunu söyledi.

Bilimin, kültürel mirasla buluştuğu nadir alanlardan biri deri mühendisliği... Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Deri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elif Eser Eke Bayramoğlu, bu alanda hem akademik çalışmaları hem de geleneksel zanaatlara sahip çıkan yaklaşımıyla öne çıkıyor. Deri üretiminde çevre dostu yöntemleri, doğal boyaların kullanımını ve atıkların yeniden değerlendirilmesini araştıran Bayramoğlu, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ‘Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı’ unvanına layık görüldü.

Onun hikayesi yalnızca laboratuvarlarda yürütülen deneylerden ibaret değil; geçmişten bugüne uzanan deri işleme sanatının yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması için de güçlü bir çaba içeriyor. Prof. Dr. Bayramoğlu, akademik yolculuğunu, deri mühendisliğinde sürdürülebilirlik arayışlarını, kültürel mirasla bağını ve kadın bilim insanı olarak dünyada bir ilke imza atışını anlatıyor.

TESADÜFLER YOLUMU ÇİZDİ

Deri mühendisliği çok bilinmiyor. Bilinçli bir seçim miydi sizin için?

Aslında bu alana yönelmemde tesadüflerin rolü büyük oldu. Kardeşimin yakın bir arkadaşının bu bölümde öğrenim görmesi ve olumlu tavsiyeleri, tercihlerimi şekillendirmemde belirleyici oldu ve bu sayede o dönemde bölümümüzü listeme ekledim.

 ‘Dünyanın ilk kadın deri profesörü’ unvanını almak nasıl bir duygu?

22 Eylül 2025, Pazartesi 07:00

‘Keyif al, çalış ve başar!’

Askerlikten inşaata uzanan hikayesi ile ‘disiplin ve güven’ mesajı veren Tanyer Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Münir Tanyer, gençlere keyif alacakları işte çok çalışırlarsa başarının mutlaka geleceğini söyledi.

Türk Kara Kuvvetleri’nden elim bir trafik kazası sonrası binbaşı rütbesiyle ayrıldıktan sonra inşaat sektörüne giren Tanyer Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Münir Tanyer, yaklaşık 30 yıllık yolculuğunda İzmir’in markalaşmasına katkı sunan projelere imza atmak için çalıştıklarını söylüyor. İlk kooperatif projeleri Altınvadi’den son projeleri ‘modern köy yaşamı’ konseptli TanUrla’ya uzanan hikayesini disiplin, güven ve sürdürülebilirlik üzerine inşa ettiklerini vurgulayan Tanyer, “Yalnızca bina değil, yaşam alanı, yuva inşa ediyoruz” sözleriyle özetliyor. Aile şirketi olmanın sağladığı güven duygusuna dikkat çeken Tanyer, İzmir’i “Türkiye’nin parlayan yıldızı” olarak tanımlarken, iş dışında ise doğayla iç içe bir yaşamı tercih ediyor. Tanyer, zeytin ve kiraz bahçelerinde vakit geçirmeyi, taş evinde ailesiyle sohbet etmeyi, torunlarıyla zaman geçirmeyi seviyor. Türk sanat ve halk müziğine ilgisi, gençlik yıllarında çaldığı enstrümanlar ve ata sporu yağlı güreşe verdiği destek de onun yaşamındaki renkli yönleri oluşturuyor.

O KAZA HAYATININ YÖNÜNÜ DEĞİŞTİRDİ

İnşaat sektörüne başlama hikayenizi paylaşır mısınız?

Ben Türk Kara Kuvvetleri’nde binbaşıydım. 1993’te geçirdiğim trafik kazası sonucu malulen ayrıldım. Ablam Nuray Yüceer de kamuda inşaat mühendisiydi. O da emekli olunca 1994-1995’te onun mesleği dolayısıyla inşaat sektörüne girdik ve kooperatif kurarak başlamış olduk. İki site yaptık; Altınvadi’yi 2004’te, Altınova’yı 2007’de teslim ettik. Daha sonra Mavi Su Evleri, Asma Bahçeler ve Bulutorman Evleri inşaat projelerini yaptık.

Tanyer Yapı’yı kurarken sizi en çok motive eden şey neydi?

Yalnızca bir bina değil insanlara yaşam alanı, yuva yapıyoruz. Ev ve barınma, insanlar için ilkel toplumlardan bu yana en önemli şey olmuştur. Dolayısıyla bizim için evin bir kutsallığı var. Tüm aile fertleri olarak yaptığımız projelerde oturuyoruz.

08 Eylül 2025, Pazartesi 07:00

"Bir gün adımı herkes duyacak"

Henüz 24 yaşındayken 2022’de trafik kazasında hayatını kaybeden milli triatlon sporcusu Ata Yahşi, adını taşıyan spor kulübündeki gönüllü sporcuların başarılarıyla yaşatılıyor.

Genç yaşta bir trafik kazasıyla hayata veda eden milli sporcu ve aynı zamanda birinci kademe triatlon antrenörü olan Ata Yahşi, anısına kurulan Ata Yahşi Spor Kulübü, 3 yıl gibi kısa sürede büyük başarılara imza attı. Takım, İzmir’e 25 yıl aradan sonra büyük erkekler atletizm kategorisinde kupa getirdi. Gaziemir’de faaliyet gösteren ve Ata Yahşi’nin anne-babası Türkiye Triatlon Federasyonu İzmir İl Temsilcisi ve eski milli atlet, öğretmen Adnan Yahşi ile eski milli atlet Arzu Yahşi’nin kurduğu kulüp hem gönüllü sporcuların başarıları hem de her geçen gün büyüyen bir ekiple İzmir’in spor alanındaki en önemli temsilcilerinden biri haline geldi. Atletizm başta olmak üzere triatlon, bisiklet, yüzme, hentbol ve basketbol branşlarında çalışmalarını sürdüren kulüpte genç sporculara disiplin, özgüven ve takım ruhu kazandırmayı hedeflediklerini belirten

Adnan Yahşi, oğulları Ata’yı ve kulübün hem spor hem de sosyal sorumluluk çalışmalarını Haftanın Sohbeti’ne anlattı. Genç sporcunun her zaman ‘Bir gün benim adımı herkes duyacak’ dediğini söyleyen baba Yahşi, sinerjiyle büyüyen kulüp ile oğullarının adını duyurmanın gönül rahatlığını, çocuklara ve gençlere sporu sevdirmenin mutluluğunu yaşadığını dile getirdi.

SABAHA KARŞI ÇALAN TELEFONLA GELDİ ACI HABER

Ata Yahşi Spor Kulübü’nün kuruluş hikayesini bizimle paylaşır mısınız?

16-17 Nisan 2022’de Mersin’de Avrupa Triatlon Şampiyonası vardı. Ben orada görevliydim, oğlum Ata da çalıştığı firmada bisiklet teknikeri olarak organizasyonda görev yapıyordu. Müsabakalar bittikten sonra ben uçakla döndüm. Ata da arkadaşlarıyla dönmeyi tercih etti. Sabaha karşı çalan telefonla kaza haberini aldık. Zaten o saatte çalan telefonlar hayra alamet değildir. Apar topar Salihli’deki hastaneye gittik ama tüm müdahalelere rağmen oğlumuzu kaybettiğimizi öğrendik. 3 yıl geçti hala kaza haberlerine, fotoğraflara bakmadım, bakamadım. Kazadan birkaç gün sonra Türkiye Triatlon Federasyonu başkanı Bayram Yalçınkaya beni aradı ve “Bölgesel Triatlon Ligi’ne Bakan’ın da onayıyla Ata’nın adını veriyoruz” dedi. Sıcağı sıcağına böyle bir şey olunca biz de oğlumuzun adını bir spor kulübü ile yaşatalım istedik. Logo olarak da federasyonun izniyle bölgesel ligin logosunu kullandık. 2022’de önce grup çalışmalarına başladık. 3 yılda düşündüğümüzden çok daha fazla büyüdük ve Ata’nın adını duyurmayı başardık.

ATA YAHŞİ KIZ TAKIMI GELİYOR

01 Eylül 2025, Pazartesi 07:00

Okyanusların İzmirli fatihi pes etmiyor

Onun hikayesi, suyun içinde büyüyen bir çocuğun, okyanusların en zorlu yollarında İzmir’i dünyaya duyuran bir şampiyona dönüşmesinin öyküsü. Okyanus Yedilisi’nin 6’ncı etabı Kuzey Kanalı geçişini bu kez tamamlayamasa da hedefinden şaşmayacağını dile getiren Emre Erdoğan, kızı Mira’ya en değerli miras olarak başarılarını bırakmak istiyor.

O, her kulaçta yalnızca kilometreleri değil,  imkansız denilen sınırları da geride bırakıyor. 1986’da İzmir’de doğan Emre Erdoğan, spor yaşamına 9 yaşında su topu ile başlamış. Daha sonra serbest dalışa yönelen Erdoğan, açık su yüzme branşında kariyerine devam etme kararı almış. İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü’nün ultra maraton yüzücüsü Emre Erdoğan, denizleri sadece kulaçlarıyla değil, aynı zamanda hayalleriyle de aşan bir isim.

Su topuyla başlayan yolculuğu, bugün onu dünyanın en zorlu parkurlarında Türk bayrağını dalgalandıran bir sporcuya dönüştürdü.

2015’te Cebelitarık Boğazı’ndan başlayan macerası, Manş Denizi, Catalina Kanalı, Tsugaru Boğazı ve Manhattan Adası ile devam etti. 2024’te Capri–Napoli Ultra Maratonu’nda Türkiye adına tarihi bir zafer kazanarak şampiyon oldu, 2025’te Yeni Zelanda’daki “Cook Boğazı’nı en hızlı tamamlayan ilk Türk yüzücü” unvanını aldı. Her parkurda sadece rekorlar değil, İzmir’den doğan bir inanç ve azim hikayesi yazdı. Acının içinden geçip sonunda sahile çıkmanın, insana hiçbir kupanın veremeyeceği bir tatmin verdiğini söyleyen başarılı sporcu, en büyük motivasyon kaynağını ise şu sözlerle anlatıyor: “Kızım Mira’ya bırakacağım miras bu başarılar; ne kadar zor görünse de

imkansız değil” diyor. Emre Erdoğan, Okyanus serisinin 6’ncı etabı olan Kuzey Kanalı (İskoçya–Kuzey İrlanda arasındaki) geçişini 18 Ağustos’ta denedi. Soğuk su akıntıları nedeniyle yaşadığı zorluk geçişi tamamlamasını engellese de pes etmediğini dile getiren Erdoğan, Okyanus Yedilisi’ni (Ocean’s Seven-Ocean’s 7) tamamlamaya kararlı olduğunu vurguladı. Erdoğan, bu zorlu seriyi tam olarak tamamlayan ilk Türk erkek ultra maraton yüzücüsü olarak tarihe geçmeyi hedeflediğini dile getirdi.

HAYATIMIN OMURGASI OLDU

Açık deniz yüzücülüğüne ilginiz nasıl başladı?

25 Ağustos 2025, Pazartesi 07:00

"Gençlerin geleceğini inşa edecek projemizin heyecanı içindeyim"

Malatya’nın toprak kokulu sokaklarında 1970’lerin başında doğan bir çocuk, şehrin kalabalığında geleceğe dair kurduğu hayalleri şimdi bir bir hayata geçiriyor. Yalnızca bir doktor değil; girişimci, lider ve binlerce insana dokunan isimlerden Kenan Kalı, “Çok heyecanlıyım” dediği eğitim projesiyle şimdi de onlarca gence dokunmayı hedefliyor.

1972’de Malatya’da dünyaya gelen sağlık ve inşaat sektöründeki yatırımlarıyla bilinen Gözde Grup Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Kalı, çocukluk yıllarında disiplinli, meraklı ve çalışkan kimliğiyle öne çıktı. Henüz lise yıllarında hekim olma hayalini kuruyordu. Malatya Lisesi’nden mezun oldu ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne girerek bu hayalini gerçeğe dönüştürdü. Fakülteden başarıyla mezun olduğunda, artık yalnızca kendi yaşamı değil, başkalarının hayatlarına da dokunacağı bir yolculuğun eşiğindeydi. Üniversitesi’nde Genel Cerrahi uzmanlığını tamamladı. Ancak Kenan Kalı, yalnızca hekimlik sınırları içinde kalmadı; kurduğu Gözde Grubu, birçok ilde sağlık ve konut markasına dönüştü. Kenan Kalı’ya göre inşaat sektörü yalnızca bir yatırım değil, aynı zamanda toplumun geleceğine yapılan bir güvenlik sigortasıydı. Bir hekimin yalnızca hastaları iyileştirmekle kalmayıp toplumun geleceğini de şekillendirmesi gerektiğine inanan Kalı, yeni projelerini ve hedeflerini anlattı.

27 YAŞINDA HEM CERRAH HEM GİRİŞİMCİYDİ

Hem sağlık hem de inşaat sektöründeki yatırımlarınızla biliyor İzmirliler sizi… Aslında bir hekimsiniz, hekimliğin yanında inşaat sektörüne geçişiniz nasıl oldu?

Aslında benim bir yanım İzmirli bir yanım Malatyalı. Üniversite için İzmir’e gelip Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdim. Mezuniyetin üzerinden sadece 15 gün geçmişti ki aileden kalan bir arsa nedeniyle müteahhitliğe adım attım. 4 ay sonra da hekimliğe başladım. Genel Cerrahi ihtisasımı İnönü Üniversitesi’nde yaptım. Bu süreçte bir yandan poliklinikler, diyaliz merkezleri, tıp merkezleri açtım, hatta bir hastane kurdum. Aynı zamanda inşaat projeleri de geliştirdim. Hayatımda hep erken başladım; 22 yaşında ticarete atıldım, 27 yaşında hem cerrah hem girişimciydim. Bugün ameliyat yapmıyorum ama sağlık işletmeleriyle ve kurduğum güçlü hekim kadrosuyla sektörde varlığımı sürdürüyorum. Cerrahlığı çok özlüyorum.

KÜÇÜK AMA BAĞIMSIZ EV FİKRİNİN ÖNCÜSÜ

İlk yatırımlarınız İzmir dışındaydı. İzmir’e nasıl geldiniz?

18 Ağustos 2025, Pazartesi 07:00

Hedef Masters 100

Aycan Kurtcan, spor arenasında adeta gökyüzüne yükselmiş bir ilham kaynağı; nam-ı diğer ‘Uçan Kız.’ Atletizmde başarıdan başarıya koşarken akademik kariyerini de tamamlayan Kurtcan, “100 yaş kadınlar  yüksek atlama rekoruna gözümü diktim” diyor.

Dünyaya gözlerini 1968’de İzmir’de açan Aycan Kurtcan, 13 yaşında atletizme başlamış ve 3 yıl  gibi kısa bir sürede milli takıma girmiş. Yüksek atlamada rekorlara adını yazdıran Kurtcan, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra 24 yaşında sporu bırakıp avukatlığa yönelmiş. 2003’te 35 yaşında master atlet olarak atletizme geri dönen Kurtcan, 2016’da Perth Dünya Masterler Atletizm Şampiyonası’nda 45 yaş grubunda 1.53 metre ile dünya ikincisi oldu. Aralık 2017’de kolon kanseri teşhisi konulması da İzmir’in ‘Uçan Kız’ı Kurtcan’ı durdurmadı ve ameliyattan önce 2018 Madrid Avrupa Masterler Salon Şampiyonası’nda altın madalya aldı.

Ameliyat ve 10 aylık tedavi sürecinin ardından ilk katıldığı Türkiye masterler salon şampiyonasında 4 altın madalyayı 3 Türkiye rekoru ile süsledi. Ve Balkan rekorları da kırmaya devam ederken, 2022’de Tampere de 50 yaş grubu yüksek atlamada ilk dünya şampiyonluğunu kazandı. Kurtcan, hikayesi ile birçok sporcuya ve kadına ‘Pes etmeyin!’ mesajı verdi.

HİKAYE KOMŞU ‘LASTİK KIZ’ İLE BAŞLADI

Spora başlama hikayenizi anlatır mısınız?

Avukat olan babamın görevi nedeni ile yaşadığımız Ankara’da 9 yaşındayken bir komşumuzun beni keşfetmesi ile spor hayatım başladı. Pakize teyzenin kızları jimnastikçi olduğu için kapının önüne koskocaman bir yatak çıkarır ve kızları da bize bazı hareketler öğretirdi. Kızlarından birisi Türkiye’nin ‘Lastik Kızı’ olarak bilinen milli jimnastikçi Yasemin Evcim’di… Pakize teyze (Pakize Şentürk) beni keşfederek ailemle konuştu, 19 Mayıs Spor Kompleksi’deki jimnastik salonunda seçmelere götürdü. O dönemin milli takım antrenörü Oğuz Hoca beni grubuna aldı ve yaklaşık 2 sene jimnastik antrenmanlarına katıldım. Babam hep bacaklarım uzun olduğu için çok iyi uzun mesafe koşacağımı söylerdi. 1981 Eylül’ünde milli halterci olan Ziya Suvar aracılığıyla tanıştığım rahmetli Orhan Hocam beni görünce “İşte Türkiye’nin engel rekortmeni olacak kız geldi” diyerek gülümsedi. Orhan Altan ile antrenmana başladım. İlk Türkiye şampiyonluğumu 6 ay sonra uzun atlamada kazandım. İlk Türkiye rekorumu da 1 yıl sonra yıldızlarda kırarak Türkiye’nin engel değil, yüksek atlama rekortmeni olarak kariyerime 10 yıl devam ettim.

Kariyerinizdeki başarılarınızı neye borçlusunuz? Birçok büyük başarı elde ettiniz… Bu başarılara nasıl ulaştınız?

04 Ağustos 2025, Pazartesi 07:00

‘Demokrasi’nin kadın mimarı

İzmir Demokrasi Üniversitesi’nin kurucu rektörü Prof. Dr. Tunçsiper, küçük bir odada başlayan zorlu yolculuğun ardından bugün 42 bölümde binlerce öğrenciye dokunmanın gururunu yaşıyor.

Prof. Dr. Bedriye Tunçsiper, 2017’den bu yana İzmir Demokrasi Üniversitesi’nin kurucu rektörlüğünü yürütüyor. Ekonomi, çevre, kadın istihdamı ve küreselleşme gibi konularda bilimsel çalışmaları olan Tunçsiper, eğitim hayatına Ankara’da başladı; ardından Gazi Üniversitesi Maliye Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans ve doktorasını Uludağ Üniversitesi’nde İktisat alanında tamamladı. Doktora tezinde Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Türk turizmini ele aldı. 1992’de akademik hayata adım atan Tunçsiper, kısa sürede doçentlik ve profesörlük unvanlarını alarak, Balıkesir Üniversitesi’nde çeşitli idari görevlerde bulundu.

SIFIRDAN BAŞARIYA

Hedefinin İzmir Demokrasi Üniversitesi’nde eğitim vizyonunu geleceğe taşımak olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tunçsiper, gençlerin geleceğe hazırlanması konusunda eğitimde nitelik ve akademik üretkenlik mesajı verdi. Rektör Prof. Dr. Bedriye Tunçsiper, üniversitenin sıfırdan kurularak bugün 13 bini aşkın öğrenciye ulaşmasından dolayı gurur duyduğunu söyledi. Tunçsiper ile akademide kadın olmayı, yükseköğretimin dönüşümünü ve hedefe ulaşmak için vazgeçmemek gerektiğini anlattı.

39 YAŞINDA PROFESÖR OLDU

Bir zamanlar siz de öğrenciydiniz. Öğrencilik hayatınız nasıldı?

Hep çalışkan bir öğrenciydim. Üniversiteyi 3 yılda bitirdim.