İzmir Demokrasi Üniversitesi’nin kurucu rektörü Prof. Dr. Tunçsiper, küçük bir odada başlayan zorlu yolculuğun ardından bugün 42 bölümde binlerce öğrenciye dokunmanın gururunu yaşıyor.
Prof. Dr. Bedriye Tunçsiper, 2017’den bu yana İzmir Demokrasi Üniversitesi’nin kurucu rektörlüğünü yürütüyor. Ekonomi, çevre, kadın istihdamı ve küreselleşme gibi konularda bilimsel çalışmaları olan Tunçsiper, eğitim hayatına Ankara’da başladı; ardından Gazi Üniversitesi Maliye Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans ve doktorasını Uludağ Üniversitesi’nde İktisat alanında tamamladı. Doktora tezinde Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Türk turizmini ele aldı. 1992’de akademik hayata adım atan Tunçsiper, kısa sürede doçentlik ve profesörlük unvanlarını alarak, Balıkesir Üniversitesi’nde çeşitli idari görevlerde bulundu.

SIFIRDAN BAŞARIYA
Hedefinin İzmir Demokrasi Üniversitesi’nde eğitim vizyonunu geleceğe taşımak olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tunçsiper, gençlerin geleceğe hazırlanması konusunda eğitimde nitelik ve akademik üretkenlik mesajı verdi. Rektör Prof. Dr. Bedriye Tunçsiper, üniversitenin sıfırdan kurularak bugün 13 bini aşkın öğrenciye ulaşmasından dolayı gurur duyduğunu söyledi. Tunçsiper ile akademide kadın olmayı, yükseköğretimin dönüşümünü ve hedefe ulaşmak için vazgeçmemek gerektiğini anlattı.
39 YAŞINDA PROFESÖR OLDU
Bir zamanlar siz de öğrenciydiniz. Öğrencilik hayatınız nasıldı?
Hep çalışkan bir öğrenciydim. Üniversiteyi 3 yılda bitirdim.
Sizi akademiye çeken neydi?
Gazi Üniversite’nden dereceyle mezun oldum. O zaman Milli Güvenlik Kurulu’ndan çalışma teklifi geldi. O sırada da Balıkesir Üniversitesi’nde araştırma görevlisi sınavına girmiştim. Serüven öyle başladı. Eşim Balıkesirli olduğu için de orada asistanlığı tercih ettim.
39 yaşında da profesör oldum ve idarecilik süreçleri başladı. 2006’nda rektörlüğe aday oldum. Seçimlerden birinci çıktım ama ikinci atandı. Sonra tekrar aday oldum. İkinci seçilmeme rağmen bu kez de üçüncü atandı. Şanssızlıklarla karşı karşıya kaldım ama hiçbir zaman hedefimden vazgeçmedim.

Demokrasi Üniversitesi’nin kurucu rektörüsünüz. Bu süreçte zorluklar yaşadınız mı?
15 Temmuz olayları yaşanınca İzmir’de kapatılan 3 okul yerine 2 devlet üniversitesi kuruldu. Eski milletvekili olan rahmetli babam ‘Kızım bu okullardan birine rektörlük başvurusu yapabilirsin’ demişti. Ben de ‘İzmir’de bir dikili ağacım yok. Şehirdeki 8 üniversitede bir sürü profesör var. Benim şansım olmaz’ demiştim.
Ve benimle birlikte 50 başvuru yapılıyor. Sayın Cumhurbaşkanımız diyor ki ‘Burası Balıkesir’deki hocamızın hakkı.’ Bu şekilde göreve başladım. Bu sorumlulukla da çok yoğun çalışmaya başladım. Başarıyı yakalamak zorundayız. Süreç elbette zordu. ‘Rektör olarak atandınız’ yazısını aldım ama bina yok, yer yok, düzen yok, kadro yok, para yok, pul yok, hiçbir şey yok kısaca. Küçük bir odayla yola çıktım. Önce mührümü aldım, ardından da bölüm açmaya başladım. İlk 2 ay içerisinde 4 bölüm açtım o küçücük odamda. Onu izleyen dönemlerde de bölüm sayımız 32 oldu. Şimdi ise 42 bölümümüz var ve fiziki kapasitemizin sınırına ulaştık.
ADININ HAKKINI VEREN BİR ÜNİVERSİTE OLMALIYDI
En gurur duyduğunuz proje nedir?
Mesela tıp ve diş hekimliği fakültesini açtığımda mademki bu öğrenci bizi tercih etmişse demokrasinin ruhunu yaşasın, üniversitenin ruhunu yaşasın diye kendi öğrencimizi kendimiz yetiştirelim istedim. Şu anda tıpta ikinci dönem, diş hekimliğinde üçüncü mezunlarımızı verdik. Yetiştirdik ve akademik kadromuza aldık. Tıp fakültemizin hocaları aynı zamanda diş hekimliğinin de temel tıp derslerini veriyor. Böyle bir ortak çalışmalar da başarı getiriyor. Geçen yıl Diş Hekimliği Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı’nda (DUS) Türkiye birinci olduk. Tıp fakültesi mezunlarımızın da yüzde 80’i ilk üçe giriyorlar ve bizi tercih ediyorlar. Şu anda hedefimiz önce Türkiye’de önce ilk 10’a, sonra da dünyada bu başarıyı yakalamaya çalışmak.

Mezunlara istihdamda destek sunuyor musunuz?
Yüksek Öğretim Kurumu ‘Eğer organize sanayi bölgesinde eğitim öğretim yaparsan ben sana yardımcı olacağım’ diyor. Bu doğrultudaki eğitimlerle istihdamlarının garanti olması da sağlıyor. Meslek yüksek okulu mezunlarımızın hemen hemen yüzde 100’ü istihdam edilmiş durumda. Diğer bölümlerimizde genel olarak yüzde 80’inin üzerinde başarı yakalamış durumdayız.
BAŞARIYA YÜRÜMEDİK KOŞTUK
Akademik birimleriniz rakamsal olarak ne durumda?
10 fakülte, 3 yüksekokul, 3 enstitümüz, 42 bölüm ve 70 civarında master doktora programımız var. Öğrenci sayımız yaklaşık 13 bin 500’e ulaşmış durumda. Yani kısa sürede yürüyen değil koşan bir üniversite olduk. Fiziki kapasitemizin sınırına ulaştığımız için yeni bölüm açmıyoruz, kaliteyi yükseltme hedefiyle ilerliyoruz. Fiziki mekanlardan çok niteliği önemsiyorum. Hocalarımızın yüzde 60’ı akademik teşvik almakta. Fakültelerimiz her yıl uluslararası kongreler yapıyor. Ulusal hakemli dergilerde öğretim üyesi başına düşen yayın sayımızda Türkiye’de son 5 yıldır ilk sıralardayız. Yalnızca 2022’de ikinciliğimiz oldu. Hocalarımızın da standartlarını yükseltiyoruz ki eğitim kalitemiz de yükselsin. Aynı zamanda milli ve manevi değerlerine bağlı bir üniversiteyiz.

DEMOKRASİ BU ŞEHRİN GENETİĞİNDE VAR
Yoğun tempodan kalan zamanlarda neler yaparsınız? Sizi en çok rahatlatan uğraş nedir?
Sorumluluk duygusu çok yüksek bir insan olduğumdan dolayı hobi ya da herhangi bir uğraşa kalacak vaktim hiç olmadı. Bir yanda akademik yolculuk, bir yanda annelik derken sorumluluk duygumu 24 saat yaşıyorum.
Uykumun arasında bile aklıma bir şey geldiğinde hemen not alıyorum. Sürekli bir planlama içerisindeyim. Öyle mutlu oluyorum. Kendim için yaptığım tek şey yürümek. Yürürken düşünerek sakin kafayla yine bir şeyler üretmeye çalışıyorum.
Yaklaşık 8.5 yıldır İzmir’desiniz. İzmir’i sevdiniz mi?
İzmir Türkiye’nin çok güzel bir şehri, sonra da Antalya geliyor benim için. İzmir’de üniversitemizin adı gibi tam demokrasi var.
Kimse kimseyle ilgilenmiyor, herkes birbirine saygı duyuyor. Demokrasi bu şehrin genetiğinde var. Denizi olan bir şehir olması da başka bir güzellik. Bu şehirde bir yerden bir yere giderken mutlaka sağınızda ya da solunuzda denizi görüyorsunuz. Buraya geldiğimde 2 yıl direndim kadromu almamak için. Balıkesir, İzmir ve Ankara arası sürekli gidip geldiğim hareketli bir dönemdi ilk rektörlük yıllarım. Sonra bir baktım ben İzmir’e çoktan alışmışım. Nereye gitsem hemen buraya dönmek istiyorum.

ÇALIŞANLARIN YÜZDE 70’İ KADIN
Kadın olmanın getirdiği zorluklarla karşılaştığınız mı?
Üniversitemizin bir özelliği de çalışanlarımızın yüzde 70’inin kadın olması. Zorluğundan ziyade; rektörün kadın olmasının üniversiteye yansıması da güzel oldu. Koşullar eşitse, başarı, disiplin, sorumluluk vb. gibi elbette öncelik kadın. Kadınların daha detaycı olması, yokluğu daha iyi bilmesi, hayatı çevirebilecek yetiye daha hakim olması, üzerindeki birden fazla iş yüküne rağmen başarılı olması etkili oluyor.
Kadın istihdamında Türkiye’deki tabloyu nasıl yorumluyorsunuz?
Öncelikle bir kadın çalışan ve yönetici olarak insanların sadece cinsiyet dolaysısıyla ayrıcalıklı tutulmasını doğru bulmuyorum. Ama kadın çalışan oranının daha da artırılması önemli.
Öğrencilerin üniversite yönetimine katılmasına dair çalışmalarınız var mı?
Öğrenci mesela topluluk istedi, hemen kuruluyor. Aile üniversitesiyiz ve fakültelerimizin birbirleriyle uyum içinde çalışması en büyük artımız. Mesela Güzel Sanatlar Fakültemiz İzmir Otizm Korosu’nu kurdu. Engelsiz üniversite anlamında da nişan ödülleri aldık. Öğrencilerden gelen her talepte ‘Açın önlerini’ diyorum. Bunların dönüşlerini de en iyi şekilde görüyoruz. Girişimcilik dersi veriyoruz.

EMEĞİNİZİN KARŞILIĞINI MUTLAKA ALIRSINIZ
Genç akademisyenlere ve öğrencilere bir mesaj vermeniz gerekse ne olurdu?
Hedeflerinizden asla vazgeçmeyin! Kendinize bir hedef belirleyin ve elinizden geleni yapın. Süreç içerisinde olumsuzluklar yaşasanız bile emekleriniz, çabalarınız, mücadeleniz bir yerde görülür ve size mutlaka geri döner. En ufak bir olumsuzlukta hedefinizden dönmeyin. İstediğinize ulaşana kadar o yolda ilerlemeye devam edin.
