Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Atadan’ın hayatını araştırmacı yazar Nüket Aşkın, “Sırlarıyla Atatürk’ün Kız Kardeşi Makbule Hanım” adıyla kitaplaştırdı. ‘Çocuk Makbuş’, ‘Savaş yıllarındaki genç Makbule’, ‘Cumhuriyet yıllarındaki Makbule Hanım’ ve “Atatürk’ün vefatı sonrası Makbule Atadan olmak üzere 4 bölümden oluşan kitabın kapağında Makbule Hanım’ın 1927’de Atatürk’ün Dolmabahçe Sarayı merdivenlerinde elini öperken çekilen fotoğraf yer alıyor.

“Makbule Hanım’ı tanımak için iğneyle kuyu kazmalı” diyen Nüket Aşkın, araştırmalarını Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı’nda, Osmanlı Arşivi, Cumhuriyet Dönemi Arşivi, Milli Savunma Bakanlığı Askeri Tarih Arşivi, Dışişleri Türk Diplomatik Arşivi’nde ve Milli Kütüphane’de yaparak kitabını yazıyor. 328 sayfalık kitapta, aralarında ilk kez gün ışığına çıkan Mustafa Kemal Atatürk, Makbule Hanım ve Zübeyde Hanım’a ait mektup ve fotoğrafların da olduğu 165 kaynak ve belge yer alıyor. Nüket Aşkın, kitabın Makbule Hanım hakkında yazılmış ilk eser olduğunu belirterek, “Makbule Hanım da herkes gibi doğruları, yanlışları, güçlü ve zayıf yanları olan bir kadın. Kitap okurken duygudan duyguya sürükleniyorsunuz” diyor.
HAYRETE DÜŞTÜ
Okurlarımız için biraz kendinizden bahseder misiniz?
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunuyum. Öğrencilik yıllarında başladığım gazetecilik hayatım, 30 seneyi aştı. Sabah ve Hürriyet gazetelerinde görev yaptım. Daha sonra bürokraside görev aldım. Çalışma hayatım içerisinde en çok keyifle çalıştığım, süreç siyasilerle yaptığım röportajlar ve yazdığım siyasi içerikli yazılar yazdığım dönemdir.
Makbule Hanım’ın 71 yıllık yaşamını kitaplaştırmaya nasıl karar verdiniz?
Yaklaşık 15 yıl önce bir dönem Atatürk’ün hayatı çok gündem oldu. Annesi, kardeşi, Latife Hanım çok konuşuldu. O dönemde tamamen kişisel bir merakla araştırmaya başladım. Ankara’da Milli Kütüphane bu araştırmaların kalbidir. 1951-1957 yıllarında Makbule Hanım’ın anlatıp bir başkasının kaleme aldığı bir yazı dizisi bu kitabı yazarken rehberim oldu. Yazılanları okudukça hayrete düştüm ve içim burkuldu; ‘Biz neden bunları bilmiyoruz’ diye. Biz aslında gerçek Atatürk’ü bilmiyoruz. Doğum tarihi, yeri, okul hayatı, askerliği, başarıları hepsini biliyoruz ama Mustafa Kemal’in çocukluğunu bilmiyoruz. Makbule Hanım anlattıklarını okurken çok duygulandım. Kitabın yolculuğu da böyle başlamış oldu.

Çocukluklarına dair ‘en etkileyici’ diyebileceğiniz olay nedir?
Atatürk’ün bizi şaşırtan çocukluğu çiftlik hayatıyla başlıyor. 1888’de baba Ali Rıza Efendi’nin vefatıyla ailenin hayatı alt-üst oluyor. Mustafa Kemal 7, Makbule Hanım 4 yaşında ve kardeşleri Naciye de 40 günlük. Vefatın yaşandığı günlerde bakıcısının elinden düşürmesi sonucu bacağı kırılıyor ve sakat kalıyor. Zübeyde Hanım bu şartlarda yaşam mücadelesine başlıyor ama yalnız değil, abisi Hüseyin Efendi her zaman yanında destek oluyor. Zübeyde Hanım, ısrarlara rağmen çiftliğe gitmek istemese de bir süre sonra zorluklardan dolayı abisinin çiftliğine gitmeye karar veriyor. Hüseyin Efendi, dayı olmanın ötesinde baba eksikliğini asla hissettirmiyor. Dayılarının onlara yaptığı derme çatma kulübe, orada yaşananlar, herkesin bildiği o ‘Hacı’ isimli karga ve iki kardeşin arasındaki ilişki, ağabeyine hayran bir kız kardeş ve kardeşini Makbuş diye seven bir ağabey en etkileyici bölüm diyebilirim.
Yalnızca bilinmeyenler değil yanlış bilinen karga kovalama hikayesinin doğrusu nedir?
Mustafa Kemal’in en yakın dostu aslında o karga yani ‘Hacı.’ Rapla Çiftliği’nde karga kovalayan değil dostluk kuran bir çocuk aslında. Çiftlikten halasının yanına gitmeden önce kargasıyla vedalaşmak istediğinde onun öldüğünü görüyor. Uzun süre dostluk ettikleri Hacı’nın ölümü iki kardeşi de derinden üzüyor ve dayılarından Hacı’yı gömdükleri yere ağaç dikmesini istiyorlar. Dayılarının diktiği dut ağacına da ‘Hacı Dutu’ adını veriyorlar.
SEVGİYE AÇLIK
Kardeşlik ilişkileri nasıl peki? Kardeşler arasında kıskançlıklar yaşanıyor mu?
Kardeşi kıskanacak elbette; kardeşi kıskanmak kadar doğal ne olabilir? Onun o güzel mavi gözleri kıskanılmış olabilir. Abisine gösteren ihtimamı kıskanmış olabilir. Kıskanmaktan öte içerlemiş aslında. Anneler kızlar için çeyiz hazırlarlar ama Makbule Hanım, şöyle bir şey anlatıyor: ‘Annem arada bir çeyiz sandığını açardı. Perdeleri, dantelleri, masa örtülerini çıkarırdı. Ve abime
derdi ki, “Mustafa’m bunlar senin eşin için.” Benim üzüldüğümü görünce de “Sana da var” derdi. Ya da mesela Makbule Hanım, ona verilen harçlıkları biriktiriyor. Fakat ay sonunda yine Mustafa Kemal’in eğitimi için verilen harçlıklar ondan geri alınıyor. Mustafa gaz lambası altında ders çalışırken Zübeyde Hanım da oğlunun mavi gözlerini korumak için lambanın etrafını mavi kağıtla kaplar. Annesinin abisine gösterdiği bu özel ilgi de Makbule’nin dikkatinden kaçmaz. Ağabeye gösterilen o ilgiyi kıskanmış olabilir. Aslında ilgiye ve sevgiye açlık var.
Gençlik yılları nasıl geçiyor? Makbule Hanım’ın evlilikleri, Fikriye Hanım’la yaşanan anlaşmazlıklar?
Makbule Hanım’ın iki evlilik yaptığı biliniyor. İlk evliliğini Lütfi Bey ile yapmış ve bu evlilik kısa sürmüş. Makbule’nin evlenip ayrıldığına ilişkin bilgiyi de Hıfzı Topuz, şu diyalogla aktarıyor. Bir akşam Mustafa Kemal eve geliyor. Makbule hasretle ağabeyine sarılıyor fakat Mustafa Kemal sitem ederek, “Evlenmişsin, bana haber vermeden...” diyor. Makbule’nin ayrıldık yanıtına istinaden ise Mustafa Kemal, “İyi ya demek ki sana yeni bir koca bulmak benim görevim olacak” diyor. Makbule Hanım daha sonra Mecdi Boysan ile evleniyor. Makbule, ağabeyine kolay kolay kimseleri layık göremiyor, yakıştıramıyor. Makbule ile Fikriye arasında çok büyük kavgalar oluyor.

ESKİYE ÖZLEM
Araştırmalarınız ilerledikçe, daha fazla bilgiye ulaştıkça neler hissettiniz?
Şunu fark ettim aslında Atatürk’ün hayatını tam olarak bilmiyoruz. Aile hayatına dair birçok bilinmeyen varmış. Mesela Atatürk’ün 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkışı öncesini Makbule Hanım şöyle anlatıyor.
Mustafa Kemal günlerce yemiyor, içmiyor, uyumuyor ve odasından dışarı çıkmıyor. Makbule, bir gün ağabeyinin odasına girdiğinde tavanda bir harita olduğunu ve gözlerinin orada takılı olduğunu görüyor. Ser verip sır vermiyor. 16 Mayıs 1919’da yola çıkan Mustafa Kemal Atatürk, tekrar İstanbul’a 1927’de dönüyor. Makbule Hanım’ı yargılamaktan çok anlamaya çalıştım. Tüm okurlarıma da bunu söylüyorum. Makbule aslında hep çocukluk yıllarındaki o ağabeye özlem duyuyor. Makbule Hanım, ağabeyinin Makbuş’u olmak, yeniden o yakınlığı kurmak istiyor. Okul yılları, askerlik yılları, savaşlar derken; ağabeyi ile istediği kadar yakın olamamak, onu doya doya görememekten hep şikayet ediyor. En küçük kardeşleri Naciye, Mustafa Kemal harp okuluna başladığı yıl 12 yaşındayken salgın hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor. Açıkçası Türk siyasi tarihinde bir taş, bir tuğla eksikti.
Belki bu kitapla o tamamlanmış oldu diye düşünüyorum.
