Masalların çocuk gelişimindeki önemi

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News
Masal dinlememiş çocuklar büyüyünce kedi resmini bile cetvelle çizerler. / Cemal Süreya

Pek çok çocuk masal okumayı fazlasıyla sevse de onlar için masal dinlemek bambaşka keyif ve heyecan barındırır. Masal dinlemenin tadına varan çocuklar neredeyse her gün kendilerine masal anlatılmasını ister ve bu onların en mutlu olduğu anlardan biridir. Anne babalar masal anlatmaya karşı biraz daha tedirgin yaklaşsalar da aslında herkesin hayatında onlarca hikaye ve anlatılmayı bekleyen sözcükleri vardır. 

Masal, çocuklara keyif verdiği kadar gelişimleri için de önemli bir yere sahiptir. Hayal gücünün gelişimi, yaratıcılık, korku ve kaygılarla yüzleşme ve çözüm üretme, sebep-sonuç ilişkisi kavramını öğrenme, kelime dağarcığının zenginleşmesi, sevgi ve nefret duygularının farkındalığı, üretkenlik, cesaret gibi pek çok duygu ve beceri kazandırır. 

Masal denildiğinde çoğu kişi ezberlemesi gereken klasik masallar olduğunu ve bu sebepten de masal anlatmaktan uzak durduğunu söyler. Oysa ki herkes hayatının belli anlarında bambaşka ve anlatmaya değer hikayeler biriktirmiştir. Bugün çocuğunuza anlatacağınız bir orman geziniz, yaptığınız deniz yolculuğu, yediğiniz yemeğin tarifi ve pek çok şey ona müthiş keyif verir. Zaten çoğu çocuk da "Gel sana masal anlatayım" denildiğinde reddetme durumu sergileyebilir. Aslında aile fotoğraflarıyla anılarda yolculuğa çıkma, çocukken yaşadığınız kaybolma ve evinizi bulma maceranız vb. pek çok şey onların dinlemekten keyif alacağı hikayelerdir. 

Pek çok masal ve hikaye anlatıcısı, çocuklara 3-4 yaşına kadar sadece aile hikayeleri ya da hayvan masalları anlatılması gerektiğini, 4 yaşından sonra da klasik masallara geçiş yapılabileceğini ifade eder. 

Çocuklar, masallarla hayata hazırlanırlar. Hansel ve Gretel’i dinlemiş bir çocuğun "Kaybolabilirim ama dönüş yolumu mutlaka bulurum" farkındalığı yaşaması gibi…

O halde ben de size bu akşam uyku öncesi çocuğunuza anlatmanız için ufak bir masal bırakıyorum. Anlatılmayı bekleyen anılarınızı da lütfen sadece kendinize saklamayın. O anılar içlerinde müthiş deneyim ve heyecan barındırabilirler… 

Kuş olmak isteyen ayı yavrusu (İngiliz masalı)

Bir zamanlar küçük bir ayı yavrusu varmış Bu ayıcığın en büyük hayali kuş olabilmekmiş. Sonunda bir gün ormanda dolaşıp ağaçların dallarında şakıyan kuşlara seslenmiş:

“Günaydın kuşlar, ben de bir kuşum sizin gibi.”

Kuşlar kahkahalarla gülmüşler:

“Sen kuş değilsin ki. Kuşların gagası olur.”

Ayıcık ormanda kendine bir gaga aramaya başlamış. Gagaya benzer bir tahta parçasını çam reçinesiyle burnuna yapıştırmış. Kuşların yanına geri dönmüş:

“Ben de kuşum artık! Bakın gagam bile var.”

“Olur mu canım, kuşlar şarkı söylemeyi de bilirler.”

Ayıcık bu kez ümidini kaybetmek üzereymiş, çünkü şarkı söylemeyi hiç bilmezmiş. Ama ormanın ucundaki ötücü kuş arkadaşından öğrenebileceğini düşünmüş. Hemen onun yanına gitmiş. 

“Canım arkadaşım, ne olur bana şarkı söylemeyi öğret.”

“Bilmem öğrenebilir misin? Aslında ayıların şarkı söyleme yeteneği yoktur. Ama istersen deneyebiliriz. Benim söylediklerimi tekrarla bakalım: do, re, mi, fa, sol, la, si,do…”

Küçük ayı günlerce şarkı öğreten kuşun söylediklerini tekrarlamış ve sonunda şarkıyı öğrenmiş. Kuşların yanına gidip şarkısını söylemeye başlamış.

“Do, re, mi, fa, sol, la, si, do…”

“Hayır hayır” demiş kuşlar. “Gagan olsa da, ötmesini bilsen de sen kuş olamazsın. Çünkü sen uçamıyorsun.”

Küçük ayı yavrusu bunun üzerine uçmayı öğrenmeye de karar vermiş. Ayakları üzerinde zıplayıp öne doğru atılmış ama bu uzun atlama gibi bir şey olmuş. 

“Şimdi beni dikkatle izleyin kuşlar” demiş. Yüksek bir kayanın tepesine çıkarak oradan aşağıya bırakmış kendisini. Kollarını kuşların kanatları gibi iki yanında sallıyormuş ama elbette bu hareket onun uçmasına yetmemiş. Yukarıdan yuvarlanan bir taş gibi hızla yere çakılmış. Canı çok yanmış, reçineyle yapıştırdığı gagası yerinden kopmuş. Ayıcık düştüğü yerden zorla doğrulurken kuşlar da bu kadar izlemenin yeterli olacağını düşünüp oradan ayrılmışlar. 

Ayı yavrusu acıyan yerlerini ovalayarak ormana doğru ilerlemiş. Ağaçların sıklaştığı bir yerde oturup biraz kendine gelmek isterken burnuna böğürtlen kokusu gelmiş. Gerçekten de arkadaki çalılık olgun kırmızı böğürtlenlerle doluymuş. Gidip bir güzel karnını doyurmuş. 

“Olgun böğürtlenleri, yaban ballarını, çeşit çeşit meyveleri, taze balıkları yemek ve ormanın tadını çıkarmak, yani dünyada bir ayı gibi yaşamak varken, başkalarına özenmek delilik” diye düşünmüş ayıcık. O günden sonra da dünyaya ayı olarak geldiği için hiç üzülmemiş. 

Yazarlarımızdan

16 Ocak 2021, Cumartesi 11:41
16 Ocak 2021, Cumartesi 07:40
16 Ocak 2021, Cumartesi 07:01
Sıradaki haber yükleniyor...
holder