Gazeteci, yazar Ahmet Rasim şöyle tarif etmiş işkembe çorbasını: Göze fer (canlılık), batna (mideye) ciladır. 38 yıl sonra şampiyon olmuş Trabzonspor, canlılığı özlenen ve rakiplerine attığı gollerle taraftarına hazmı kolay bir maç izlettiriyordu. Ne karın, ne de mide ağrısı çektiler. 4 gün önceki lig kapışmasında yenildiler ama bir umut taşımışlardı finale. Dinlenen asların durumu çözecekti finali. Karşısındaki aslan yine dikildi önüne. Ser vermez, geçit vermez, set üstüne set yapar, barikatlar kurar. Oysa, delip geçecek aletlerin hazır. Banza, Zubkov, Nwakaeme bu maçları çözmek için varlardı. Hele Banza, vur, kır, parçala bu maçı kazan sloganına uygun bir vurucu usta idi. Diğer Trabzonsporlular ona destek, Banza da arkadaşlarına canlılık verecekti. Orta sahanın çelikten duvar olması Mendy ve Ozan’ın aksiyonu bol oyunda, iki yönlü bir rol üstleneceği beklentisi vardı. Daha bu yerleşim planı uygulanma teşebbüsündeyken 1-0 oldu maç. Koca yarı, Ozan bir kafa vurdu o kadar. Hadi eleştiriden vazgeçtim. Bu mu Trabzonspor’un dinlenmiş ve beklenen canlılığı? Bıraktım gözünün ferini ve seyircinin midesine kramp giren durumunu. Kaç tas çorba içmesi lazım, kaç porsiyon hamsili pilav yiyebilsin ki canlansın bu şahane vücut? Tekniği bıraktım. Taktikte en beğendiğim hocalardan biri olan Fatih Tekke’nin sürekli el işareti ile yaptığı ‘Çıkın ileri’ komutunu görüyorum. Diyelim ki çıktı açık alınla rakip kaleye. Pozisyonu, porsiyon ile karıştıran bir belirsizlik hakim. Ne yiyeceğini, rakibi nereden ham yapıp ısıracağını dahi unutmuş bir çelimsizlik hakim. Hocam bu takımı seneye Fethiye’deki Çalış Plajı’na götürüp iyice ısıt ki buharından rakipleri iyice bitsin. Bir final böyle oynanmamalıydı.
15 Mayıs 2025, Perşembe 07:00
Haberin Devamı