Neredeyse ikinci on birleri tercih etmiş Montella ve Pochettino. Bu açıdan bir analiz yaparsak hem Türkiye hem de ABD tarafını yanlış irdeleyebiliriz. Zira 7 yeni isimle başlamamızla sahada gördüğümüz işi ele alırsak ve de Avustralya ile Paraguay on birlerini laboratuvara götürdüğümüzde aldığımız sonuçlar şaşırtıcı olabilir. Hakan yok. Salih, Arda, Orkun sanki daha cesur oynadı ve hızlı aktık ABD kalesine.
İlk ve ikinci goldeki pas kalitemiz yüzde yüz isabetle rakip savunmanın yerleşmesine izin vermeden fileye gitti. 4 pasta ikinci golü attık. Rakibi üzerimize çağırınca eski benliğimize kavuştuk. Sürekli rakip kalede oynama saçmalığından vazgeçmemiz de bir başka eski alışkanlığımıza dönmenin huzurunu getirdi. Avustralya maçında 30 şut, sıfır gol gibi övünülecek futbol garabetinden uzaklaştık. Eski on birler ve bu yeni çıkan kadro daha önce bunları yaptığı için kazanıyorduk. Zira rakip kaleye çabucak giden bir oyuncu grubuna sahibiz.
Tabii yediğimiz ilk gol komikti. İkinci ABD golünde de bir mahalle maçı niteliği taşıyan biçimde topu başımızdan atamadık. Kazansak da kaybetsek de bir şey değişmeyecekti. Önemli olan prestij maçı da olsa neler yapabileceğimizi görmekti. Onun da semeresini aldık. Şimdi geri dönüşteyiz. Kafile uçağa binerken yere indiğimizde de Montella defteri açılacak. Allah’ın emri gibi bir şey. Vay efendim milli takımı nasıl bir İtalyan’a teslim edermişiz.
Çoğu yerli hocanın arkasında, bakan, milletvekili, parti başkanları al onu ver bunu falını çoktan açmış bile. Üstad Rauf Tamer yaşasaydı bugünkü yazı başlığı şöyle olurdu. O KAFA. Şu istikrarı yakalayacağımız gün bir milat olacak ama bu sabrı görür müyüz işte orası dünya durdukça çok zor. Bunu, milli takım Dünya Kupası’na gitmeden ‘final oynarız’ diyen futbol ulemaları daha iyi bilir!