Ağaçlar ayakta ölür

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

"Ağaçlar Ayakta Ölür" ,İspanyol yazar, şair Alejandro Casona'nın dünya klasikleri arasında yer alan bir duygusal komedisi. İyilik ve sevgi kavramında yoğunlaşan oyun, dağılan aileyi bir araya getirmek için büyük bir risk alan bir adamın karısına yapmaya çalıştığı iyilik üzerine kurulu. Çok sevdiğim usta oyuncu Nevra Serezli yıllar sonra geçen sezon her devir ses getiren bu oyunla tiyatro sahnelerine döndü.

Aile ilişkileri üzerine kütüphaneler dolusu kitaplar yazılmıştır. Romanların filmlerin birçoğunun konusu, çekirdek duyguların oluştuğu ilk çocukluk yıllarımıza kadar dayanır. Psikologlara gittiğimiz zaman neredeyse bebekliğimize iniverirler. Hepimizin derinliklerinden saklı olan uyuttuğumuz, hatta kendimizin bile asla kabul edemeyeceğimiz kodlamalar gizlidir. Son yılların genetik araştırmalarında öylesine bilgilere rastlıyoruz ki, biz; biz değiliz de, sanki atalarımız yaşıyor.. 

‘’Sevgi ‘’önemli bir kavram. İlk öğretmenimiz ebeveynlerimiz. İlk heyecanlar, öfkeler, kırgınlıklar, takıntılar maalesef aile ocağında öğreniliyor. Son dönemde yine Bir tv de yayınlanan ‘’Doğduğun Ev Kaderindir ‘’ dizisini hepimizin izlemesi gerekiyor. Önceleri her zamanki bildiğimiz konular diye önemsemediğim, atladığım senaryonun içindeki inceliği keşfedince birden müdavimi oluverdim. Biz gökten zembille inmiyoruz. Ailemizi seçme şansını malesef yaradan bize vermemiş. Bize sunulan kaderin için ruhumuzun bize öğreteceği senaryolar saklı. Kendimizi keşfederken, çevre bağlantılarımızın da önemini kavrıyoruz. 

Bireysel özgürlüğümüzün bize kazandırdığı belki çok şey var. Fakat aile bağlılığın verdiği hazzı çok daha sonra sevdiklerimizden ayrı düştüğümüzde kuvvetle hissediyoruz. Hatta en büyük depresyonları yakınlarımızdan ayrı kaldığımızda yaşadığımız bir gerçek..

Anılarımız neden bu kadar seviyoruz hiç düşündünüz mü ?

Ne askerlik nede okul yıllarımızla ilgili hafızalarımızda yer alan görüntüleri asla unutmayız. Geçmişi olmayanın geleceği olmayacağını yaşadığımız ‘’HER AN’ da kuvvetle hissederiz. 

Bazen her şeyden sıkılırız. Alıp başımızı gitmek isteriz. Gideceğimiz uzakların cazibesi bizi kendisine çeker. Zannederiz ki, istediğimiz gerçek sevgi uzaklarda bizi bekliyor. Ruhun arayışı bitmez. Hani yine eskilerin çok kullandığı bir söz vardır. ‘’ Tilkinin gidip döneceği yer kürkçü dükkanıdır’’ 

Hepimizin bir dönüş tarihi vardır. Her insan kendi kabuğunu özler. İlk yürüdüğü zemini arar. İlk gözyaşlarını unutmaz. Neden ‘’İlk aşklar’’ hep anımsanır. Her şey kendi yörüngesinde güzeldir. Bir zamanlar nefret ettiğiniz ne kadar anı ve nesne varsa en özledikleriniz olur. Düşmanlarınız bile en iyi dost sınıfına geçer. Çünkü her türlü ilk duygular önemlidir. 

Sevdiklerine uzak düşenler çok iyi bilir. Bir tarafları hep eksiktir. Günün her hangi bir saatinde garip duygu sarıverir. Burnumun direği sızlıyor kelimesini ne çok duyarız. Ait olduğun yerde olmanın tadı bambaşkadır. 

Yalnızlık duygusunun insana verdiği en büyük ders; belki düşünmediğin, belki düşündüğün ama farkına varmadığın çok şeyi hatırlatmasıdır... 

Bir saksının veya çiçeğin yerini değiştirdiğiniz zaman niye küser. Ağaçlar niye kök saldıkları yerden uzaklaşamazlar. Önce yeşerirler, büyürler ve sonunda ayakta sevgiyle ölürler. Hepimiz ait olduğumuz yerde kalalım. Sevdiklerimizden onları özleyecek kadar uzaklaşmayalım. İnsan kaybettiğinde değil, vazgeçtiğinde yenilir…


İçimizde ne gizli, birikmiş özlemler var. John Steinbeck

Sıradaki haber yükleniyor...
holder