Ah güzel İstanbul!

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Yüzyıllardır şarkılara masallara konu olmuş bir şehir. Yedi düvelin hayranlığını üzerinde toplamış, kıskanç bir sevgili misali "İLLE DE BENİM" duygusu içinde tarihlerler boyunca bir çok ülkelerin hedefi haline gelmiş hala gelmeye devam eden taşı toprağı altın İSTANBUL. "Sen neymişsin" dediğimiz bu güzel şehir; içinde yaşayanlar için artık kabus olma durumunda hızla ilerliyor.

TV'ler de ara sıra izlediğimiz Ayhan Işık, Sadri Alışık filmleri vardır İstanbul manzaraları ile dolup taşan. Eminönü'nde taksiye binersiniz hoop üç dakika içinde Tarabya'dasınız. Jön, Filiz Akın’ın elinden tutar romantik bir şekilde tüm şehri gezerler. Zannedersiniz ki, bu şehri cinler periler sarmış. Bomboş insansız sahneler. 50 yılda değişen bu kocaman şehri tanımak için zorluk çekmekteyiz. Kültür yıkımına ve dejenerasyona uğramış gelişigüzel yapılarıyla adeta bir panayır alanına dönme yolunda son gazla gidiyor. 

Bu kadar sevilen bir şehirden neden artık nefret eder hale geldik?

Taşı toprağı altın gibi uydurma bir inanışla yıllardır bir göç istilasının kurbanı ve her geçen gün yorucu bir hal almaya başlamasıyla var olan güzelliklerini kaybetmeye devam ediyor. 

Söze gereke yok. Yakından uzaktan tanıyanların dudaklarından dökülen tek kelime ‘Trafik’.. Tabii bu başlangıç. Altında daha ne sorunlar var da, bizi çökerten delirten en güncel konu trafik. Gideceğiniz yere savaş vermeden, asla gidemezsiniz. Kendinizi şehrin kollarına attığınız anda "Allah işimi rast getirsin" cümlesiyle yola koyulursunuz.

Köprünün karşı tarafına geçmek istiyorsanız kendi aracınızla mümkün değildir. Çılgın köprü trafiğinde uzun süre kalmak zorundasınız. Gözünüz sürekli yolda ve saatinizdedir. Devamlı gideceğiniz yere özür mesajları atarsınız trafiğin durumunu anlatarak. 

Toplu taşımı tercih ediyorsanız; yandınız gittiniz. Bilumum karmaşanın içinde bayılma durumundasınız demektir.. Arada size mendil satmaya çalışan veya avuç açan Suriyelilerle cenk yaparsınız. Bir yandan eliniz çantanızda ne olur olmaz durumları, diğer yanda oksijensiz ve bol karbondioksitli ve her an bir sapığın herhangi bir eylemine maruz kalırım korkusuyla okuya üfleye yolculuğunuzu bitirirsiniz. İndiğiniz durakta taksi arayışı başlar. Paşa taksiciler yol beğenmezler.  

"Abla ben oraya gitmesem, trafiği berbat" Keyifleri nereyi isterse oraya yolcu alırlar. Tüm çantanızdaki servetinizi tüketir paşalarla şehir turu atarsınız araçtan araca geçerken. 

Akşam arkadaşlarınızla toplanıp bir yere gitmeye kalksanız buluşma noktasını seçmek için kan ter içinde kalırsınız. Cümle alem kendi yol durumuna göre mekan seçer. Ortak nokta için iç savaş yaşadıktan sonra karar verilir. Hepimiz, seçtiğimiz güzergâhımıza geldiğimizde muhakkak anlatılacak bir hikayemiz vardır. Nefes nefese konuşmalar ardından siparişler ve orada da yaşanan bin bir sorunlar. Gecenin sonu yaklaştıkça yine kara kara düşünmeler, navigasyonları açıp yol tarifleri tespit etmeler. 

Her defasında "Yok artık bu şehirde hayat bitmiş, yaşanmaz kaçıp bir Ege yapmalı" dedikten sonra şehrin garip büyüsü içinde yeniden içinde kaybolmak, artık rutin hale gelmiş durumda. Uyuşmuş narkozlular halinde yaşamımıza devam ederiz. 

Hani; bir aşkın yanlış olduğunu bilirsiniz. O ilişki sizin için bitmiştir artık da, hep aklınızda belki düzelir duygusu vardır ya. Arada çocuklar var harcamayalım koca bir hayatı.. İyi kötü yıllarımız geçti durumları . İşte İstanbul’ da yaşamak galiba böyle bir şey. Vazgeçemeyeceğimiz bir duygu seli. 

İçi bizi, dışı sizi yakar duyguları içinde bağırmaya devam ederiz… Ahhhhhh Güzel İstanbul. Bugünlerde nasılda mahzunlaştın. Corana yüzünden neşeni kaybettin. Biz seni böyle de seviyoruz. İyi ki bizim şehrimizsin.

Dünyadaki bütün şehirler yok olabilir, fakat İstanbul gönüllerde yaşamaya devam eder. (Gyllius)

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder