Çok bilmiş bacılar

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Daha öncesi var mıydı, anımsamıyorum... Ama, ilk keşfim yıllar öncesine uzanır. Tv ekranlarında izlediğimiz Seda Sayan programlardan ağzımıza yerleşen bir kelime 'bacılar'. Önceleri hepimiz çok sevmiştik bu kelimeyi. Delikanlı sanatçı ablanın halkla bütünleşen samimi cümlelerini benimsemiştik. Hatta öyle hoşumuza gitmişti ki, kendi kelime haznemize alıvermiştik. Hemen sokaklarda, arkadaş çevrelerimizde dost meclislerinde sürekli kullanmaya başladık. Bu sihirli kelimenin çevreye yansımaları uzun sürmedi ve her geçen gün artan bacılar ordusundan oluşan meslekler grupları çoğaldıkça çoğaldı. 

Sokak aralarında, toplu yaşam yerlerinde "Hatice teyzenin yeri, Fatma ablanın mutfağı, Ayşe bacının mekanı, Nazife’nin yemekleri" diyen mekanların müdavimi olduk. Temizliğin titizliğin güvenin ve samimiyetin buluştuğu noktalar sevgi dolu köşelerimizdi. Hepsine "ANNE MUTFAĞI" adını verdik. Anne demek can ciğer sevgi ve kocaman bir yürek demekti. Bu mutfaklar hepimizi kucakladı bağrına bastı. Sonrasında keşfettik. Her bacı bu kadar sevimli ve yararlı işlerle uğraşmıyordu. 

Daha sonra bu yemek grubundan çok daha başka bacılar ortaya çıktı. Bunların işleri farklıydı. Aslında hep vardılar fakat tehlikeli boyutlarda olduğunu, çevre hikayelerinde dinledikçe anladık. 

Falcı bacılarımızın bitmeyen kuyruklarında derdimize çareler aradık. Temel bilgisi matematik, fizik olan ve bilimselliği temsil eden astrolojinin bile pabucu dama atıldı bu çevrelerde.  

Bu, çok bilmiş kadınlar ordusu, başımızın tacı oldu. Onlar da yaptıkları işleri öylesine abarttılar ki; artık önüne geçen herkesi azarlayarak teşviki mesai yapıyorlardı. Bunların kullandıkları malzemeleri saya saya bitirmek mümkün değildi. Bir kap içinde suya bakmaktan tutun, kahve fincanları, kağıt desteleri, bakla hububatına kadar dekorların boy gösterdiği mekanlarda bacılarımıza tüm hayatlar anlatıldı. Artık onlarsız yaşam yoktu. Ailemizin bir parçası olmuşlardı. İşin püf noktası; karşısına geçip pür dikkat dinlemek zorundaydık. Aman haaa, bir cümlesini kaçırırsak vay halimize. Geleceğimizi şekillendiren bu hatun kişiler bizim için ulvi insanlardı. Dere tepe yol kat edip, köy kasaba nerede yaşıyorlarsa gidiyorduk. Hatta abartıp evlerimizde ağırlamak için bin bir takla atıp, kendi akrabamıza yapmadığımız ilgi alakayı gösteriyorduk.  

Bunların bir tanesinin gazabına uğrayan genç kızımız başına gelenleri sayla sümük sayarken, ben ağzım bir karşı açık dinliyordum. "Bu kadarı da olmaz" dedirten konuları anlattıkça anlatıyordu.

"Birini çok sevmiştim. İlişkimiz bir türlü evliliğe gitmiyordu. Bir arkadaşımızın tavsiyesiyle teyzeye gittim. Her gittiğimde astronomik rakamların tuttuğu önerilerin karşısında bütçem daralıyordu. Tüm isteklerini yerine getirmeye çalışıyordum. Sevdiğim kişiyle evlenirim umudumu kaybetmek istemiyordum. Bir gün onun evli olduğunu öğrendiğimde 'teyze ben biliyordum, sana söylemek istemedim. Adamı karısından boşatmaya çalışıyordum' demez mi… Kavuşamadığım sevgilime mi, giden paralarıma mı yanayım?"

Ben aslında hiç şaşırmadım. Devamlı dinlediğim bu tehlikeli hikayelerin sonuncusu bu olmayacaktı. Umut etmenin güzelliğini, yalancı ümitlere bağladığımız sürece hayal kırıklıkları kaçınılmaz. Her şey olacağına varıyor zaten. Kader denen bir olgu var. Biz yeter ki doğru insanlarla dikkatli ilişkiler içinde olalım. Bu çok bilmiş bacılar hep olacaktır. Uzak kalmasını bilelim ve hepimize huzurlu haftalar dileyelim. 

Papatya falı gibisin. Ne sevdiğin belli, ne sevmediğin...

Sıradaki haber yükleniyor...
holder