İçin için yanıyor

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

"İçin için ağlamak", deyimi "İçlenerek ve iç geçirerek ağlamak, çok ağlamak, yürekten gözyaşı dökmek" anlamlarında da kullanılan bir kelime grubu olarak dilimizde yerleşik hale gelmiş olsa bile, hayatımızda kullandığımız o kadar çok alan var ki. Bir şeye fazla özlem duyduğunuz zaman içinizde kopan fırtınalardır bir bakıma.

Ah o özlemler, bitmeyen tutkular, duyguların beslendiği ve varmak istediğimiz noktalara ulaşamamanın verdiği zorluklar, yüreğimizin bir yanın hep eksik kalması, görünmeyen gözyaşlarımızın söndüremediği yangınlar...

Bazen bir aşk, bazen bir aile acısı, bazen hayatın bize oynadığı oyunlar ve içimizin kavrulması.

Yine eskilerin deyimiyle ‘’İçi seni, dışı beni yakar’’ sözcüklerinin bize yaşattığı duyguların tanımı. Tüm şarkıların bir tarafı hep yangınlı alevlidir. Ateş bize hem yakın hem uzaktır. Sıcaklığında ısındığımız duyguların şiddetini arttırarak bizi yakmasındaki gerçek nedeni altında bu dünyanın sanal duyguları yatıyor aslında. Karşımızda ağlayan bir kişi gördüğümüz zaman "değmez" diye teselli ederken, sıra bize geldiğinde o ateşi maalesef bizde duyuyoruz ister istemez.

Türk sanat müziğini sevenlerin aşina olduğu bir şarkıdır ‘’İçin için yanıyor, yanıyor bu gönlüm’’ İlk defa Nesrin Sipahi’den dinlemiştim. Yaşım çok küçüktü. Çok etkilenmiştim. Türkan Şoray’lı filmlerin vazgeçilmezi olmuştu bu şarkı. Daha sonra; o yılların birçok filmlerinin altına döşenmiş bu yanık mısralar, o dönemde birçoğumuzun yüreklerinin derinlerinde iz bıraktı.

Karşı komşu kızı Perihan ablam vardı. O dönem; nişanlısından ayrılmıştı. Acı ve hüzünle karışık küçücük bir pikapta sabahtan akşama kadar dinlerdi bu şarkıyı ağlayarak. Teselli etmek istesem de; çocuk kalbim hissederdi bir yangını söndürmenin kolay olmayacağını. Yine eskiler derlerdi ki; küçük çocukların hisleri büyüklerden daha saf ve temiz olurmuş. Keşke oradaki duygularımıza ’’PAUSE’’ yapabilseydik. Hep orada kalabilseydik.. Saf ve temiz geldiğimiz bu dünyadan kirlenmiş olarak ayrılırken, ne musalla taşı ne de hoca paklayabiliyor bizi.

Çok sevdiğim arkadaşım Gönül’ü hastane odasında ziyarete gitmiştim. Nefes alamıyor ve akciğer problemleri yaşıyordu. Yatağının yanına oturup elini tuttuğumda hıçkırmaya başladı.

’Yıllarca kayınvalidem ve eşim arasında kaldım. Aile içinde huzursuzluk olmasın diye hep sustum sustum sustum. Sonuç ortada. İçimdeki alevler tüm vücudumu sardı‘’ 40 derece ateşle yatıyordu.

Ateşin düştüğü yeri yaktığı bir gerçek. ‘’Hiçbir şeyi dert etmeyin’’ cümlesi bazen işe yaramıyor işte. Etten kemikten ve duygudan ibaret bedenimizin içinde küçücük yumruk kadar bir yüreğe neler sığdırmıyoruz ki. Onu hırpalıyor ve yoruyoruz. Dünya değerlerinin ne kadar basit olduğunu hastane odalarında daha iyi anlıyoruz.

Sağlık her şeyden önemli. Bizi terk eden sevgililer, günlük yaşantımızdaki konular, hayatın içinde gereksiz koşturmalarımız, kazandığımız zaferler, kaybettiğimiz sınavlar, hepsi bu dünyada kalıyor.

En son ülkemizde çıkan yangınların bitmeyen senfonisi. Neden niçin sorularını sormaya devam edelim. Kötülüklerin kol gezdiği her yerde acılar ve haykırışlar var.

Herkes, her geçen gün biraz daha yoruluyor. Yaşamın çarkları arasında ezilirken, kuyruğu dik tutmaya çalışıyor. Evren var olduğu müddetçe bu koşturmalar hiç bitmeyecek. Nesillerden nesillere aktarılan yürek yangınları geçmeyecek. Her yenilgi bir zafere, her zafer bir yenilgiye gebe kalırken; insanlık hep tuhaf değerlerin peşinde olacak. Belki de yaradılışımızın garip matematiği bu. Her şey biter.. Bazı şeyler hiç bitmez. Dünya dönmeye devam eder. Şarkılarında ayrılık ve yanık satırları insanlığın tarihi kadar hüküm sürer. Huzurlu hafta sonları keşke diyebilseydik.  

 

Ya zaman yanIıştır, ya mekan. Kim bilir... (anonim)

Yazarlarımızdan

18 Eylül 2021, Cumartesi 11:22
18 Eylül 2021, Cumartesi 07:01
18 Eylül 2021, Cumartesi 07:01
Sıradaki haber yükleniyor...
holder