Kırık Hayatlar

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Kırık Hayatlar, Halid Ziya Uşaklıgil’in Servet-i Fünun Edebiyatı döneminde kaleme aldığı son romanıdır. Kırık Hayatlar’da, yazarın, aile kurumunun kutsallığı, yalnızlığın yıpratan acısı karşısındaki alternatif duruşu, evlenme yöntemleri, gelenekler, eş seçiminde aile baskısı, komşuluk ilişkileri vb. konulardaki dikkatlerini görmek mümkündür. İç içe geçmiş çeşitli yaşam hikayelerinin günümüze yansımasında hala değişen bir şey yok. İlişkiler yüzyıllar geçse de hep aynı kalmaya mahkum. İnsan oğlunun yasaklara olan arzusunu yok sayma mümkün değil. Doğası gereği her şeyi yaşamak isteyen duygusal ve biyolojik açlıklarının önüne geçmediği durumlarda yaşam biçiminin seyrini değiştirecek senaryoların içinde kilitlenip kalıveriyorlar. Adliye salonlarının, tv'lerin ve çevremizdeki tüm dramalarının altında içsel kavgalarımızın yansımaları var. 

Yakın ilişkilerimizin şekil değiştirmesi ve sapmaların altında ne var diye düşünmekten yorulsak da bir türlü sonuç alamayacağız. Ekranlarda izlediğimiz kadın programlarının ana teması ilişkiler olunca ‘’ne oluyoruz bize ‘’ sorusuna çokta rağbet etmek istemiyorum. Toplumun hemen hemen her kesiminde rastladığımız sıradan bir konu gibi görülse de dibinde yatan acı gerçekleri de görmezlikten gelemeyiz. 

Neden mutlu değiliz ?

Önce kendimize şu soruyu sormalıyız: Neden mutsuzuz?

Kendimize acı vermek için uğraşıyoruz. Elimizdeki güzelliklerin kıymetini bilmiyoruz. Şunu unutmayalım ki; gerçekler ile beklentilerimiz arasında uçurumlar olmamalı. Aksi halde bu durum bizlere yetersizlik duygusu aşılar. Olumsuz bir bakış açısına sahip olmak da mutluluk peşinde koşan insanların en son isteyeceği şeydir. Herkes ağlar, ilişkiler yaşar, ayrılır, sevdiklerini kaybeder, yalnız kalır, güler, zaman zaman keyifsiz olur, üzülür ama bazen de sevinç çığlıkları atmak ister. Var olan tüm bu duygular ve durumlar insanlara aittir ve olağandır. Öncelikle bunu kabul etmeli ve olumsuz duygularınızı da benimseyerek onların üstesinden gelmelisiniz.

Doğumdan ölüme dek bir çok deneyimlerden geçiyoruz. Her deneyim bir keşfediştir. Rutin yaşamak insanı yorar. Hayatta yapacak bir şeyiniz kalmadığı zaman kendimizi mutsuz edecek olaylara saplanıp dururuz. 

Dünyanın dört bir yanında yapılan bilimsel araştırmalar; mutluluğun formülünü bulmaya çalışıyor. Son yıllarda mutluluk, yaşama sevinci ve pozitif olma konularına sıkça eğilen bilim adamları, ortaya hayatı güzelleştirecek öneriler çıkarmaya devam ediyor olsunlar, sonuç yine gelip kişinin kendisine takılıyor. 

Hayata biraz da cesur bakacaksınız. Korkulardan yola çıkmak daha baştan başarısız olmayı kabul etmektir. Bilim adamları, kaşifler, mucitler, müzisyenler, yazarlar hep içinde çocukça sevinçleri ve merakları öldürmeyen kişilerdir.

İnsanları en çok duygusal kayıplar yıpratıyor. Oysa hiçbir ilişki sonsuza dek aynı ölçüde sürmez. Aşklar da bitebilir. Geriye kalan dostluklar önemlidir. Üçüncü sayfa haberlerinin acı gerçeği altında terkedilmeyi kabullenememek vardır k; en zoru da bu duygudur. Sahiplenme dediğimiz olayın altında "Ben" egosu yatar. Öfke vardır, kaybetme korkusu vardır, incinme ve eksilme vardır. Hayatımızın paramparça olmasını istemiyorsak, yaşamın bütünlüğünden kopmamaya çalışalım. Rahmetli Attila İlhan’ın bir şiiri geldi aklıma. "Ayrılık da Sevdaya Dahil". Giden biz değiliz. Biten elimizden kayan yaşam. Hep söylüyorum, söylemeye devam edeceğim. Hepimiz hala evrende bütün ve birlikte olmaya devam edeceğiz. Mutlu haftalar.  

Bir gidişi asla tek kişi hazırlamaz. Biri iter, diğeri gider. (anonim)

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder