Klayve delikanlıları

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Son dönemin ekolleri mi? ikonları mı? yoksa fenomenleri mi? karmaşası yaratan sanal dünyanın efendileri. Şöhret olmanın yolu artık ne yönetmenden ne de yapımcılardan geçiyor. Menejere hiç ihtiyacınız yok. Küçük dağları siz yaratıyorsunuz ya. Ne gerek var aracı kuruma. Cesur, atak, ukala, hayasızca meydan okuma sizlerde. Eskiden böylelerine ‘’Deli cesaretli ‘’ denirdi. Devir değişti. Yeni dünyanın tuhaf kahramanları. Köprünün altından çok sular aktı. Saygı kelimesinin anlamı çoktan unutuldu. Hatta lugatlardan çıkarıldı diyebiliriz. Türk dil kurumu saçını başını yoluyor. 

Sözlük anlamına baktığımız zaman; bilgisayarlarının başına geçtiklerinde arslan kesilenler. Klavyelerini önlerine çekip nârin parmaklarıyla tuşlara dokunmaya başladıkları anda entelektüel, âlim ve her şeyden anlayan, her şeyi bilenler. Sözlüklerde , binlerce klavye delikanlısı ile dolu yorumlara rastlayabiliriz.. .

 Moda akımlarına saygım sonsuz. Tabi ki yılların getirdiği yenilikleri hepimiz ilgiyle takip ediyoruz. Yenilenmek ve çağa ayak uydurma dedikleri şey her neyse, sonuçta insana mutluluk verebiliyor mu? Düşünmek lazım. Fakat! sanal dünyada tozu dumana katan yorumlarıyla fırtınalar estiren  tabiri caizse ukala tiplere ne demeli. Yıllar önce Seyyal Taner’in bir şarkısını anımsadım. ‘’Naciye sahnede’’ . Köyünden büyük şehre şöhret olmak için gelen, bir kızın hikayesi anlatılıyordu. Artık yollara dökülmeye ne gerek var. Geç bilgisayarının başına, hatta aç elindeki tüm dünyayı ayağına getiren aleti, bir anda şöhret oluver. 

Kim tutar seni, yürü bakalım kime yürüyeceksen. Karşındaki kişinin özel hayatına girebildiğin kadar gir. Egonu tatmin et. En ağır küfürleri savur gitsin. Sen özelsin sahne senin. Özel hayatında, baş edemediğin ezilmişliklerini, komplekslerini kus gitsin. 

Ne delikanlılarımızın baklavaları, nede kızlarımızın dolgulu dudakları bitiyor bu dünyada. Tvler de bilgi yarışmalarını görüyoruz izliyoruz. Klavye başında aslan kesilenler dut yemiş bülbüle döndüklerini. Hatta ilk soruyu jüriye soran yarışmacıların dökülen yaldızlarının altında, çok komik sahneler çıkıveriyor. 

En kötüsü geçen gün çok sevdiğim arkadaşımın kızı sevgilisinden ayrılmış iki gözü çeşme anlatıyordu. Ayrıldığı çocuk, kıza olan tüm hırsını klavyeden çıkarmış. Yaşadıkları bunca anıların en özel taraflarını afişe edivermiş. Kızın ailesi çevresinde saygınlıklarıyla anılan kişiler oldukları için tabii ki hukuk süreci başlatmışlar. Mahkemeler, adliye koridorlarının başka işleri yokmuş gibi, birde bunlarla uğraşıyorlar. 

Eskiden mahalle kültüründe tabiri caizse ‘’ delikanlı ‘’ dediğimiz bileği yüreği kuvvetli kabadayı tabirine uymayan ama gerçek anlamada çevresini sevgiyle kucaklayan ağbilerimiz vardı. Onların bizi korumasıyla büyüdük. Aşklarımızı sevgilerimizi onlara anlattık. Büyüklerimizin en küçük sıkıntılarında onlar yetiştiler. Türk filmlerinde gördüğümüz salon erkelerinin bile yürekli bir tarafı vardı. Gereğinde sevdiğini korur sahip çıkardı. Yine mahallemizin tecrübeli ablaları vardı. Onları örnek alırdık. 

Nerden nereye geldik demekte istemiyorum. Sanal dünyada dolaştıkça, makineleşmiş ruhsuz bedenler olduk. Saygı ve sevgi her dönem olmalı. Başka yolu yok. Freni patlamış bir kamyon gibi yuvarlanmaya devam edelim. Bakalım ne zaman aklımız başımıza gelecek. Birbirimize çarpa çarpa ilerliyoruz.. Yara bere içindeyiz yine de akıllanmıyoruz. Kozmik çağ aslında acı çağ. Sanal dünyanın icadı mertliği bozdu. Bir kez daha, hakkımızda hayırlı olsun diyelim.

İnternet, koşulsuz bağlılığın nihai düşmanıdır. - Hubert L. Dreyfus

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder