Yazarlar Neredesin aşk?
HABERİ PAYLAŞ

Neredesin aşk?

Yüzyıllardır bitmeyen hikayelerimizin köşe başı istilası; günümüzün en arızalı konusu: Aşk...

Hangi yöne başımız çevirsek kafamıza toslayan bir aşk hikayesi. Ne başı ne sonu belli. Neyin savaşı var anlamadım gitti. Aşkın ölçeği nedir? "Seni seviyorum"  cümlesinden öcü gibi kaçar olduk. Sanki karşımızdaki kişiye bu cümleyi söylersek incilerimiz dökülecek. Bir zamanlar "aşk mı, gurur mu" dediğimiz sınamaya hazır formatta bu sözcükler bu dönemde daha da derinleşti. Değişmeyen, az da olsa bize nostalji yaşatan bu eski duyguya istemesem de sıkı sıkı sarılır oldum. Yıllar geçtikçe antika değerinden eksilmeyen nice filmlere konu olan özel hislerin karmaşası. Düğüm üstüne düğüm. Çözmeye çalıştıkça daha da karıştırdığımız. İçinden bir türlü çıkamadığımız, hatta kendimizin bile adlandırmaktan korktuğu hislerimiz.
Her aşkın tek kişilik olduğunu anlatmaya gerek yok. Benim duygumu yalnızca ben bilirken, gönül kahramanımızın bundan ne kadar haberi var ki? Peki onun duyguları bizim için ne ifade ediyor. Gerçekten istediğimiz sevgi yoğunluğu onda ne kadar? "Seni sevdiğim gibi sende beni sevmek zorundasın" dayatmacası mı? Niye aşk bizim için bu kadar önemli? Yoksa bu bir hormon aldanması mı?
Aşk insan hayatındaki en bilinmez ve önemli duygulardan bir tanesidir. Bir sanattır, var oluş ile yok oluş arasındaki ince bir çizgidir. Bu nedenlerden dolayı olgunluk ve bir duruş gerektirir. Kim bu duyguyu yaşıyorsa yalnızlığı da içinde barındırıyordur. Aynı zamanda zayıflık zirvesindedir. O çok sevdiğinin bir tek kelimesi bile içinde fırtınalar yaratır. Gücünü kaybeder. Duygusal savaşlarının hep alt yapısında bireysel aşk egoları gizlidir. Bir kere âşık olduğuna karar veren kimsenin iç çatışması da başlamış olur. Onun bütün gayesi, sevgiliye kavuşma noktasında kilitlenir. Algısı sadece o kişiye aittir. Dünya ilişkileri zayıflar, bencilleşir. Sadece kendi duyguları ve hissettikleri önemlidir. Nasihat saçma ve gereksizdir. Çevreye öfkelenir, istikrarsızlaşır. Zanneder ki; çevrendeki herkesin aklı onun sevdiği kişide. Korumak zorunda kaldığı duyguları için, yüreğinde savaş tamtamları çalar.

Aşk mı, gurur mu?

Aşkını anlatmaya korkan yüreklere ve dillere ne demeli. Duyguların içine şeytan karışmış misali gurur girivermiş. Aşkın en güzel halini yok etmek için beynimize çöreklenivermiş. Biliyorum her kafadan bir ses çıkacak. En kıyıda köşede kalmış bir aşk hikayesinin dumanı bile gururdan yana tütecek. Özellikle erkekler; delikanlıyız gururluyuz sözleriyle sanki aşkta her şeyleri tam, bir gururları eksikmiş gibi baş köşeye yerleştirecekler erbabının anlayacağı sarraf değerinde bu sözcüğü.

Bende hikayeler bitmez. Hikaye dediğime bakmayın; yaşanmış gerçek olaylar desek şuna daha iyi olacak. İşte kahramanlarımızdan kadın güzel hoş havalı ve aşık. Erkek yakışıklı kültürlü ve toplumsal kariyeri iyi ve o da kadına aşık, itirafta zorlansa bile. Aralarında bitmeyen bir yılan hikayesi. Ucu bucağı yok. Başı sonu belli değil. Ben dinlerken bile bitse de dinlemekten kurtulsam durumundayım… Dinleye dinleye kulaklarım konuya aşinalığını kaybetti. Nerdeyse olayı kendim yaşıyorum zannetmeye başlayacağım. Ben buna gurur çekişmesi diyorum. Aşk; aşk olduğunu çoktan unutmuş kimliğini kaybetmiş. Yaşayanlar çıkmaz sokaklarda "gurur" derdindeler… Mecnunun leylaya kavuştuğu anda onu aramaktan dumura uğraması ve "hani benim leylam" demesi gibi. Biz de gurur demekten bir gün gerçekten aşkı tanımayacağız korkarım. İşte sonuç. Hep birlikte çağıralım: Neredesin aşk?

Sen benim ilk şiirim, ilk kavgam, sen benim 17 yaşımsın. (İbrahim Sadri)

Sıradaki haber yükleniyor...
holder