Seçtiğin yol kaderindir

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Son dönemde televizyonların birinde bir dizi başlayınca, düşünce mekanizmam yine araştırma sathına geçiverdi. "Nedir bu kader olgusu?" sorusuna cevaplar türetmeye başladım. Dünyaya gelme amacımızı kim, ne kadar kesin biliyor ki? ”Seçimlerimizle yaşıyoruz, seçimlerimiz kaderimizdir” diye düşünmek mi gerek acaba?

İşte bize yeni bir konu; hem de en karmaşasından diye içsel yolculuğum başlayıverdi. Seçimlerimizin yaşantımıza yön verdiği, geleceğimizi hayatlarımızın yol ayrımında yaptığımız hamlelerle şekillendirdiğimiz konu hep gündemde. Eminim bu konuda pek çok şey okuduk, dinledik ve buna benzer cümlelerle pek çok defa karşılaştık. Bir yanda kadersel iddialar var ki; o da oldukça kafa karıştırıcı. İradenin, idrakin, anlayışın, karar vermenin, seçim yapmanın nerede başlayıp nerede bittiğinin belirsiz olduğu, pek çok insanın içinden çıkamadığı derin bir mevzu. Doğadaki her şey bir sebep ve sonuç ilişkisi gibi görülüyor. Ortada bir sonuç varsa, ona neden olmuş bir sebep mutlaka vardır. Doğal olarak bu görüşe göre özgür irade yoktur. Çünkü herhangi bir hareketin nedeni yine kendinden önce başka bir hareketin sonucu olmuş olacaktır. Kader, insanların yapacakları işlerin, önceden bilinmesi demektir. Kaderle bizim seçimimiz, ayrı değildir. Seçince, o kaderimiz oluyor. Çöz çözebilirsen.  

Hz. Mevlana der ki; ”Biz dünyaya gelmedik, dünyadan geçiyoruz.” Şu yeryüzünde olup biten her şey aslında tam da olması gerektiği gibi olur. Biz pek çok defa, bir yandan olanı biteni yaşarken her şeye şekil verdiğimizi, seçimler yaparak gidişatı yönlendirdiğimizi düşünür; bir yandan da bazen olan biten karşısında hiçbir şey yapamadığımız gerçeğiyle yüzleşiriz. 

’Kaderin ne olduğunu anlatamam’’ der Hz. Şems, ama ne olmadığını anlatabileceğini ifade eder:

’Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten ne yapayım kaderimiz böyle deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında acizsin.

Mutlak kader vardır, ama kaderi ellerine verdik noktasında gayrette olmamız gerektiğini biliyor olmamız bize yarar sağlar. İlahi nizamda, varoluşta yerimiz ve rolümüzün payı neyse onu yaşıyoruz aslında, oluşturduğumuz yaratım yok, sadece “hatırlama” var.

Her şeyin kontrolünü biz yapamayız ama kontrolsüz şekilde de “her şey kader” deyip de kendimizi olaylara teslim edemeyiz. Olanı seyretmek, sakinlikte kalmak gerekir. Çocuklarımız hep neşelidir, her zaman her koşulda gülümserler. Aç olsun, yorgun olsun; her zaman mutludurlar, Çocuklar iyi enerjileri de kendiliğinden anlarlar. Kendi içlerinde pazarlık yapmazlar. Biz yetişkinler bize ait olmayan öfkelerimiz, bilerek bilmeyerek aldığımız öğretilerin katı inanç kalıplarıyla, geçinilmesi zor, anlaşılmayı, sevilmeyi ve değer verilmeyi bekleyen varlıklarız. Biz hayata direniriz. Akışa kendimizi bırakamadığımız için hayatla inat edercesine yaşarız. Halbuki mutlak teslimiyet, bizi olgunlaştırır. Her şeye razı olarak kaderi kabullenmeliyiz.

Var olmak ile kaybolmak arasında gidip geliyoruz. Yaşamak dediğin nefes almak, mutlu olmak, zengin olmak, her ne canınız ne istiyorsa dileyin. Hayat sahiden çok kısa olmasına rağmen biz bitmeyecek sandığımız uzun bir yolculuktayız.

İnsanın kaderi, hak ettiği şey olacaktır. (A. Einstein)  

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder