Sen bana geç kaldın

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Çok sevdiğim bir şair yazardır Murathan Mungan. Kütüphanemin en baş köşesinde sıralıdır kitapları. Özellikle Yaz Geçer kitabının şiirleri arasında bir cümle vardır ki; yıllardır kafamda yer etmiştir. Sosyal medya hesaplarımda da çok kullanırım bu dörtlüğü. Hatta geçmiş uzun radyoculuk dönemlerinde ne çok yer vermiş, mikrofonlarda defalarca dillendirmiştim. 

‘’Daha o gün anlamlıydım.. Bu aşkın çıkmazlığını.. Benim sana erken, Senin bana geç kaldığını ‘’..

Mevsim döngüleri sancılıdır. Hayatımızda birçok yazlar bitiyor ve yaprakları dökülen ağaçlarıyla sonbaharlar geliyor. Mevsimler geçiyor ve ayrılık acısı içinde kalıyor. Zaman ise işe yaramıyor. Bunu hepimiz biliyoruz. .. 

Geçen akşam TV kanalların birinde çok eski bir film.. Kadınla erkek. Yıllar önce yaşanan yarım kalan bir aşkın kahramanlarının yeniden karşılaşmalarının konusuydu. 

Sevdanın yolu uzundu. İkisi de biliyordu. Hayat kaygıları, hırslar, heyecanlar, yaşamı tanıma isteği derken aşk bir yerlerde unutulmuştu. Acaba gerçekten unutulmuş muydu ?

Hayatı ertelememek adına koşturmacalarımızda yeniden, bir gün başa döneceğimizi bilseydik elimizdeki değerleri kaybetmeyi göze alır mıydık ?..

Bunca yaşanmışlık bir kenara atılırken ne kadar genç olduklarını anımsıyorlardı. Saçı örgülü ekose etekli genç kızla, briyantinli saçlarının altında, yeni tüylenen sakalıyla kavga eden delikanlının tek buluşma noktası olan, okul yollarında yaşanan aşkın tarihinin, ne kadar eski olduğunu hepimiz tahmin edebiliriz. Özellikle olgunluk yaşının sonuna gelmiş olanlar. 

Peki !.. Yıllar sonraki karşılaşmalarında karşılıklı suçlamalarla başlayan itirafların altında neler yatıyordu. İkisi de evlenmiş ve boşanmışlar farklı heyecanları tadarak neredeyse yaşamın sonuna çeyrek kalmışken, ne önemi vardı ki, bu itirafların diye düşündüm.

Yine de olayın tersinden bakmak istedim. Aslında bizi, biz yapan anılarımız çok önemli. Yaşanmışlıklar olmasa, geldiğimiz noktada boşlukta sallanır dururduk. 

Filmde kadın öfkeli, erkek mahcup ve hala kadına sevgiyle bakıyor. İtiraflarda her şey vardı fakat eksik olan geçmişin heyecanıydı. Yarım kalan cümlelerin sonu artık uzaktı. 

Tohumun çiçek açmasını görmeden yaprağını dökmeye hazırlanırken yakalamak.. 

Bir kitabın ilk sayfasından son sayfasına atlamak. 

Dört mevsimin sayısını ikiye indirmek, aradakileri kaçırmak

Bir şarkının ilk notalarını, unutup son melodisinden hatırlamaya çalışmak.

Çocuğunu bir başkasına emanet edip büyüdüğünü görmemek..

Bir filmi yarıda bırakıp sonradan merak edip özlemek.. Misaliydi.

Duygularımız mı bizi yanıltıyor ? Hayat mı bize oyun oynuyordu ?

Peki !... Ortalama kaç bahar ?.. Kaç yaz bizi bekliyor du?..

Yaşadığımız her mevsimin kokusu ve anısı faklı olmuyor muydu ?

Kimse kaldığı yerde değildir. Hiç kimse bıraktığımız yerde kalmaz. Kendimizi bile tanıyamadığımız değişen anların hangi sayfasındayız bilemezken, neyin hesabını yaparız eski ilişkilerimizin. 

Filmin son sahnesinde kadın ve erkek birbirlerine ikinci kez veda ederken; anlıyoruz ki, geç kalınmış diye bir şey yok. Yaşadığımız ‘’HER AN. EN DOĞRU AN’’ .. Duygular ve düşünceler yaşandığı döneme ait ve bir başka döneme taşınmıyor.  

Veeee sonuç… KİMSE KİMSEYE GEÇ KALMIYOR. 

Aşk her zaman mesafeden daha büyüktür. (Anonim)

Yazarlarımızdan

24 Ekim 2020, Cumartesi 08:24
24 Ekim 2020, Cumartesi 07:58
Sıradaki haber yükleniyor...
holder