Vah vah vah aklımı seveyim!

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

İnsanoğlu yaradılışının doğası gereği kendi aklını beğenme konusunda maalesef hiç de tavizkar değil. Olabilecek hataları başkasına yükleme yarışında mükemmel derecede başarılıyız. Okuyan cahiller ordusuna karşı söylenecek hiçbir söz bulamıyoruz. Beynimiz dumura uğramış vaziyette. Haklıyken, haksız durumlarına düşmekte üstümüze yok.Günlük yaşantımızın en güzel yanı biz hanımların alış veriş yapma zevki olduğunu söylemeye hiç gerek yok zaten. Bunun aksini söyleyen varsa namerttir gibi okkalı bir cümlenin hemen sonrasında gelelim günün konularından birine. Bir deniz memleketi olduğumuz için, eminim dünyada en çok deniz ürünleri tüketen ülkelerin başında geliyoruz. (Bu konuda istatistik cahiliyim, sıralama hatası yapmış olabilirim).

Akşam iş dönüşü bilinen marketlerin birinin balık standına uğradığımda satıcı ile aramda geçen konuşmadan sonra, üç gün evde, deliler gibi kendi kendime gülmekten kurtulamadım. 

"Beyefendi balıklar taze mi?" gibi bir soru sorma gafletinde bulunmuş oldum, diz boyu buzların altında sadece kafasını gördüğüm ve hangi tür olduğunu çözemediğim bu dünya harikalarına. Balıkçının cevabı "Abla bunlar daha bugün denizden çıktı, dört saatlik" demez mi?

"Nasıl yani" dememe kalmadan "Enişte bey yok mu? Siz hanımlar, taze balıktan anlamıyorsunuz" diye aklını sevdiğim yurdum insanın cevabıyla kahkahaları koyuverdim.

"Bana bak! Türkiye’nin dillere destan 'ağır abi' eniştelerini sen tanımıyorsun galiba. Onlara da böyle konuşursan, vallahi iki gözünü bir delikten çıkarırlar, kaçacak yer ararsın. Sen hangi gezegenden buraya ışınlandın canım benim!" deyiverdim. Ben konu mağduru olarak karşılıklı hasbihali fazla uzatmak istemedim. Balık hevesim çoktan kaçmıştı bile. 

Yine bir tarihte; Antakya’nın ünlü bir alış veriş merkezinde bir etkinlikteyim. Karşıma salına salına kırk dört yaşlarında yarı taze bir güzelimiz gelip oturuverdi. "Filiz Hanım biliyor musunuz henüz elime hiçbir erkek eli değmedi. İffetim her şeyden önemli. Telimle duvağımla evlenmek istiyorum fakat kısmetin kapalı. Gitmediğim falcı, hoca kalmadı. Evimin her tarafına muska astım sonuç yok yok. Hatta İstanbul’a gelip, Telli Baba’yı bile ziyaret ettim. Yine evde kaldım işte. Oysa bakın; Sol profilim Gülben Ergen, sağ profilim Hülya Avşar, dudaklarım ve gözlerim Türkan Şoray, bacak boyum Çağla Şikel ya sesim aynı Sezen aksu" derken hüngür hüngür ağlamaya başlamaz mı? Allahım benim aklımı bana bağışla moduna anında geçiş yaparak, "Keşke kendin gibi olsaydın eminin seni beğenenlerin aklı karışmıştır. Bu kadar kalabalık kadrolu bir aşkı kim yüklenebilir ki, sadeleş ve kocayı kap" deyiverdim. 

Geçen hafta, çok sevdiğim ve bir sinema ve tiyatro sanatçısı bir arkadaşım benden önce buluşacağımız yere gitmiş bana adres tarif ediyor. "Filizcim Levent’e gel karanfil sokağın soluna dön. Ağaçlıklı yolda sıra halinde arabalar göreceksin. Yavaş yavaş ilerle aralarında benim arabanın plakasını görünce yan taraftaki villanın kapısında kuş heykeli var, zile bas ben karşındayım" O gece karanfil sokağın tüm arabalarını teftişten geçirirken, trafik ödülü almaya layık bir çalışma çıkardım ki, tam iki saat sonra, ancak evi bulabildim. Üstelik arkadaşım telefon özürlü olduğu için, arada sorma şansımda elimden gitmişti.

Yine günlerden bir gün; İstanbulluların en çok ziyaret ettiği İstinye Park alış veriş merkezinde dolaşıyorum. Ünlü bir giyim mağazasında arzı-endam durumunda gezerken, cüsseli dünya tatlısı bir hanımefendi, elinde bir dolu seçmiş olduğu iki beden küçük kıyafetlerin parasını kasaya ödeyip gitti. Ben şaşkınlıkla kadına hizmet veren kıza neden böyle yaptığını sorunca "Aldıklarının etiketlerine dokunmadan ertesi günü getiriyor gerçek beden ölçüsüyle değiştiriyor. Eşine zayıfladığını ispatlamaya çalışıyor" derken ben muzipçe eşiyle aynı yatağa girmiyor mu diye espriyi patlatırken, karşımdaki kız gülme krizine tutulmuştu. Bizim gezegenimizin ayarı kaçtığı gözle görülür bir şekilde kendini gösteriyor. Hani eskilerin bir sözü vardı, hala geçerliliğini koruyan. Tiyatro oyunlarına da isim babalığı yapmıştı. Akıllılar hastanede, biz deliler dışarda ters bir bileşkeyle dolaşıp duruyoruz. Yok aslında birbirimizden farkımız hepimiz bu dünyanın insanıyız. Tek kusurumuz aklımızı sevmemiz. Bu kadarı kadı kızında bile olur değil mi arkadaşlar. İyi ki varız. 

Bir insanın aklı bilgisine göre değil, bilgi edinme yeteneğine göre ölçülür.

Bernard Shaw


Yazarlarımızdan

23 Kasım 2020, Pazartesi 08:23
23 Kasım 2020, Pazartesi 08:17
Sıradaki haber yükleniyor...
holder