Funda Duru

31 Temmuz 2022, Pazar 07:00

Bengü Beker: Kimse beni tanımadığında bile ben her zaman Star'dım

O, sahne için yaratılmış bir kadın. Yıldız tozuyla doğanlardan… Bengü Beker’in geçen hafta Sail Loft sahnesinde izledim. Böyle bir ses, böyle bir enerji olamaz! Son zamanlarda izlediğim en iyi canlı performanstı. Sahneye çıplak ayakla çıkan bu özgür ruhlu kadın, sahici, içten ve çok yetenekli. Eylül’de çıkacak single’ı öncesinde Bodrum Gündoğan Sail Loft’ta buluştuk. Onun adını ezberleyin, daha çok duyacaksınız. 

Sahnedeki Bengü’yle yeryüzündeki Bengü’yü bize anlatır mısın?

18 yaşından beri sahnedeyim. Sahnede, star, parlak ve ışığı yayılan bir Bengü var. İnsanların üzerindeki etkimin farkındayım. Bu beni daha da yükseltiyor. Sahneden beklediğim tek şey de bu yükseklik. Bu sadece sahnede olabiliyor. Bu yüzden sahne benim için çok değerli. Dinleyicilerimle hemen bir bağlantı kurabiliyorum. Bundan besleniyorum. Sahne dışında çok sakin biri değilim. Düşünsel ve duygusal olarak yüksek biriyim.

Hep iyiyi kovalarım. Mükemmeliyetçiyim. Kendine her şeyi layık gören, şımarık ve konfor düşkünü bir tarafım da var. Keyfime düşkünüm ve aklıma gelen her şey, hemen olsun isterim. Sadece sahnede alkol alırım ancak mart ayında bir karar aldım. Sesimi dinledikçe memnun olmamaya başladım, bunun sebebinin de alkol olduğunun farkındaydım.

Alkol aldığımda sahnede çok iyi oluyorum ve insanları da çok eğlendiriyorum ama böyle olmaması lazım, bir standardı olmalı. İki haftadır yeniden içmeye başladım. Çünkü insanlar alkol alıp eğleniyor ama ben, bir yaz gecesi hâlâ çok profesyonel bir yerde kalıyorum.

Kendi şarkılarını yazıyor musun?

Eskiden beri şiir gibi şarkı sözleri yazıyorum ama melodi yok. Senelerdir de günlük tutarım. Müzik okudum ama songwriter’lık sıfırdan başlanan bir şey. Henüz içime sinen birkaç şarkım var. Çok sevdiğim birinden çok güzel bir şarkı aldım. Yasal süreç devam ettiği için detay veremiyorum. Eylülde şarkıyı çıkaracağız. Altı ayda üç single çıkarma planım var. Arkadaşım Gülşen Aybaba klibimi çekecek.    

19 Haziran 2022, Pazar 07:00

Can Temiz: İnsana neşe ve haz veren şeyler yaşamaya değerdir

Çıkardığı single’ların ardından ilk albümü ‘Ahlaken Alçak’ı bize hediye eden Can Temiz’le buluştuk. Onun içi ‘kapkara bir şenlik’ olan dünyasına girmeden önce albümünü açın. Siz sohbetimizi okurken şarkılarının evrenine ortak olun. Can Temiz’le bindiğimiz roket kalkışa hazır. Seyahatimize katılın. Keyifli okumalar.



Bu albümün artık zamanı gelmişti. Nasıl hissediyorsun?

Bu şarkılar aşağı yukarı 2019’un sonundan beri hazırdı. Albümün çıkmasıyla kendimi ferahlamış ve mutlu hissediyorum. Hayal ettiğimden bile daha güzel tepkilerle karşılaştım. Aldığım geri dönüşlerde, şarkıları bestelerken ve kayıttayken geçirmek istediğim hislerin geçtiğini görmek, anlaşılmak benim için çok önemliydi. Bunu başarabildiğimi görmek huzurlu hissettiriyor. Sıkıcılık beni korkutur. Dinleyici olarak da müzisyen olarak da alışılagelmiş şeyleri duymaktan ziyade sürprizlerle karşılaşmayı seviyorum.

Albümdeki tüm söz müzik ve düzenlemeler sana ait. Tek başına orkestra gibisin.

Eyvallah. Prodüksiyonunu Ali Rıza Şahenk’le beraber yaptık ama evet, şarkıların hepsi bana ait. 20 senedir kayıt yapıyorum. Kayıtlarda yapmaya çalıştığım şeylerin gerçeğe dökülme anındaki değişiklikler, kazalar, sürprizler hayal gücünden bile daha ötede bir şey çıkmasına sebep oluyor. Gerçekleşme esnasında ortaya çıkan büyülerin beni daha çok mutlu ettiğini fark ettim.

VAROLUŞUN İÇİNDE DOĞRU VEYA YANLIŞ YOK

12 Haziran 2022, Pazar 07:00

Kilometreler iyiliğe dönüşüyor

Geçen hafta içime su serpen bir proje için Selçuk’taydım. Tüketici yerine türetici olma felsefini destekleyen olay şöyle gelişti; operasyonel filo kiralama şirketi Borlease ve SIXT rent a car’ın sistemine dahil olan araçların yaptıkları kilometreler iyiliğe dönüşecek. ‘Kilometre Dönüşüm Projesi’, adımları ve bisiklet sürüşlerini desteğe dönüştüren ücretsiz bir uygulama olan ‘Help Steps’ ile ortak yürütülecek. Daha da güzeli, dünyada bir ilk olan bu proje kapsamında toplanacak tutar, Efes Selçuk Belediyesi’nin girişimiyle hayata geçirilen Efes Tarlası Yaşam Köyü’ne bağış olarak aktarılacak.

Güçlü kadınların en güzel örneklerinden Efes Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel’le tanışma fırsatımız oldu. Bu proje için, “Efes Selçuk Belediyesi’nin öz kaynaklarıyla hayata geçen Efes Tarlası Yaşam Köyü’yle Selçuk’tan Türkiye’ye doğal, adil ve sağlıklı gıdaya erişim için bir meşale yakıldı.

Kilometre Dönüşüm Projesi’yle; topraktan filizlenen, üretimle güçlenen, paylaştıkça çoğalan Efes Tarlası Yaşam Köyü’ne kaynak yaratılacak olmasından dolayı çok mutluyum” dedi. Yolunuz Selçuk’a düşerse bu köye mutlaka uğrayın.

Orada, ata tohumlarının sergilendiği Tohum Merkezi’ni, İsmail Hakkı Tonguç Tarım Müzesi’ni, tarımla ilgili kitaplarla dolu Toprak Kütüphanesi’ni ve çocuklar ve çiftçiler için Toprak Okulu’nu bulacaksınız.

Peki, bu proje nasıl çalışacak?

Yapılan kilometrelerin dönüşüm değerlerini, o gün Help Steps sisteminin HS değeri belirleyecek. Her gün araçların kilometreleri sistem tarafından otomatik olarak sayılacak ve her akşam sabit çarpanla HS puanına dönüşerek Efes Tarlası Yaşam Köyü projesine otomatik aktarılacak ve ata tohumlarıyla doğal tarımın yaygınlaştırılması ve tüm dünyaya duyurulması sağlanacak.

Projede kullanılan kurumsal kiralık araçların yıllık yapacağı kilometreler iyiliğe dönüşürken araç sürücülerinin daha çok yürümeye ve harekete teşvik edilmesiyle sağlıklı yaşama da destek veriliyor.

29 Mayıs 2022, Pazar 07:00

50'li yaşlardaki herkese sesleniyorum: Hayat şimdi başlıyor, rock'n roll'a hazır olun

Sohbetimizi okumadan önce koltuğunuza yaslanın ve Buika’nın en popüler şarkısı ‘No Habrá Nadie En El Mundo’yu açın. Sesinde dinleyen herkesi etkisi altına alan bir büyü var. Buika, Türkiye’ye geldi. Yarın saat 20.00’de Başkent Kültür Yolu Festivali kapsamında CSO Ada Ankara’da sevenleriyle buluşacak. Konser öncesi hissettiklerini ve müzik yolculuğunu konuştuk.

Enerjik, özgün ve doğaçlama sahne performanslarınızla tanınıyorsunuz. Bu planlı bir tercih mi yoksa organik bir biçimde mi ortaya çıkıyor?

Sahnede kendimi arenaya çıkan bir boğa gibi güçlü hissediyorum. Açıkçası sahne öncesinde hiçbir hazırlık yapmıyorum. Bana masumiyet, kararlılık ve inanç yön veriyor. Bu sayede işimi nasıl yapacağımı çok iyi biliyorum ve şarkılarımı kalpten söylüyorum.

Daha önce pek çok kez Türkiye’ye geldiniz. Bu coğrafyada nasıl hissediyorsunuz?

Türkiye, insanı farklı tatlar ve renklerle büyüleyen muhteşem bir ülke. Bugüne kadar Türk toplumunun romantik ve tutkulu yanlarını keşfetmemi sağlayan pek çok insanla tanıştım. Türk dinleyiciler neyi sevdiğini çok iyi biliyor ve de sevgi dolular. Müziğe önem veriyorlar, yeni seslere açıklar. Şarkıları kalpleriyle dinliyorlar ve bu da beni çok mutlu ediyor. Türk dinleyicilere bayılıyorum. Onlara gerçekten hayranım.

Ankara konserinizde hangi şarkılarınızı söyleyeceksiniz?

Konser için çok heyecanlıyım. Söyleyeceğim şarkılardan bahsetmek isterdim ama sahnede anın enerjisine kapılıyorum. Ancak dinleyicilerimi temin ederim; unutulmaz bir akşam olacak.

29 Mayıs 2022, Pazar 07:00

Cannes Film Festivali'nde neler oldu?

Fransa'nın Cannes şehrinde dünyaca ünlü yıldızların katıldığı törenle başlayan Cannes Film Festivali, dün sona erdi. Bu yıl 75’incisi düzenlenen festivalde Türkiye’den isimler de adından söz ettirdi. Hepimizi ilgilendiren ve benim için sürpriz olan birkaç olaydan bahsetmek isterim.
George Miller’ın yönettiği ve başrollerinde Idris Elba ile Tilda Swinton’ın yer aldığı ‘Three Thousand Years of Longing’in (Üç Bin Yıllık Özlem) prömiyeri Cannes’da yapıldı.

Zerrin Tekindor, Ece Yüksel, Burcu Gölgedar ve Erdil Yaşaroğlu gibi isimlerin de bu filmde rol alıyor. Karikatürist Erdil Yaşaroğlu’nu kadroda görmek beni hayli şaşırttı. Ancak bu mutlulukla ilişkisi olan bir şaşkınlıktı. Erdil Yaşaroğlu’nun oyuncu eşi Begüm Kütük’ün oyuncu olmasına rağmen karikatürist eşi Erdil Yaşaroğlu sayesinde Cannes’da bulunmasını biraz ironik buldum ama bilirsiniz, hayatta her zaman, her şey mümkündür.

‘DİLE BENDEN NE DİLERSEN’

Filmin hikayesi şu şekilde; İngiliz yazar Antonia Susan Byatt’ın 1994 tarihli ‘The Djinn in the Nightingale’s Eye’ adlı kısa öyküsünden uyarlanan ‘Three Thousand Years of Longing’de Tilda Swinton, bir kavanoza hapsedilmiş Djinn (Idris Elba) ile karşılaşan bilgin Alithea rolünde.

İstanbul’da bir otel odasında uzun bir sohbet sırasında Djinn, Alithea’nın özgürlüğünü kazanmasına yardım etmesi halinde üç dileğini yerine getirmek için onunla bir anlaşma yapar. Alithea’nın dilekleri, zaman içinde 20 yıl atlamayla sonuçlanır. Bazı sahneleri İstanbul’da çekilen filmin, 31 Ağustos’ta ABD’de vizyona girmesi öngörülüyor. İzlemek için sabırsızlanıyorum.

22 Mayıs 2022, Pazar 07:00

Sevgili kediler ve köpekler sakın evden çıkmayın her an kaçırılabilirsiniz

Antalya’da akıl almaz bir olay gerçekleşti. Sinem Konukcu’nun kedisi Prens, veteriner tarafından kaçırıldı. Davalılar suçu kabul ettiler ancak Prens 70 gündür ortada yok. Bu ilginç davada mahkemenin kararı bekleniyor.

Gün geçmiyor ki başka bir absürt olayla karşılaşmayalım. İnsanoğlu yeterince birbirini yemiyormuş gibi kediler köpekler de bu karmaşık ilişkiden nasibini alıyor. Olay, Antalya’nın bir beldesinde geçiyor. Bir veteriner, bir Van kedisinin ailesi olduğunu bildiği ve ailesini yakından tanıdığı halde kediyi alıyor ve yanındaki şahsa verip satmak üzere yolluyor…

***

Sinem Konukcu’nun biricik kedisi Prens’i, Ç.K. ve A.V., göz göre göre gündüz vakti kaçırıyor. Kamera kayıtları var ve suç alenen ortada ancak Prens’i geri getirmiyorlar. Üstelik suçlarını itiraf da etmişler ama Prens ortalarda yok ve dava süreci hayli yavaş işliyor. Olayı sinir bozucu hale getiren bazı konular var; Ç.K. ve A.V., yani Prens’i alanlar, Sinem Konukcu’nun ailesine ait olan bir mülkte kiracı ve orayı veteriner kliniği olarak kullanıyor. Klinik ve Sinem Hanım’ın yaşadığı ev yan yana. Veterinerler, Sinem Konukcu’nun bahçesini izinsiz kullanarak hayvan ölülerini ve dışkıları ortada bırakıyorlarmış. Tıbbi atıklarını bahçeye öylece atıyorlarmış.

PRENS BİR KEDİDİR, KAYIP EŞYA DEĞİLDİR!

Anlayacağınız, Prens’in ortadan kaybolması son nokta olmuş, zaten bir sürü problem yaşamışlar malum kiracılarla… Açık kanıtlarla hırsızlıktan dava açılması beklenen dosyayı savcı, kayıp eşyadan değerlendirmiş. İki kişiyi aklamış, diğerini de uzlaşmaya yollamış. Haliyle Sinem Konukcu, itiraz etmiş. Dosya açık, hâlâ bekliyorlar. Hayvanların eşya muamelesi görmesi bambaşka talihsiz bir hikaye…

15 Mayıs 2022, Pazar 07:00

Alev Gürsoy Cimin: Kitap bittiğinde üçüncü kez doğum yapmış gibi hissettim

Alev Gürsoy Cimin kadar işini ciddiye alan, tutkuyla yapan çok az insan tanıdım. Türkiye’nin en önemli röportajcılarından biri o. İddia ediyorum, aklına koyup da röportaj yapamayacağı kimse yok. Ancak bu sefer işler değişti. Şimdi sorular ona yöneldi. ‘Ben Daha Yaşamadım’ isimli bir kitap yazdı. İlk kitabı vesilesiyle buluştuk. Gelin, Alev Gürsoy Cimin’in dünyasına yakından bakalım.

Bugüne kadar hep sen insanların hikayelerini dinledin, yazdın. Şimdi senin hikayeni dinlemenin zamanı. Hayat hikayen nerede, nasıl başladı?

Dünyaya gözlerimi kalabalık bir ailede açtım. Mustafa amcam benim idolümdü, onunla dünyayı tanıdım, ilk iskarpinimi, ilk beşiğimi o almış. İlk şiirleri de o yazmış bana. Yazmayı, okumayı onunla sevdim. Geçtiğimiz yıl COVID-19 yüzünden kaybettim onu... Dünya birden eksildi. Keşke bugünü görebilseydi...

Çocukluğunun baskın karakteri amcan mı?

Babam sevgisini belli edemeyen biriydi. Altı yaşına kadar amcamı babam zannettim. Amcamın üç oğlu vardı, ben tek kız çocuktum. Annem dünyaya başka çocuk getirmeyi uygun bulmamış. 1984’te doğdum, yaman yıllarmış.

Beş yaşına kadar onlarla aynı evde yaşadık. Ağabeylerimden hayata dair çok şey öğrendim. En önemlisi, arı gibi çalışan annemden mücadeleyi ve en zor dönemlerde bile güçlü olmayı, kimselere kötülük yapmadan, bel bağlamadan kendi ayaklarım üzerinde durmayı öğrendim.

‘ARENA’DAKİ O ADAM GİBİ OLMALIYIM!

08 Mayıs 2022, Pazar 07:00

İyi ki doğmadın çocuğum!

Anne ve çocuk arasındaki bağın, evrenin en güçlü, en tılsımlı bağı olduğunu kim inkar edebilir? Belli etmemeye çalıştığımız tüm duygularımızı yüzümüzden okur ya da hisseder, kalbimizin kırıklarını bir güzel toplar ve yerine yapıştırırken bize unutamayacağımız hayat dersleri verip tüm bilgelikleriyle bizi sarıp sarmalarlar. Dünyadaki en saf ve koşulsuz ilişki, anne-çocuk ilişkisidir. Bir bütünün iki parçası…

***

Her şey bir canlıya ev sahipliği yapmakla başladı. Biliyorsunuz; Dünya, üzerinde çok da uzun süre takılamadığımız geçici bir gezegen. Madem doğmuşuz, o halde bu farkındalığın ve benzersiz sevginin doya doya yaşandığı bir ‘Anneler Günü’ geçirin ve annelerin sözlerine mutlaka kulak verin.

Nasıl olduğunu çözemediğim şekilde hep haklı çıkıyorlar. Yeryüzünde tanıştığım ilk insan olan canım annem İlknuş’un ve bu dünyadan gelmiş geçmiş, çocuklarına koşulsuz sevgiyi tattırmış tüm iyi annelerin ‘Anneler Günü’ kutlu olsun.

Buraya kadar her şey olağan ve gerçek. Ancak son zamanlarda üzerine düşündüğüm, bu gerçekliğin diğer yüzünü oluşturan bazı konular var. Dünyaya bir çocuk getirmenin ağırlığı üzerine… Bu gezegen milyonlarca problemli insanla dolu. Çoğu, travmalarının, kalıplaşmış zihin kayıtlarının esiri ebeveynlerinin eseri…

Arada sırada “Bir çocuğum olsa hayatım nasıl olurdu?” diye aklımdan geçiyor ve ruhum daralıyor. Ben kim oluyorum da ona hiç sormadan bir çocuğu dünyaya getireceğim? Daha dün bu ülkede bir sığınmacının 12 yaşında bir kız çocuğunu kaçırdığını okudum. Her gün ya bir çocuk kaçırılıyor ya birileri tacize uğruyor.

Ben yetişkin halimle kendimi, kendi ülkemde güvende hissetmezken çocuğumu nasıl koruyabilirim? Eğitimde bile eşitliğin olamadığı bir ülkede onun iyi bir eğitim almasını nasıl sağlayacağım? En iyi okulda okutacak param olacak mı? Devletin düşünmesi ve çözmesi gereken problemler neden benim omuzlarımda yaşıyor?