Bedük: İstanbul'da yaşarken çabuk parladım, Londra beni dinginleştirdi

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Son albümü 10 şarkılık ‘Intergalactic’ için konuşmak üzere Bedük’le Zoom’da buluştuk. Karşımda cool ve kendinden emin biri duruyordu. Ağzından laf almak pek kolay değil ama konuşma ilerledikçe zekasına ve mizahına şahit olmak keyifliydi. Evrensel bakış açısının yanında geleneksel ögelere de projelerinde yer veriyor. Canlı sahne performanslarıyla dinleyicilerine enerjisi hiç bitmeyen bir konser deneyimi sunan Bedük, 2007 yılından beri en büyük festivallerin ve konserlerin vazgeçilmez isimleri arasında. Bedük, Londra’dan bildiriyor. Buyurun…

Babanız Türkiye’nin en ünlü ve başarılı beyin cerrahlarından Prof. Dr. Altay Bedük, anneniz Nevin Hanım üniversitede inkılap tarihi öğretmeniydi, ablanız mimar… Müzisyenliği seçmeniz aileniz tarafından nasıl karşılandı?

Hayalim kaleci olmaktı. Ablam çok müzik dinlerdi. Odası müzisyen posterleriyle doluydu. Bir gün gitar dersi almaya başladı. Gaza geldim, ben de bir ders aldım. Klasik gitardan sıkıldım ve elektro gitar aldım. Gitar çaldığımı öğrenen müzik öğretmenim beni okul orkestrasına aldı ve elime perdesiz bas gitar verdi. Ailemin de “Çocuğun hobisi var ne güzel” diye hoşuna gidiyordu. Gelir geçer sandılar ama geçmedi.

Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü mezunusunuz. Bunun müziğinize etkisi nasıl oldu?

Albümlerimin kapak tasarımlarını kendim yapıyorum. Kliplerimi kendim çekiyorum. Müziğimin hem görselliğini hem işitselliğini beraber götürmeye çalışıyorum. İş gibi bakmaktansa sanatsal bakış açımı ortaya koyuyorum.  

Nasıl bir çocuktunuz?

Mahallede arkadaşlarımla top oynayarak büyüdüm. Keyifliydi. Sert müzikler dinlerdim. Rock ve metal gibi sert müzikler ilgimi çekiyordu. Bu yüzden bir yandan da saçımı uzatıyordum.

Dört sene önce Londra’ya yerleştiniz. Bunu bir beyin göçü olarak değerlendirebilir miyiz?

Bilemiyorum. Ben herkesin en az iki yıl yurt dışında yaşaması taraftarıyım. Farklı kültürlerin içinde yaşamanın, o insanlarla tanışmanın insana çok faydası var. Pandemiden önce konserler ve çekimler için en az haftada bir kere Londra-İstanbul arası gidip geliyordum. İstanbul’da Zekeriyaköy’de otururken işime bir saatte gidiyordum. Buradan da dört saatte İstanbul’da oluyorum. Değişen pek bir şey olmadı. Dünyanın neresinde olduğum fark etmez. Müziğimi yine aynı tutkuyla yaparım. 

BÜYÜK LAFLAR ETMEYİ SEVMEM

Eşiniz Zehra Hanım ile 25 yıldır birliktesiniz. Günümüzde uzun süre dayanan pek ilişki yok gibi, uzun süreli bir ilişki içinde olmak nasıl bir his?

Zehra benim lise aşkım. 1996’nın sonunda çıkmaya başladık, 2004 yılında evlendik. Kerem ve Ela adında iki çocuğumuz var. Böyle bir ilişki içinde olmak benim tercihimdi. Kim nasıl istiyorsa öyle ilişki yaşasın. Bu pek umurumda değil. Büyük laflar etmeyi sevmem. Herkesin kendi hayatı. 

MUTLU VE UZUN SÜRELİ EVLİLİĞİN EN BÜYÜK SIRRI SAYGI

Eğer bir sırrı varsa mutlu evliliğin sırrı nedir?

En büyük sır saygı! Biri düştüğü zaman diğeri onu ayağa kaldırmalı. Hepimiz insanız. Düşeriz, kalkarız ama en önemlisi sırt sırta durabilmek.

ÇOCUKLARIMA GEREKSİZ YERE BAĞIRIRSAM HEMEN ÖZÜR DİLERİM

Nasıl bir eşsiniz?

Çok romantik bir herif değilim. Kafam bulutlarda gezmez ama eşime çok güzel Türk kahvesi yaparım. Yemek yaparım. Haftada iki gün bulaşıkları toplarım. Bulaşık makinasını boşaltırım. Çamaşırdan hiç anlamıyorum. Evi çok dağıtırım ama ardından özür dilerim, hiç gocunmam. Çocuklarıma gereksiz yere bağırmışsam hemen özür dilerim. Ailemi her şeyin önünde tutarım. 

Sizce nasıl bir babasınız?

Onlar benimle ne kadar eğleniyor bilemiyorum ama ben eğlenceli bir baba olmaya çalışıyorum. Bazen kötü espriler de yapabilen, şarkı söyleyen bir babayım. Evde bağır çağır takılıyoruz. Onlara müdahale etmiyorum ama hayatta karşılaşabilecekleri durumları anlatıyorum. Hafiften bir disiplin de koymaya çalışırım çünkü çocuklara kurallar koymadığın zaman her şey dağılıyor. ‘Belli kuralların içinde çok eğlenelim’ gibi bir duruşum var.  

ARTIK SADECE PUB’A GİTTİĞİMDE ARKADAŞIMA KENDİMİ DUYURMAK İÇİN SESİMİ YÜKSELTİYORUM

Londra’daki yaşamınız sizi ne yönde değiştirdi?

Eskiden çabuk parlardım ama artık daha dingin biriyim. Sadece bir pub’a gittiğimde kendimi duyurmak için sesimi yükseltiyorum. Park, bahçe, yürüyüşler… Takılıyoruz. Kızımı okula bıraktıktan sonra nehir kenarında yürüyüş yaparım. Kahvemi içerken Türkiye haberleri okurum.

LONDRA, İSTANBUL KADAR CANLI VE HEYECANLI DEĞİL

İstanbul’daki yaşamınızla Londra’daki yaşamınız arasında nasıl farklar var?

İstanbul; keşmekeş, trafik, kalabalık, her saniye olay var… İstanbul uyumuyor. Londra, daha sakin. Burada da trafik var ama herkes arabayı yavaş kullandığı için trafik var. Çünkü herkes kurallara uymak zorunda. İstanbul gibi 24 saat canlı ve heyecanlı değil. 

Sahnedeki Bedük ile Serhat Bedük arasında nasıl farklar var?

Enerjim çok yüksektir. Kafam sürekli 10 farklı şey düşünür. Aklıma bir fikir geldiğinde hemen uygulamak isterim. Sabırsızım. Serhat ile Bedük arasındaki fark şöyle: Hafta içi işine giden aynı insanın cumartesi günü dışarı çıkıp dağıtmış hali. Konserlerimi, dışarı çıkmışım da dağıtıyormuşum hissiyle yapıyorum. Egolu biri değilim ama o sahne benim. Sahnede grup arkadaşlarımla ve dinleyicilerle yaptığım enerji alışverişi beni tavana çıkarıyor.

Bugüne kadarki yaşamınızdan öğrendiğiniz en kadim bilgi neydi?

Bi’ dur! Bir şeyi söylemeden önce dur ve düşün. Karşındakini dinle. Adımlarını düşünmeden atma.

‘INTERGALACTIC’ SAMANYOLU GALAKSİSİ GİBİ BİR ALBÜM OLDU

Son albümünüz ‘Intergalactic’i nasıl bir duyguyla yaptınız?

Albüm Samanyolu Galaksisi gibi oldu. İçindeki bütün şarkılar başka bir gezegen. Hepsi birbirinden farklı ama aynı galakside olduğunu biliyorsun. Kendim yaptım diye demiyorum, çok iyi albüm oldu. Özellikle ‘Intergalactic’ bugüne kadar yaptığım en iyi şarkı olabilir. Çok iyi şarkı, olacak iş değil. Hahaha! Ben zaten kendi dinlemek istediğim müziği yaptığım için başka yerde bulamadığım müziği yapıyorum. Spotify’da en çok kendimi dinliyorum çünkü arabada, yürüyüş yaparken kulağa nasıl geliyor diye sürekli yaptığım müziği dinlerim.  

Türkiye’den bazı sanatçılara da aranjörlük yapıyorsunuz, değil mi?

İrem Derici, Sıla, Baran Bayraktar, Feridun Düzağaç, Harun Kolçak, Mirkelam… Sabahat Akkiraz’a ‘Yeşil İpek’ adında bir türkü yaptık, çok güzel oldu. Aranjör ve prodüktör olduğum için benle çalışmak isteyen herkesle çalışıyorum. Arada reklam müzikleri de yapıyorum. Haziranda çok iyi şarkılar geliyor.     

YEDİ DALDA GRAMMY ÖDÜLLERİ’NE ADAY-ADAYI OLMUŞTU

2014 yılında, ‘Bedük-Overload’ albümüyle en iyi çıkış yapan sanatçı, en iyi albüm, en iyi kayıt dahil olmak üzere yedi dalda Amerikan Grammy Ödülleri’ne aday-adayı oldunuz ama bunu hiç sallamıyorsunuz. Neden?

Benim olayım, müziğimi yapmak ve konserlerde coşmak. Çok iyi albümdü. Amerikalı bir artist “Altın Kelebek alacağım” demiyorsa ben de Grammy peşinde değilim ama alırsam da eyvallah.

‘TÜRKİYE GÜZELİ’NE LAHMACUN YEDİRİP AYRAN BIYIĞI BIRAKTIRMAK

Müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Hiçbir şarkım birbirine benzemiyor. Yaptığım müzik; elektronik, funk, rock, disco pop’un benim süzgecimden geçmiş hali. Ben Batı merkezli bir müzik yapıyorum. Özümde bu var ama ben bir Türk’üm ve bununla da gurur duyuyorum. Yerel öğelerimizi de çok seviyorum. 2012’deki ‘We Dance’ şarkısının klibinde Türkiye güzeline lahmacun yedirmek, ayran bıyığı bıraktırmak güzel bir fikir. Bu arada ‘Live in London’ 17 şarkılık bir albüm de çıktı. Bir saatlik konser kaydını da YouTube’dan izleyebilirler.  

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder