Bir Instagram hesabının anatomisi: Nil Karaibrahimgil

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Kemerlerinizi bağlayın. Ya da bağlamayın rahat oturalım. Bu köşede Instagram profiline sıkıştırılan, kimsenin hayal kırıklığına uğramadığı, mutsuz olmadığı, her şeyin yolunda gittiği ‘müthiş’ hayatları konuşacağız. Posta-Portre’nin bu haftaki konuğu Nil Karaibrahimgil.

TÜRKİYE’NİN EN SEVİMLİSİ DELİSİ

2010’un ekim ayında kuşlar her zamanki umarsızlığıyla uçarken, asi kediler çöpleri karıştırırken insanlık Instagram’la tanıştı. Kimse o gün, on binlerce kişinin hayatının bir uygulamayla değişeceğini bilmiyordu. “Bu da neymiş yeaea. Facebook bize yetiyordu” diye sırt çevirenler bugün birer Instagram bağımlısına dönüştü.

Günde 7-8 saatini bu uygulamada geçiren insanlar tanıyorum. Şaka yapmıyorum, gerçek! Bu kadar saati iklim değişikliği adına bir şeyler yaparak geçirsek insanlığı ve dünyayı kurtarabiliriz. Nil Karaibrahimgil, her ne kadar organik bir yaşam sürdüğünü her fırsatta dile getirse de 1759 post paylaşmış. Bu ondan beklemediğim bir şeydi.

Belli ki Instagram için hatırı sayılır bir mesai harcıyor. Profilini biraz da iş için kullanıyor. Dağınık bir profili var. Afişlerdi, konser fotoğraflarıydı derken göz yoruyor biraz ama olsun, onun enerjisi yeter. Onun hakkında hiç fikriniz yoksa bile profilindeki söylemlerine ve tavrına bakarsanız onun Türkiye’nin en sevimli delisi olmaya aday olduğunu görürsünüz.

HER DÜŞÜNDÜĞÜNE İNANMA!

Onun şarkılarını ve kostümlerini hep sevdim. ‘Nil Dünyası’ albümünü dinlemeye başladığımda 11 yaşındaydım. ‘Evlenmek gerek’ şarkısında “Anne benim koşmam gereeeek/İstemiyorum pilav yapmak/Sana bir de torun gerek/İstemiyorum çocuk bakmaaaak” diye havalara girerdim.

‘Rüzgar’ şarkısındaysa ‘İnsan yalnız kalamaz/Yapamaz Aaaah/Döner durur yatağında/Uyuyamaz Aaaaah!’ diye hüzünlenirdim. 11 yaşında ne derdim varsa… Çöpe dokunsa güzelleştiren insanlar vardır. Nil de onlardan biri bana kalırsa. Basit bir kelime bile onun cümlelerinde ve şarkılarında ışıltılı hale geliyor.

Güneşe rağmen karanlık yaşama bakışı çok eleştiriliyor. Her duyguyu abartarak yaşaması bence müthiş! Eleştirenleri de anlıyorum. Ortalık yanarken biri çıkıp “Arkadaşlar durun ve yanmayan yerlere odaklanın” deyince insan biraz uyuz olabiliyor ama hepimiz olayları onun gibi değerlendirebilsek belki hayat daha da güzelleşir. Şaka şaka!

Yılları önce kendisinin de dediği gibi “Her düşündüğüne inanma!” Her konudaki mükemmeli görsek hayat inanılmaz sıkıcı olurdu. “Kaos olmadan asla” mottosuyla yaşayanlar baygınlık geçirirdi herhalde. Haha!

TİBET’E TEK GİDİŞLİK BİR BİLET LÜTFEN…

2012 yılından bu yana Instagram kullanıyor. Her paylaşımında mutlaka bir mesaj var. “Yönünü bilenin yolu açılır”, “Bugün kendine teşekkür ettin mi?” gibi… Kişisel gelişim kitabı okumayı sevmeyenler onun profilinde biraz gezinse kısa süre de olsa aydınlanma yaşar, tası tarağı toplayıp tek gidişlik bir bilet alıp Tibet’e gitmeye kalkar.

Ağaçlara, enginarlara güzellemeler yapan kalbi çiçeklerden yapılmış biri o. Vegan öğle yemeğinin fotoğrafını paylaşıp “Öğle yemeğim değil, öğle iyiliğim. Hücrelerim bayram ediyor” yazan biri hiç kötü olabilir mi? Ara ara film ve kitap önerileri yapıyor. En son Julian Schnabel’in ‘Van Gogh Sonsuzluğun Kapısında’ filmini önermiş.

Tabii bu öneri postunu öğütlerle taçlandırmış. “Ağaç olmak nasıldır? Van Gogh olmak nasıldır? 2. Dünya Savaşı’na katılmış olmak nasıldır? Öğren!” yazmış. Ben de Schnabel’in ‘Kelebek ve Dalgıç’ filmini çok severim. İzlemediyseniz bu iki filmi mutlaka izleyin. Profilinde o kadar çok vakit geçirdim ki kendimi öneriler dağıtırken buldum. Temiz hava almaya çıkıyorum. Bye…

 Instagram Notu: 6.5/10

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder