Cilt kuruluğu… Bir nemlendirici sürüp çıkarım, kuruluk düzelir diye düşündüm.
Hani çantaya atılan, aceleyle sürülen, çoğu zaman da yarım kalan bir adım gibi… Cilt kuruluğunu uzun süre bu kadar basit sandım. Oysa cildim bana küçük sinyaller değil, resmen uyarılar veriyormuş. Ben görmezden gelmişim.
Çoğumuz cilt kuruluğunu sadece soğuk havaya, kış aylarına ya da “hava çok kuru” bahanesine bağlıyoruz. Oysa işin aslı çok daha derin. Cilt kuruluğu çoğu zaman yanlış alışkanlıkların, aceleyle yapılan bakımların ve kulaktan dolma bilgilerin sonucu. Yani evet, bazen en büyük zararı yine biz veriyoruz.
Mesela temizlik… Temiz cilt = sağlıklı cilt sanıyoruz. Ama fazla temizlik, sert ürünler, gün içinde defalarca yıkama derken cildin kendini korumak için ürettiği doğal bariyeri resmen söküp atıyoruz. Sonra da cilt “Ben artık dayanamıyorum” diye kurulukla, kızarıklıkla, hassasiyetle tepki veriyor.
Bir de nemlendirme meselesi var ki, en çok yanlış yapılan konulardan biri. Nemlendiriciyi sadece banyodan sonra sürülen, bazen unutulan bir ürün gibi görüyoruz. Oysa nemlendirme cildin temel ihtiyacı. Üstelik sadece kuru ciltlerin değil; yağlı, karma, akneli ciltlerin bile. “Benim cildim yağlı, nemlendirici sürersem parlar” düşüncesi yıllarca bizi yanlış yönlendirdi. Nem eksikliği olan cilt, daha çok yağ üreterek kendini korumaya çalışıyor. Yani nemlendirmemek sorunu çözmüyor, büyütüyor.
Kuruluk sadece görüntü meselesi de değil. Kuruyan cilt daha çabuk yaşlanıyor, ince çizgiler daha belirgin oluyor, makyaj pütür pütür duruyor. En kötüsü de cilt hassaslaşıyor. Dün kullandığın ürün bugün yakıyor, kızarıklık yapıyor. Çünkü savunma hattı çökmüş oluyor.
Ve işin bir de dışarıdan görünmeyen tarafı var: Su içmemek, düzensiz uyku, stres, yorgunluk… Bunların hepsi ciltte sessiz sessiz iz bırakıyor. Cilt aslında bizim yaşam tarzımızın açık bir özeti. Ne kadar ihmal edersek, o da o kadar sesini yükseltiyor.
Ben şunu öğrendim: Cilt kuruluğu kader değil. “Benim cildim böyle” deyip kabullenilecek bir durum hiç değil. Doğru ürünle, nazik bir temizlikle, düzenli nemlendirmeyle ve biraz da sabırla cilt gerçekten toparlanıyor. Mucize değil ama emek istiyor.
Artık cildime savaş açmıyorum. Onu bastırmaya, yok saymaya çalışmıyorum. Dinliyorum. Ne istediğini anlamaya çalışıyorum. Çünkü cilt bakımının özü tam olarak bu: Daha fazlasını yapmak değil, doğru olanı yapmak.
Belki de hepimizin kendine şu soruyu sorması gerekiyor:
“Cildime gerçekten bakıyor muyum, yoksa sadece idare mi ediyorum?”
Cevap çoğu zaman sandığımızdan daha dürüst oluyor.
