Çocuklar Ülkesi KidZania İstanbul geri dönüyor

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Çocuklar Ülkesi KidZania İstanbul, tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını sonrasında ‘yeni normal’ kuralları ve yönlendirmeleriyle ek tedbirler aldı ve 1 Ağustos tarihinde eğlenerek öğrenme deneyimine kaldığı yerden devam edecek. KidZania İstanbul’un CEO’su Ebru Timur, ‘Sağlıklı ve Güvenli KidZania Deneyimi’ ile sosyal mesafe, maske kullanımı, minimum temas ve maksimum hijyenle yollarına devam edeceklerini söyledi.

PANDEMİ karikatüre yansıdı

‘Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışması’na katılan karikatüristlerin çizdiği Covid-19 karikatürleri Trump AVM’deki sergi salonunda ziyaretçileriyle buluşuyor. Yurt içi ve yurt dışından karikatüristlerin eserlerinin yer aldığı ‘Pandeminin Çizgileri’ sergisi Trump Alışveriş Merkezi B3 katı Karikatür Sergi Salonu’nda görülebilir.

SALT’ın yenilikleri bitmiyor!

SALT, salgın döneminde sanat üretimini yeniden düşünmeye aracılık etmek üzere hiyerarşik olmayan, ortak bir öğrenme süreci geliştirdi. Çalışma grupları, Batu Bozoğlu ve Burak Delier atölyeleriyle başlıyor. Kurum ve sanatçı, küratör ve araştırmacılar arasında üretim ve sergileme ötesinde bir iş birliği alanı oluşturan çalışma grupları, çeşitli araştırma gündemlerinin SALT desteğiyle dışarıdan katılım ve tartışmaya açıldığı bir platform olacak. Herkese açık olan program 6 Ağustos’ta başlıyor. Şimdiden kayıt olmak için saltonline.org adresine uğrayın.

HALUK AKAKÇE’den ‘Keşke Zamanı Geri Alabilsem’

Haluk Akakçe’nin zamana meydan okuyan sergisi ‘Keşke Zamanı Geri Alabilsem’, İzmir/Özdere’de, Club Marvy’nin içinde ziyaretçilerini bekliyor. Sanat kariyeri boyunca hem yurt içi hem de yurt dışında ses getiren sergiler açan Akakçe’nin bu sergisi; değişim ve dönüşüm temalarını ele alarak, ziyaretçilerini zaman ve mesafenin olmadığı paralel bir dünyaya götürmeyi vaat ediyor. Sergi, tatil yaparken sanattan ayrı düşmek istemeyenler için eylül ayına kadar açık kalacak.

Müzede Sahne başlıyor!

Müzede Sahne, Emre Koyuncuoğlu’nun sanat yönetmenliğinde her yıl belli bir tema üzerinden gösteri sanatları alanındaki işlerden bir seçki sunuyor. Bu yıl başlık, özellikle pandemi döneminde daha da artarak şiddet gören, tehdit altında yaşayan ve hayatını kaybeden kadınların sesi olması amacıyla ‘Adı Sanı, İsmi Cismi’ olarak belirlendi. 7-15 Ağustos 2020 tarihlerinde Sakıp Sabancı Müzesi’nde, açık havada gerçekleştirilecek Müzede Sahne’nin programına ve biletlere www. sakipsabancimuzesi.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz

İSTANBUL Film Festivali’nin ardından

İKSV tarafından düzenlenen 39. İstanbul Film Festivali bu yıl Covid-19 salgınının gölgesinde gerçekleşti. Haziran ve temmuz aylarında uluslararası seçki filmler çevrimiçi olarak gösterime girdi. Festival, Sakıp Sabancı Müzesi’nde gerçekleşen özel gösterimlerin ardından gerçekleşen ödül töreniyle tamamladı. Ulusal Yarışma’nın galibi En İyi Film, En İyi Senaryo ve En İyi Kadın Oyuncu dallarında ödüle uzanan Ümit Ünal’ın yönettiği ‘Aşk ve Büyü’ filmi oldu.

Ümit Ünal’ın 20 yıllık kırık bir aşk hikayesine büyü katarak aktardığı ‘Aşk ve Büyü’ filmi törende elde ettiği başarıyı sonuna kadar hak ediyor. ‘Aşk ve Büyü’, 90’lı yıllarda henüz birer ergenken büyük aşk yaşayan Eren ve Reyhan adındaki iki kadının 20 yıl sonra tekrar bir araya gelip yüzleşmelerini anlatıyor. Yıllarca ortalıktan kaybolduktan sonra unutamadığı aşkını bulmak için Büyükada’ya dönen Eren, karşısında sadece aşktan değil hayattan da vazgeçmiş Reyhan’ı buluyor.

Bu karşılaşma, büyük ama küçülmeye mahkum bir aşkı hatırlatırken sınıfsal farkların hayatlarımızda açtığı yaralara parmak basıyor. ‘Aşk ve Büyü’ kahramanlarının içinde gizlenen aşk ateşi ve büyüsüyle her anında güç, cesaret ve isyanla dolu büyülü bir seyirlik haline geliyor.

Ulusal Yarışma’da 11 film yer aldı. Bunalımdaki erkeklerin bir o kadar bunaltıcı hikayelerini anlatan ‘Şair’, ‘Körleşme’, ‘Ceviz Ağacı’ gibi filmler hayal kırıklığı aratmış olsa da korku ögeleriyle yüklü, distopik film ‘Bina’nın törenden En İyi İlk Film de dahil dört ödülle dönmüş olması sevindirci. Ülke sinemasına farklı bir soluk getiren ‘Bina’nın; baskının, sansürün ve içimize işleyen korkunun üzerine giden ve bunları yaymada en etkili araç olarak kullanılan televizyonu merkezine alan hikayesi takdire şayan.

Törenden eli boş dönse de seçkinin en ilgiye değer filmlerinden biri de şüphesiz ki Leyla Yılmaz’ın ‘Bilmemek’i. Bir yandan su topu oynayan, bir yandan da üniversiteye hazırlanan Umut’un takım arkadaşları tarafından eşcinsel olmakla suçlanıyor ve zorbalığa maruz kalıyor. Umut’un ailesi içinde yaşanan mutsuzluk ve iletişimsizlik de bir araya gelince, ortaya ‘ele güne karşı’ hep mutluymuş gibi görünen ama içten içe parçalanan bir aile portresi çiziliyor.


Yazarlarımızdan

12 Ağustos 2020, Çarşamba 07:24
12 Ağustos 2020, Çarşamba 07:21
12 Ağustos 2020, Çarşamba 07:17
12 Ağustos 2020, Çarşamba 07:11
Sıradaki haber yükleniyor...
holder