Birol Ünel'in ardından...

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Böylesi ani ölümlerde nefesi gibi sözcükleri de boğazına takılıyor insanın. Birol Ünel'in aramızdan ayrıldığı haberini duyunca herkes gibi benim de aklım kaçarcasına 2000'li yıllara gitti. İlkgençlikler, Beyoğlu'nun arka sokakları, Leyla günleri, Cihangir yokuşları, karanlık filmler ve puslu salonlar... Ne çok anıya eşlik etmiş, ne çok el ele yürümüş zamanla meğer! 

Aslında 80'lerin sonunda Almanya'da başlıyor oyunculuğa ama bize kadar ulaşması ve tabii kendi kişisel talihinin de dönmesi, bir Fatih Akın filmi olan 'Duvara Karşı'daki rolüyle oluyor. Hatırlarsınız 'Duvara Karşı'yı... Vizyona girdiğinde yıl 2004'tü ve bence Beyoğlu'nun da son güzel yıllarıydı. Eş dost arkadaş, tam takır herkes Fatih Akın keşfinden ve filminden söz ediyordu. "Birol Ünel" ismini de ilk kez bu filmdeki rolüyle duyduk. Silifke doğumlu, Berlin aşığı bir aktör olarak Türk izleyiciyle böyle tanıştı.

Bir dönem sokak çocuklarıyla yaşadı

Birol Ünel kimselere pas vermeyen, basında görünmekten de hoşlanmayan, davetlere katılmaktansa arka sokak pub'larında keyfine bakan bir adam olduğu için ne bir skandalını duyduk ne de şimdilerde aynı yollardan geçenlerde olduğu gibi, 'bilmemne güzeliyle şok aşk' haberlerini... Onun en büyük 'şok'u, evini sokak çocuklarıyla paylaştığı haberiydi. 'Duvara Karşı'dan kazandığı parayla bir ev almış ve bu evde çocuklarla yaşamaya başlamıştı. Birkaç yıl sonra kaldığı oteldeki aşırı beyaz ve pürüzsüz görünümden rahatsız olup odasını 'kırmızı şarap dökerek' renklendirdiğini, plaja takım elbiseyle gelip denize paçalı donla girdiği gibi haberler de okuduk. Kendi kendine yaşayan ve farkında olmadan sosyal devrim ışığı yayan bir adamdı o. Ödünsüz, tavizsiz, kendine özgü, özgür ve tabu nedir bilmeyen tavırlarıyla, minyatür bir dünya kuruyor, kendinden sonraki Y kuşağını da etkisi altına alıyordu.

İki yıl sonra...

Tony Gatlif'in 'Transylvania' filmiyle sinemaya geri döndüğünde hissettiğim heyecanı dün gibi hatırlıyorum. Alkazar Sineması'nda izlemiştim. Filmi pek sevmemiştim ama Birol Ünel'in hatrı büyüktü. 2009'da yine bir Fatih Akın filmi olan 'Soul Kitchen' ile de hatrını perçinledi. O nesil, kim var kim yok hepimiz, komple birer Birol Ünel fanı olup çıktık. Ancak yıllar geçtikçe hem rol aldığı yapımlar kulvar değiştirdi (Eşkıya Dünyaya Hükümdar olmaz dizisi gibi) hem de Birol Ünel'den gelen haberler ürkütmeye başladı. 

Berlin'den gelen fotoğrafı hatırlarsınız. Sokak ortasında, akşamdan kalma, uyurken görmüştük onu. Sonrasında parasız kaldığını, başını sokacak bir yeri olmadığını, bir yönetmen arkadaşının evini açmasıyla toparlamaya başladığını duyduk. Üzülmemiz ve sevinmemiz bir oldu; çünkü tam da o ara şöyle bir silkelendi, Türkiye'ye gelip yüzünü göstermeye başladı. Gelmişken ricaları kırmayıp bir-iki klipte küçük roller alıyor, yapımcılarla görüşüp ruhuna uygun bir film arıyordu. Sokak çocukları için de bir film yapmak istiyordu. Ancak maalesef kanser haberiyle bu ufak yaşama tutunma çabaları çöpe gitti. Son birkaç yıldır da Berlin'den gelen haberler pek iyi değildi. 

Birol Ünel bir dünyaydı

Bütün bunları düşünürken; yani bu sevginin anlamını, ölüm haberini aldıktan sonra kalbime oturan ağırlığın sebebini düşünürken, Birol Ünel'in bir dünya olduğunu ve bizimle o dünyayı çok az paylaştığı için de bencilce bir üzüntü duyduğumu fark ettim. 59 yıllık bir ömür, adını sayabileceğimiz belki 3, belki 5 film ama yine de hayatına dokunduğu onca insan... Nereden bakarsanız terazinin öbür kefesi ağır basıyor: İyi adamdı, güzel adamdı ve keyifle yaşadı! Dalgalı ruhu, gittiği yerde huzur bulsun.

Yazarlarımızdan

28 Eylül 2020, Pazartesi 08:18
28 Eylül 2020, Pazartesi 08:07
28 Eylül 2020, Pazartesi 07:49
Sıradaki haber yükleniyor...
holder