Masumlar Apartmanı: İstanbullu Gelin'e güncelleme gelmiş

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Sağa dönüyorum Safiye, sola dönüyorum Han, aşağı bakıyorum Gülben, yukarıda bir İnci... Nereye gitsem sohbet Masumlar Apartmanı, nereye baksam afişlerde Masumlar Apartmanı, köşe yazılarında, sokakta, markette, metrobüste... BU İNSANLAR HER YERDELER! Bir noktada pes etmemek mümkün değil; "Tamam" dedim, bu hafta sonu oturup izleyeceğim... Yalnız önemli bir nokta var: İnsan bir şeye niyet ederken dikkatli olmalı. En azından bu niyetinin gerçekleşmesi durumunda hayatından kaç dakika götüreceğini de hesap etmeli. Yahu bir bölüm 2 saat 45 dakika sürer mi? Vallahi de sürdü. Uzun bakışmalardan, yanlış anlaşılmalardan, tesadüflerden, romantizmden ve kapı dinleme sahnelerinden bir ara felaket darlandım.

Sabah başlayan dizi mesaim, planlarıma göre öğleden sonra sonlanacaktı ama 4 bölümü bitirdiğimde saatler gece yarısını gösteriyordu. Koltukta başladım, yatakta bitirdim. Bir ara uyumuşum ama ne kaçırdım tam anlamadım. Ben uyurken Safiye temizlik yapıyordu, uyandım pek bir şey değişmemiş, sanırım 15 dakikadır aynı sahnedeydik.

10 saatlik Masumlar Apartmanı serüveninden notlar

  • Han'ın karıştığı çöp bidonlarını hangi aileler kullanıyorsa tanışmak istiyorum. Ne kadar titiz insanlar! Çöplerini minnoş minnoş kokulu-renkli çöp torbalarına koyup ağzını güzelce bantlamışlar, götürmüş zarifçe atı-atıvermişler. Normalde ayıptır söylemesi çöpün 500 metre yakınına yaklaşsanız ağız-burun alarm vermeye başlar. İstanbulluların çoğunluğu çöp poşeti diye bir şeyin icadından habersizdir. Gerçek bir çöp bidonu görenler bilir ki, ağzına kadar doldurulan market poşetlerinden karpuz suyu akar, kediler yumurta kabuklarının üzerinde gezer, hiç olmadı yemek artıklarının üzerini sinekler çevreler. Hiç öyle yüzünüzü buruşturmayın: Gerçek çöp budur! Böyle temiz kullanılan bir çöp bidonunu ilk kez Masumlar Apartmanı'nda gördüm, çok beğendim. Trendyol'da satılsa mahalleye sipariş edecektim. Bence Han gerçek çöp istiyorsa İstanbul'u şöyle bir gezsin. Baksın bakalım o zaman hastalığı geçiyor mu geçmiyor mu?
  • "Dizinin en itici karakteri kimdir?" anketi yapılsa açık ara Uygar birinci çıkar. Hatta yapayım ve çıksın:


Uygar tabii sadece bir sembol. Ama önemli bir sembol. Hepimizin hayatında yer etmiş, tıpkı Uygar gibi bencil ve küt kafalılar vardır. Tam bir ömür törpüsüdür bunlar. Önce İnci gibi güzel güzel derdinizi anlatırsınız, zamanla başından aşağı kahve dökecek kıvama gelirsiniz ama bu sinir de hiçbir şeyi değişmez. Neticede asabı bozulan bir tek siz olursunuz; o yine bütün kütlüğü ile hayatına devam eder. Uygar gerçek bir prototip ve dizinin önemli şahsiyetlerinden biri. Bu çocuğa dikkat edin, bakın daha "Ben haklı çıktım"ları oynayacak...

  • İlk 1-2 bölümde diziyi götüren Safiye ve Gülben'in hikayesiydi ve bu gerçekten çok iyiydi. Ama sonradan, herhalde bir Türk tipi senaryo alışkanlığı olarak romantizm ağır bastı. Açıkçası kızkardeşlerin hikayesi, ve hatta anneleri (o kadın da niye böyle oldu; öğrenecek miyiz bakalım), Han ve İnci'nin sonu belli ilişkisinden daha ilgi çekici. Hayır zaten aşk izlemek istesek televizyon baştan sonra bu hikayelerle dolu. 

Masumlar Apartmanı eksi OKB eşittir İstanbullu Gelin

Safiye ve Gülben'i bir kenara bırakırsak (bu ikisi zaten Türk dizi tarihinin de ilk hastalıklı kişilikleri olarak tarihe geçecek), Masumlar Apartmanı ile Gülseren Budayıcıoğlu'nun televizyona uyarlanan ilk hikayesi İstanbullu Gelin arasında bir fark göremiyoruz. Özellikle hikayenin romantik kısmı (sürekli erkekler kadınlara balon alıyor niyeyse) birebir aynı tatta ilerliyor. 

İnci eşittir Süreyya: Türk dizilerinde 'özgür kız' profilini yeşerten İstanbullu Gelin'in Süreyyası'ydı. O da tıpkı İnci gibi 2 günde bir adama tutulup hemen akabinde evlenmişti. Başlarda Faruk'un zorbalığı, Süreyya'yı zorluyordu. Aynı şekilde şimdi Han'ın İnci'ye "Yapamazsın, edemezsin, bana soracaksın, izin vermiyorum"larını izliyoruz. İnci de şimdi debeleniyor ama kısa sürede Süreyya'nın yaptığı gibi Han'ı dize getirecektir. Kısacası İstanbullu Gelin'de her bölüm "Bana ne yapacağımı söyleyemezsin Faruk" cümlesini 5 kere duyduğumuz Süreyya, bayrağı yeni sezonda İnci'ye devretti. Küçük yaşta anne-babasını kaybetmesi, yalnızca bir aile büyüğünün hayatta olması (Süreyya'nın teyzesi, İnci'nin dedesi) de geçmişlerindeki benzerlikler. 

Han eşittir Faruk: Modernizm kisvesi altında kıskançlık ve hırslarını bastırmaya çalışan, zengin, kariyerli, ailesine önem veren ve hatta onlar için bir çok şeyi elinin tersiyle iten bu iki adamın tek farkı, Han'ın hasta olması.

Esra eşittir Dilara: Başrol kadın karakterin kardeşi kadar düşkün olduğu kankilettası. Alabildiğine tatlı, fedakar, düşünceli ve elbette bir aşk yarası var!

Akif eşittir Esat: Başrol erkek karakterin arkasını toplayan kankilettası. Neşeli, komik, düşünceli, fedakar. Devamlı fikir veren bir hali var.

İstanbullu Gelin'de en sevdiğim karakter olan Adem'in öfke ve şiddetini, tedavi sürecini ve romantizmle balon balon süslenmemiş, gerçeğe yakın ilişkisini izlemiştik. Masumlar Apartmanı'nda bu boşluğu dolduran bir karakter (henüz) yok. Ama onun yerine sezon boyunca dispozofobi, OKB, alzehiemer gibi hastalıkları izleyeceğimiz net.

Neticede Safiye ve Gülben'in hikayesi, apartmanın en üst katındaki 'bilinçaltı' odası gibi detaylarıyla Masumlar Apartmanı benim için bir eşik oldu. TV'de krallığını ilan eden psikoloji dizilerinin hiçbirini izlemedim, hatta Gülseren Budayıcıoğlu kitaplarına da mesafeli duruyorum. Ama bundan sonra "doğduğum ev babamın, kırmızı oda benim, apartman annemin" şeklindeki konuşmalara önyargılı yaklaşmayacağım. Varmış bir bildikleri!..


Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder